NAH İNSANA VE ANASNİ HAN


 BÖLÜM - 9

Kültür Tutukevinde Lütfen Yaa - Biraz Sağduyu

.

Anlam adacığına giden yolculuk, anlamsızlıklar denizinden geçer.

Bilge bilmez, öğrenmek peşindedir.

Yerçekimini bulgulayan elma değil, Sir Isaac Newton oldu.

Hepimiz cahiliz; ama birbirimizden farklı farklı konularda.

Adam sormakla âlim olur; âlim sormakla adam olur.

Bilgi tehlikeli de olabilir; ama bilgisizlik kesinlikle öyledir.

Bilgeler sustuklarında Evren'i aralarında paylaşırlar.

 

Birden çok dil öğrenmek zor değil ki.
Zor olan, birden çok dilde susabilmek..

 

 
 

 En büyük yanılmalar,
yeni ve daha büyük bir gerçekliğe uyanıyorum"
duygusuyla başlar.

Dünü nostaljik kurgu,

Bugünü yok,

Geleceği hüsn-ü kuruntu.

 

zamana tutsak

Bugünü, dünün yarını olmaktan kurtaramazsınız, ama bugünü yarının dünü yapmak sizin elinizde.

Gerçeği insan gözüyle değil, insanı gerçek yüzüyle görmeye çalış.

Sözcükler insanı, insansa gerçekleri yaratır. Gel de güven!

Her yeni yaş, sürekli yenilediğimiz bir maske gibi... Yaşamsa, bir maskeli balo...

 İyi aktör sahnede doğaldır;
 rolünü günlük yaşamda oynar.

  

 
 
 

Nüfus, plutokrasinin gözünde, çakma kredi verip emeğini, ekmeğini, yaşamını çalacağı, bedeni kullanışlı, beyni güdük müşteri güruhu demek.

Küresel sermaye hamamında tellaklar gider tellaklar gelir, ama tas hep aynı tas, kese hep aynı kese.

Küresel sermaye hep aynı kaba işer; aşırı nüfus batağından nemalanır; ucuz işçi, şoven asker, dinci biatperver mürit sever.

Evrimin yönü, kimileri için, avcı-toplayıcıdan, tavcı-coplayıcı yönünde olmaktan öte değil.

Yönetilen kadar, yöneten de düzene köledir. Özgür insan ne yönetilir, ne de yönetir. Özgür insan, yönetim kavramının bilinçlerden yiteceği bir dünyanın peşindedir.

Yönetmek isteği kişilik bozukluğu, yönetilmek isteği aşağılık karmaşığı.

Yaşasın Muhalefet-i Ebed Müddet!

Her türlü düzen, bireyin düşmanıdır. Bireylerden oluşan bir düzen dışında.

Tarih iki karşıt gücün çatışmasının öyküsüdür: Bilgelik ve Cehalet. Dolayısıyla evrim sancılı, ama kaçınılmazdır.

Toplum, kendi içinde, yıkılışının değil, dönüşümlerinin tohumlarını taşıyor.

 
Ne yaman bir kavramsal çelişkidir, "Yaşam tarzımızı değiştireceğiz, ama benliğimiz, özümüz değişmeyecek"  iddiası. Tarım, sanayi, sanayi sonrası, bilişim toplumları... Herbiri başlıbaşına apayrı birer kültür, apayrı birer dünya oysa.  

Muhafazakârlık kabız ediyor; liberallik ishal. Kenefteki kavga kaçınılmazdı...

Ülkemizin ilim/bilim yaşantısı mı? Anlatayım: Münevverler dörder nikâhta berdevam. Aydınlarımız ise, uygar nikâhın üstüne üçer metresle yetiniyorlar.

Düşünen kafaların el üstünde tutuldukları bir ülkede yaşıyoruz. Doğaldır ki, bizimle aynı düşüncede olduklan sürece!

Çağdaş gerilimlerimizin büyük çoğunluğu, avcı/toplayıcı genetiğimizle sanayi kültürüne uyarlanma sorunlarımızdan kaynaklanıyor.

Kültür, tutukluluğun yönetici ve gardiyanları da

kapsadığı, toplu bir tutukevi.

İnsan dediğin, üzerine kültür giydirilmiş

iki ayaklı canlı türü. Kültürü neyse o.

kültür tutukevi

global endeksler      insan      kafayı yiyen yiyene