| 
Bir
Kadın-Yiyen'in Öğleden Sonrası
BÖLÜM - 2
KURAMSAL ÇERÇEVE
Üzgünüm hanımefendi, kiralık aynamız
hiç kalmadı.
NAH İNSANA VE ANASNİ HAN,
gizli baskı, s. 31
Boo’ Nuya San To’ Soon, O Quiana Co’
Soon
NAH İNSANA VE ANASNİ HAN,
gizli baskı, s. 31
Her iki elinizi de aynı
ustalıkla kullanabiliyorsanız, size antropolojide "am-bidekströz"
denildiğini biliyor muydunuz? Herneyse, farketmez... Bu işlerin erbabı
olanlar öyle rivayet ederler ki, bir istimnâ tekniği olarak son anda
el değiştirirseniz başkasının eline vermiş gibi olurmuş-muş-sunuz...
Bilemem...
Şu anda sımsıkı bağrınıza
bastığınız bu bilimsel eğitici kitap,
|
 |
|
1) Kadınların
daha analarından doğarken yanlarında getirdikleri erkekleri imha
silahlarını konu edinen coşkulu ve katışıksız bir övgü, |
|
|
 |
|
2) Zayıf naif
erkek egosuna – onu bu ezeli boyunduruktan kurtarabileceğini
düşleyen -- nihai, ebedi ve fuzuli bir sövgüdür. |
|
Masculine mistique,
yani “erkekliğin gizemi” kavramı ilk kez Abdüğhüvvel Efendi
Itriyatnamesi'nde miladi onüçüncü yüzyılda tafsilatlı biçimde
gündeme getirilmişti. Ancak bu önemli kaynak günümüz Türkçesine
Erkek Mıstık şeklinde yanlış çevrilmiştir. Aslı, 1331 yılında
Tibet'te Dalai Lama başkanlığında bir edebi heyet tarafından kaleme
alınmış olan Feminine Mystique başlıklı felsefi
metinlerde olduğu gibidir.
Bu konuyu bendeniz daha önce
"Kadın Denilen Gizemli Fıstık" başlıklı tekmili otuzbir ciltlik
bilimsel makalemde irdelemiştim. Özetleyecek olursak: Erkek
kafatasının içini dolduran kıvrımlı gri madde, yani erkek beyni,
yakışıklı iki kulak birbirine sürtünüp aşınmasınlar diye seni ve beni
yaratan yüce Tanrı tarafından oraya yerleştirilmiştir.
| |
Erkeğin gizi gizemi yoktur.
Erkeğin merkezi sinir sistemi iki bacağı arasında üslenip, karargahı
orada kurmuştur. Hassas bölgeyi ele geçiren kadın, erkek ruhuna da
egemen olur. |
 |
Homo sapiens
türünün XY kromozomu taşıyan üyeleri, (yani, daha akıllı değil ama
daha kıllı olanları) kendilerine bir kuşak boyu (yani, yaklaşık 30 X
12 = 360 ay süreyle) emanet edilen genleri dünyaya yayıp saçacak,
ellerinden geldiğince çok kadını gebe bırakacak şekilde
programlanmıştır. Bu durum kıllı homo'nun doğası, çaresiz boyun eğmek
zorunda olduğu değişmez zalim kaderidir.
| |
|
Naçizane antropolojik
kanaatimi soracak olursanız [zaten başka kime soracaksınız ki?]
cinsel
kurallar ve yasakların temelinde, bir yandan,
1. follukta yabancı
yumurta olasılığını sıfırlamak...
Ama öte yandan da,
2a. Horozlar
açısından, olabildiğince yüksek sayıda folluğun patronu olmak;
2b.
Tavuklar açısından ise, civcivlerini olabilecek en nitelikli
horozlardan edinmek hak ve arzusu yatar... |
|
|
İyi de, bu enflasyon ve
stagflasyon ekonomisinde bunca çoluk çocuğun bakım, beslenme, eğitim
masrafları ne olacak? Kim bunları yedirip içirecek, okula gönderecek,
sünnet ettirecek, ev bark iş sahibi yapacak, evlendirecek, bir kuşak
sonra da torunlarına da bakacak? Görüyorsunuz ki, -- tıpkı, koloni
kuşları örneği -- yumurtalarını öteki kuşların altına yerleştirmekten
başka çare yok...
Gerçekten de erkek, doğuştan
çapkınlık eğilimi taşır, ama bu eğilim yaratıcı entellektüel ortam
bulmadıkça güdük kalır, gelişme gösteremez. Adamcağızın yüreciğinde,
safra kesesinde yada testislerinde bir yerlerde saklanır, gizliden
gizliye rahatsız eder.
Üzülerek söylüyorum: Genelde
bu tür hemcinslerimiz (insan beşer, bazen şaşar) evlidir...
 |
|
Üstelik, talihin bir lütfu
olarak kendilerine boşanmak fırsatı bağışlansa bile, yeniden
evlenmek eğilimindedirler... İşlerine gidip gelirler. Yemeğin
tuzundan, ortalığın tozundan, telefon faturalarının kabarıklığından
efelenip eşleriyle sık sık kavga ederler. İşte o kadar... |
|
İş çıkışında büyük bir
kaçamak yapar, arkadaşlarıyla bir birahanede iki tek atıp aslında hiç
yaşanmamış eski günlerden konuşurlar. Parklarda, plajlarda ürkek
adımlarla dolaşır, genç kızlara kirpiklerinin altından camlaşmış
gözlerle bakarlar. İşte o kadar...
Aile toplantılarında
aralarında kümeleşip, kadınların alaycı ve aşağılayıcı bakışlarının
farkına bile varmaz, esrarengiz zampara pozlarına girerler. Örneğin,
televizyondaki şarkıcı hanım hakkında şifreli yorumlarda bulunur,
aralarında gizemli kaşgöz iletişimi kurarlar. İşte o kadar...
Hanımlar böyle davranacak
olsa, kıyametler kopar, ar namus damarları kabarır. İki cins arasında
savundukları davranış eşitsizliğini, "Ama ben erkeğim" teziyle
açıklarlar. İşte o kadar...
Eşlerine ikide bir
"Göreceksin, kendime fıstık gibi bir sarışın bulup seni çatlatacağım"
türünden gözdağı verirer. İşte o kadar...
| |
|
Kadınlar ise bu
eğlendirici sözleri ertesi gün buluştukları sevgililerine
zevkini çıkara çıkara anlatırlar... İşte o kadar... |
|
|
 |
| |
.ERKEK NEDEN ÇAPKIN OLUR?. |
|
Evet... Çapkınlık erkeğin
genetik yapısı gereğidir, ama kadınların kuşaktan kuşağa sürdürdüğü
yoğun toplumsal eğitim sonrasında, sıradan erkek çapkın değildir. Hele
deneyimli, hiç değildir!
Erkek, şahane bir şövalye,
şahane bir romantik, ve şahane bir budaladır. Kadınların gözünden yaş
getirecek derecede gülünç ve saftır. Gerçekleri göremez. Eğitilmesi
çok güçtür. Feci şekilde üstüste burnu sürtülmedikçe uyanamaz,
öğrenemez.
Aşkın çileli yollarında topuk
eskittikçe, gençlik romantizmi körelir. Köreldikçe gerçekleri görmeğe
başlar. Gözü açıldıkça çapkınlaşır. Çapkınlaştıkça, gözü açılır. Bu
kutlu süreç bir kez başladı mı, sonunda deneyimli uslanmaz çapkın
niteliği taşıyan muhteşem yaratığın doğuşunu – ve cinsiyetinin
premordial ruhunun yeniden dirilişini görürüz.
| |
Bu görkemli bir görüntüdür. O
artık bir kadınyiyendir:
Uslanmaz bir kartal, acımasız
bir kurt, bağışlamasız bir gergedan, özverili bir horoz, kıdemli bir
geyik, anlayışlı bir kart zampara -- hepsi birarada karmakarmaşık --
yalnızca orgazma ulaştığı dakikalar için dinginleşebilen, rahatsız bir
ruhtur artık O...
|
|

 |
| |
.BU KİTABI NEDEN YAZDIM?. |
|
Bir Kadınyiyenin Öğleden
Sonrası... Ama başlığına aldanıp pornografi beklentisine girecek
niteliksiz okuyucu adaylarını hayal kırıklığı bekliyor. Önce kitabın
tarihçesi konusunda birkaç söz söylememe izin veriniz:
1960'lı yıllar, kadın hak ve
özgürlükleri akımının doruklaştığı bir dönemdi. Feminist yazarlar gemi
azıya almış, taraflı ve cüretkar nice zararlı yayınlar yapıyorlardı.
İşte bunlardan birisi de,
İngilizce yayınlanmış, ipesapa gelmez iddialarla dolu kışkırtıcı bir
kitaptı. Şuh Kadın! [The Sensuous Woman]. Yazarı:
Z. -- Aynen öyle.
Aynı yıl içinde erkekler,
yüce gönüllerinden kopup gelen bağışlayıcı bir mizahi kitapla yanıt
vermekte gecikmediler: Kart Zampara! [The Dirty Old Man]. Yazarı:
Dr.
A. -- Aynen böyle.
İlginç olan nokta, her iki
yazarın da o dönemin koşullarında, gerçek kimliklerini gizlemek
zorunda kalmış olmalarıydı. Benim inancım odur ki, kadınları savunan
militan kitabın yazarı bir erkek, erkekleri savunan mizahi kitabın
yazarı ise bir kadındı...
| |
|
Besbelli ki, erkekler nihayet gerçeği görmüş; kendileri özgür
kalabilmek için
ilk koşulun, kadınlara katışıksız özgürlük tanımaktan geçtiğini
nihayet akıl edebilmişlerdi.
Sözkonusu kitap, kadınları
kışkırtmak için, kadınlar adına, deneyimli bir ağabeyimiz tarafından
kaleme alınmıştı.... |
|
|
|
 |
|
Erkek safiyeti işte...
Kadınları oyuna getirmek kolay mı? Yüzyıllardır sürdürdükleri cinsel
sömürünün ellerinden kayacağını hemen farkeden kadınlar, savunma
planlarını hızla geliştirmiş, güya erkek ağzından mizahi bir kitapla
karşı saldırıya geçmişlerdi. |
|
O yıllarda bendeniz
Kraliçe'nin ülkesinde doludizgin öğrenim görüyordum. Memlekete hayırlı
bir evlat olarak ilim ve feyz için gönderildiğim o diyarlardan, kadın
hak ve özgürlüklerinin yılmaz savunucusu olarak döndüm. Oralarda
öğrendiklerimi, memleketimizin mümtaz bir üniversitesinde yıllarca
eksilmeyen bir şevkle uygulamalı olarak genç kuşaklara aktardım.
Tabiatıyla, kutsal
mesleğimizin gizlilik ilkesi doğrultusunda, gerçek anılarımı kalbime
gömecek, burada ayrıntılara girmeyeceğim...
Ama sonraları, üstüme ne
vazife ise kıyısından köşesinden siyasete bulaştım. Şeytanın
avukatlığına soyunup, sınıfıma ihanet ettim... Şövalye ruhluyuz ya!
İlimi bilimi bir yana bırakıp, üstüme vazifeymiş gibi, ezilenleri
filan savunmaya kalkıştım. Köklü bir burjuvaya yakışmayacak bu düşünce
ve davranışlarımdan dolayı, birgün kendimi kapının önünde özel ders
vererek hayatımı kazanıyor buldum...
İyiydi, güzeldi de, bunca
deneyim ne olacaktı? Halkımı, milletimi, tüm insanlığı yaş'am
deneyimlerimden nasıl yararlandıracaktım?
Aklıma Dr. A'nın kitabı
geldi. Bir kefere evladı Dr. A bu
kitabı yazmışsa, Osmanlı-Türk mirasının seçkin evladı Doç. Dr. Y. İ.
bunun daniskasını yazar şeklinde
isabetli bir karar aldım.
Elinizdeki kitap, işte bu
hümanist milliyetçi, bu liberal muhafazakâr yaklaşımın bir
sonucudur. Sıradan pornografi yerine, tarih, siyaset ve
kültür paldır/güldürüsü önplanda tutulmuştur.
| |
Kitabımın asık suratlı
bölümleri burada sona eriyor. Şimdi şeytanın avukatlığı ve güldürü
öğesi başlıyor. Kitabı seveceksiniz... |
 |
Sevgili Hanımlar,
Kitabımdan doğacak
yanıt/eleştiri hakkınızı gereğince kullanacağınızı düşünüyor ve bunu
bütün kalbimle diliyorum. Kitabın reklama gereksinimi olduğu için
değil, siz kadınlarımıza hizmet ateşiyle yanıp tutuştuğum için bunu
istiyorum...
Aşk ve izdivaç
yükü altında ezilen mazlum erkekler adına yazdığım satırlardaki mizah
payını yeterince değerlendireceğinize inanıyor, aslında ödünsüz bir
içtenlikle kadınlardan yana olduğumun zabıtlara geçmesini rica
ediyorum. Kitabın son bölümü bunu kanıtlayacak zaten...
Bu kısacık notu da
kuşkusuz sizleri yumuşatmak için yazıyorum. Çünkü uzun kariyerimin
sonunda, kadınlardan gelebilecek, beni korkutup üzüntüden kahredecek
tek eylem kaldı: LİSİSTRATA'laşmaları...
N'oolur, sakın
böyle birşey yapmayın. DAYANAMAM.
Derin
hayranlığımla,
Y al ç ı n İ z b
u l
ünlü feminist

Kitabımın Bilimsel ve Entel Kökenlerine
Gelince,
Bir Açıdan Şöyle Özetlenebilir:
THE
NEEDYSHIT HILL ÜNİVERSİTESİ
EDEBİYAT FAKÜLTESİ DEKANLIĞINA
28
AĞUSTOS 1984
Giderek olumsuz yönde gelişen öğretim, eğitim, yönetim, çalışma düzeni ve
özlük hakları koşulları ile, bu koşullardan kaynaklanan yetersiz bilimsel
araştırma ve etkinlik ortamında bir bilim adamı olarak ülkeme bundan böyle sade
yurttaş sıfat ve niteliğiyle daha yararlı hizmette bulunabileceğim inancına
vardığımdan, eldeki mukavele süremin bitimi olan 26.10.1984 (yirmialtı ekim
bindokuzyüzseksendört) tarihinden geçerli olmak üzere üniversitedeki görevimden
istifa ediyorum. Saygılarımla,
Hamiş (P.S.) :
BOO' NUYA SAN
TO' SOON
O QUIANA
CO' SOON
The Needyshit Üniversitesi Edebiyat
Fakültesi Dekanlığı adına "Duddu Badji" imzasıyla aldığım el-cevabi yanıttır:
OGH'LUM, SENN DAGHA
CHOCK TOI' SOON
O' QUIAN SANNA
COI' SOON

|