gençlik dönemi

Bir Kadın-Yiyen'in Öğleden Sonrası

BÖLÜM - 3

 

DENEYİMLİ BİR ÇAPKIN OLMAK

 

Görmemişin kızı olmuş, çekmiş çükünü kopartmış!

NAH İNSANA VE ANASNİ HAN,

gizli baskı, s. 31

 

İlk gençliğimden hasbelkader hatırımda kalmış, o zamanlar beni canevimden titreştiren, gündüzleri hayallerimi sımsıcak süsleyip, geceleri gizli gizli ağlatan hüngürsümük dizeler hatırlıyorum:

 

Uçuşur gençlik hayalleri

Kelebek gibi baharda

Herbiri sevdaya tutkun

İflah olmaz birer hovarda...

gençlik cinsellik

Aptalca sözler... Aklı otuzbir karış havada, açmamış karnıbahar çiçeği yada ham kornişon misali, yaşamın labirentlerinde kördüğüm, uyurgezer yürüyen bendeniz, dizedeki önemli sözcüğün gençlik olduğu yanılgısındaydım. Bunu gerçekçi bir belirleme, övgü dolu bir saptama olarak algılıyordum.

İmgelerin korkızılında kuru yaprak örneği kavrulan, simgelerin tutsak tutkularında saman misali savrulan bu sözümona sapiens yaratık, gençlik çağında ne büyük yanılgılara imza atabiliyor!

çapkın

 

Yalnızca yeniyetme kelebeklerin sevda dolu düşlere konabileceği sanrısına kapılmış, bu gülünç düşünceyi heryere kafamda taşıyordum.

 

Uyurgezerliğin bedeli çok ağırdır. Çevredeki deneyimli çapkınlar mercimeği çoktan fırına verir de, bizim narsisist Don Juan adayının ruhu bile duymaz. Çünkü işi başından aşkındır: Aşka çağrı şarkıları, elem çiçekleri gibi perde perde dökülürken dudaklarından, bir yandan aynada kendi hüngürsümük görüntüsünü izlemektedir, hayranlıkla!

Oysa aynadaki görüntü, bir yanlışlıklar komedyasından başka birşey değildir. Herkes gibi ben de o aynaların önünde nice yıllarımı boşa harcadım... O aynaların önünde oyalanırken nice fırsatlar kaçırdım kimbilir?

Şimdi anımsıyorum da... İnsan gençken güçlüdür, diye düşünürdüm. Omurgası dimdik, kasları sepserttir. Yoksa, semsert mi?... Herneyse, kıvrak ve çevik... İsterse, kelebek gibi pırpır uçabilir, ister tavus kuşu gibi kasım kasım kasılabilir, isterse keklik gibi seke seke, keçi gibi hoplaya zıplaya yürüyebilir, yada eşkin bir beygir gibi tırısın tırıs koşabilir. İşte gençliğe özgü bu tür derunî düşünceler bana büyük mutluluk veriyordu!

 

  .GENÇLİK DÜŞÜNCELERİ İŞTE.  

Öyle değil mi, ama? Osteoporoz ve artritin pençesinde, eklemleri her yağmur öncesi romantizma'dan sızım sızım sızıldayan yaşlı bir adamın bu tür atletik becerileri olamaz... diye düşünüyordum. İlerde yaşlı bir adam olacağımı anımsayınca olmadık hüzünler yaşıyor, anlatılmaz elemlere boğuluyordum. Ne ürkütücü şeydi, Ya Rabbi, şu yaşlanmak! Sevda dolu hayalleri gerilerde bırakmak... Dünyayı işte böyle görüyordum.

 

Düşünsenize, otuz yaşını geçmiş, sevimli pinpon bir  ihtiyarcıksınız. Artık ne göğüsler, ne kalçalar ilgilendiriyor sizi! Ardına takılıp yürüdüğünüz, plajda güneşlenirken dikizleyip hayallere daldığınız, porno dergi sayfalarını karıştırırken görüp kendinizden geçtiğiniz o XX kromozomlu yaratıklar artık hiçbir duygu uyandırmıyor içinizde...

 

Bir zamanlar seninle birşeyler yapardık, sevgili eşim, yaşam arkadaşım, evimin gülü, elmamın öteki yarısı, kaşık düşmanım, neydi o, diye soruyorsunuz, yanıbaşınızdaki otuz yaşını geçmiş tontoş nineciğe... Ama, o da anımsayamıyor... Vs, vs.

mizah

 

Gençlik düşünceleri işte... Eğer gençler bu derece bilgisiz ve akılsız olmasa, biz deneyimli çapkınlar, meydanı bu derece boş bulur, bu derece rahat at oynatabilir miydik?

 

Şimdi birileri çıkıp, gençlere çok acımasız davrandığımdan söz edeceklerdir. Tam tersine, gençler uyansın, uyurgezerlikten kurtulsunlar diye yazıyorum bu satırları. Bindiğim dalı kesmek pahasına. Rakip olabileceklerini bile bile.

Uyansınlar ki, biz deneyimli çapkınlara reva görülen ağır toplumsal yükün bir bölümünden kurtulup, deneyim ve uzmanlık gerektirmeyen küçük görevleri gençlere aktarabilelim...

 

Böylece, bu kitabı yazmakla kuşkusuz kanayan bir yaraya parmak basmış, önemli bir kamu görevini de yerine getirmiş oluyorum. Böylesi sımsıcak insan sevgisi ve yurttaşlık bilinci dolu bir özveriye ancak şapka çıkartılır, doğrusu...

cinsel özgürlük  

 

  .ÖNEMLİ BİR BULUŞ.  

Yukarda değindiğim o saçmasapan, bölükpörçük, yeniyetme düşüncelerden uyanıp arındığım bir çağda, yani en azından kırk yaşını geçtikten sonra, çok önemli bir buluş yaptım. O güne değin hiç bilmediğim, hiç kuşkulanmadığım bir gerçeği farkettim. Yaşam benim için o günlerde başladı, diyebilirim.

Ey, bu kitabı satın almak akıllılığını göstermiş olan sevgili okuyucum, o dönemin hızlı fırtınaları olan deneyimli çapkınlar, bu gerçekleri biz genç kuşaktan titizlikle saklamışlardı. Ama ben şimdi bizden öncekiler gibi bencillik, cimrilik etmeyeceğim ve bu çok önemli buluşumu sizlerle paylaşacağım.

Püf noktası şuydu: Yukarda sözünü ettiğim romantik dizelerde asıl üstünde durulması, altı çizilmesi gereken kavram, BAHAR sözcüğüydü.

gençlik  

Gerçekten de, gençler için sevda mevsimlik bir olaydır. Yılda bir kez, genellikle Nisan yağmurları başlayınca, delikanlı yoğun hormonal baskılar altında, genç kıza anlamlı bakışlar fırlatmayı, hatta aralarından en cesurları belki de laf atarak göz kırpmayı bile becerebilir. İşte bu kadar...

 

Yılın geri kalan bölümlerinde mahalle futbolu, sokak basketbolu, plaj voleybolu, yada genelde itişip kakışma ve hatta ders çalışma filan derken, bunca pozitif enerji çarçur olur gider...

Kutsal cinsellik adına! Temel varoluş nedenimiz açısından bu saçmasapan etkinliklerin ne anlamı olabilir ki?

Neyse ki, deneyim kazandıkça bu çocuksu şeyleri bir yana bırakır, dikkatimizi temel konular üzerinde yoğunlaştırmayı öğreniriz. Sermayemizi daha gerçekçi irdeler, tüm zamanımızı karşı cinsle ilgilenmeğe ayırırız.

Kısacası, o dizeler şöyle olmalıydı:

 

Delikanlının uçarken pırpır

BAHARDA ancak kelebeği,

Deneyimli çapkının

Hiç aklından çıkmaz ki

Sevda düşünceleri...

  mizahi gençlik şiiri

Şimdi aklınıza şöyle bir soru takılabilir: Bu söyledikleriniz, kırkını deviren her erkek için geçerli midir? Hepimiz belli bir yaştan sonra o miskinlik uykusundan silkinip uyanabilecek miyiz?

Hayır, bin kez hayır... Ne yazık ki, kutsal XY kromozomu ile dünyaya gelen nice hemcinsimiz, pek umut verici olmayan bir gençlik dönemi ardından, ihtiyarlık adı verilen kişilik bozukluğuna yakalanıyor.

 

Antropologlar bu marazi gelişmeninin tüm toplumlarda yaygın görüldüğünü saptamışlardır. Patagonya'da Kukukurutan kabilesi üzerinde doktora çalışmamı yaparken ben de aynı gerçeği bulgulamıştım.

 

Bu onulmaz hastalığın acımasız çelik pençesine düşenlere tıp dilinde "semisenil ihtiyarcık" diyorlar. Freudcu ekolden psikiatristler ise, "sevimsiz hıyarcık" adını takmışlardır. Hastalığı çok iyi özetleyen, yerinde bir terimdir bence...

Bu kişilerin yaşamdan koparıp alabilecekleri pek az şey vardır. Bir çay parasına bütün gün mahalle kahvesinde zevzeklik eder, romantizma'larından yakınıp, hiç yaşanmamış olayları süsler püsler, allar pullar tekrar tekrar anlatırlar.

Bütün gün tüm dünya ahvaline homurdanır, tanıdık tanımadık herkesin cenazesine üşüşür, yaşam ve ölüm üzerine derin felsefi konularda görüş belirtir, fırsatını buldular mı, komşu kızları kucağa alıp Keloğlan masalları anlatırlar...

Dostlarım, yücegönüllü ve bağışlayıcı olmalıyız. İhtiyarlık suç değil, ruh hastalığıdır. Bu zavallı sevimsiz yaratıkları devlet güvenlik mahkemesinde değil, akıl hastalıkları hastanesinde görmek isteriz.

Gerçi hoşgörümüz üzerlerine olsun, ama kendi yaşantımızda bu tür teslimiyetçi yaklaşımlara asla boyun eğmemeli, güçlerimizi boşa harcamamalı, direnmeliyiz. Bu sevimsiz hıyarcıkların sinsice girişebilecekleri beşinci kol faaliyetlerine karşı ne derece dikkatli olsak azdır. Moralimizi bozmak, bizi içerden yıkmak, sunduğumuz yoğun kamu hizmetini ayağa düşürmek, baltalamak isteyeceklerdir.

Son derece uyanık olmalı, bu güzelim dünya uğruna savaşım vermeliyiz... Hepsi birer saçmalık, bir özgüven eksikliğidir bu tür teslimiyetçi düşüncelerin! Havlu atıp ringi erkenden terketmenin âlemi yok.

 

Hayatı yaşanmağa değer kılan tek neden vardır: Sevmek ve Sevilmek...

Sevmek tutkusunu, Sevilmek utkusunu, Sevişmek coşkusunu, Sonsuza değin Sürdürmek...

  mizahi gençlik

Gençlere gelince, onlar bu tür konularda gerekli deneyim ve beceriden yoksundur. Genç kızlara olan yaklaşımlarını inceleyiniz: Fırıncının un çuvalına olan yaklaşımından farksızdır.

Deneyimli bir çapkın kaçınılmaz biçimde maçı kazanacak, malı götürecektir. Delikanlılar, iyi ki bu gerçeğin bilincinde ve ayırdında değiller. Yoksa bu derece özgür at oynatamazdık, onların çöplüğünde...

mizah

 

Nereden mi biliyorum? Ne yani, genç kızların bana gizlice anlattığı şeylere değil de, övünmek ihtiyacı ile biri beşe katlayan toy delikanlıların sözlerine mi inanacağım?

 

Yok, horoz ölmüş de gözü çöplükte kalmışmış, yok kırkından sonra azanı teneşir paklarmış, falan filan. Bir sürü buna benzer saçmalık işte...

Ama kuyruk acısını başka nasıl çıkarsınlar ki? Bizlere KART ZAMPARA adını yakıştırırlar, ama gün gelir gözleri açılıp gerçekleri görmeğe başladılar mı, artık kendileri de kartlaşıyor, sınıf değiştirip üst mertebelere terfi ediyorlar, demektir.

Kutsal mesleğimizin yüce adayları! Sizler siz olun sakın bu yolda utangaç, çekingen, kararsız davranmayın... Gönlünüzün mahzun prensesi, rötarlı tiren bekler gibi yıllarca siz beyaz atlı prensi bekleyecek sanıyorsanız çok yanılırsınız, sevimli narsisist genç budala arkadaşlarım.

 

kuramsal     mizah     tarih