| |
| |
Oysa...
Göreli
olmanın sınırlarından yana bir güvencemiz var: Kimi sınırların
ötesinde çarpıtılan bir görüntü algılayan kişiler / toplumlar, içinde yaşadığımız
bu dünyaya uyarlanma olanağını tümüyle yitireceklerdir, yitiriyorlar.
Düşler
üstüne kurulu, değişen dünyaya ayak uydurmakta güçlük
çeken katı öğretiler -- zemin hazırladıkları düşünce
diktatörlükleri ile birlikte -- zaman aktıkça geçerliğini
yitirmeğe, tükenip yıkılmağa hükümlüdürler. Bilim
karşısında skolastiğin de durumu budur.
Bilim, insan öğesinden
arındırılabildiği, soyutlanabildiği ölçüde, gerçekliği bulgulayıp
açıklayabilecek, o yönde yol alabilecektir.
|
|
| |
İnsanın doğası
değişir mi? Sorunun yanıtı: Evet — varolan herşey gibi... İnsan,
aslında, dördüncü boyutta (zaman boyutunda) değişmekte olan insandır. |
|
 |
| |
Zaman boyutundan soyutlanmış üç boyutlu
bir dünya görüntüsü algılamak, sonsuz cücelikte bir "an" süresince geçerliği
olan, önemsiz bir saptamadır. Dondurduğunuz resim, zaman boyutundaki
yolculuğunu sürdüren insan açısından "tarihten bir yaprak" olma
ötesinde bir değer taşımaz.
Gerçek dünyamız,
koordinatlarından birisini zaman boyutunun oluşturduğu, dört boyutlu
bir dünyadır. Böyle bir dünya süreklilik ve değişme süreçlerinden
bağımsız düşünülemez, anlaşılamaz.
|
|
|
|
|
|
 |
|
Süreklilik ve
değişme, karşıt iki süreç değil, tek ve aynı gerçekliğin birbirine
yaşama olanağı veren iki değişik yüzüdür. |
|
| |
Süreklilik değişmedir; değişme ise
sürekliliktir.
Gerçekliğin kendisi de, onu bulgulamağa
çalışan bizler de sürekli değişiyoruz. Buna bir de insanın biyolojik
ve kültürel koşullanmışlığını ekleyiniz: İşte o nedenle en büyük bilim
adamı, ortaya bir tez sürmek cahilliğini göstermemiş olanıdır.
|
|
| |
Sonuçta insan,
tanımadığı, tanıyamayacağı, güçlükle tutunmağa, biraz da
oluşturmağa çabaladığı bir evrende,
kendi
şizofren yaşam tarzını sürdürme çabasındaki
SONSUZ BİR
YABANCI olarak değerlendirilebilir.
Sabun
köpüğünden bir dünya!
Bilim adamı,
şairin üstesinden gelebilecek mi -- göreceğiz... |
|
 |


|
|
|