tarih mizah

Bir Kadın-Yiyen'in Öğleden Sonrası

BÖLÜM - 4

 

TARİHİMİZDEN ÖRNEKLER

 

Ben Sultan Üçüncü Ahmet'im: Karım daha önce

iki Ahmet'le daha evlenmiş. NAH İNSANA

VE ANASNİ HAN, gizli baskı, s. 31

 

Yaşamda kendimi en borçlu hissettiğim kişi:

Eski karımın yeni kocası... NAH İNSANA

VE ANASNİ HAN, gizli baskı, s. 31

 

 

Gerçekten de...

Var var imish, yok yok imish. Dülger Hodja'mızın Cenup vilayetlerinde alaydan yetişme Osmanlı Pashasi muhterem bir pedercağizi var imish. Pashanin sayisiz petrolyum kuyulari var imish -- mish mish. Dülger Hodja şimdiki hesapsiz zenginliğini bu petrolyum kuyularina borçlu imish -- mish mish...

Malafatya'lı Dragut'un eşe dosta dağıttıkları on yılda yerine konulur,  Mikrop Marinus'un böldükleri yirmi yılda yapıştırılır, Kızkurusu kurbanı Bıyıklı Bebenin rahvan hayalleri otuzbir yılda çöker, Beşibiryerde Evrenos'un giydirdiği deli gömleğinden yüz yılda kurtulunurmuş... Müreffeh Partinin yalanları iki yüz yılda ortaya çıkar, Baba-kız Kansu virüsünün tahribatı beşyüz yılda giderilirmiş. Ama, Dülger Hodja'nın vakfiyyesi dersen, bin yıl geçse kimse yıkamaz, ayakta kalırmış...

Biz şimdilik bunları tarihin yargısına bırakalım ve gelelim morali çabuk bozulan ozanlar bahsine: Gerek Osmanlı gerekse Cumhuriyet dönemi edebiyatında, morali çabuk bozulan ozanlar çok görülmüştür. Ozan oldukları için mi moralleri çabuk bozulur, yoksa moralleri bozulduğu için mi ozanlaşırlar? Bu ayrı bir bilimsel araştırma konusu olabilir.

 

Örneğin, kendisi yaşama küstüğü yetmezmiş gibi, cümle alemin de maneviyatını bozmak için büyük uğraş vermiş olan hiciv ustası Şair Eşref'in, yaşama sevincinden tümüyle yoksun aşağıdaki dizelerine bakınız:

  şair eşref

               Gelmezdim dünyaya, umursamazdım bu âlemi

               Bafilememiş olsaydı eğer pederim illâki valdemi

                                              (Tüm Eserleri, arka kapakiçi)

Karamsarlığın bu kadarına da pes doğrusu! İnsan bu kadar küsebilir miymiş bu dünyaya? Kutsal yaşantımızın o ilk kıvılcımını bu derece mi yargılayıp yerebilirmiş? Neyse ki, edebiyatımızda, ömürlerinin son demlerine değin eğriyi doğruyu ayırt edebilen, yaş’amı kutlayan ve kutsayan ozanlar da yetişmiştir, ki pîrimiz Hayyam Usta'mızı aratmazlar.

  şair nedîm

Lale Devri’nin ünlü ozanı Nedîm yerinde bir örnektir. Bilirsiniz damdan dama kedi kovalarken düşüp ölmüştür. Ne sebeple akşamın o saatinde damda kedi kovalıyordu, orasını bilemem artık.

 

Ama, şimdi bir uyarı: "Pis zampara" diye bir deyim vardır ve aslında "kart zampara" ile eşanlamlıdır. Ama telaffuzdaki vurgu farkına dikkat edilmezse, kimilerince “PİS zampara” deyimi ile karıştırılabilir. Oysa bu ikincisi, "yıkanmamış, traş olmamış, deodorant sürünmemiş" anlamına gelir, ki bunların bizim konumuzla hiçbir ilişkisi yoktur.

Olamaz da! Ortayaşlı bir kimse kendine gereğince bakmıyor, sık sık yıkanmıyorsa, eninde sonunda PİS bir zamparaya dönüşecektir. Cünub ve cenabet olacaktır. Bir kavram kargaşasına düşülmemesi için, ilerleyen sayfalarda kendimizden söz ederken “pis” sözcüğünü küçük, ZAMPARA sözcüğünü büyük harflerle yazacağım.

Örneğin, 1640-1648 yılları arasında saltanat sürmüş olan Sultan I. İbrahim, tarihin yazdığı gibi yalnızca DELİ değil, aynı zamanda PİS bir zamparaydı. Ama bu durum kendi suçu değildi. Kişilik karmaşasının altında, Valde Kösem Sultan'ın sarayda çevirdiği dolaplar ve Cinci Hoca'nın kuvvet macunlarının etkisi yatıyordu.

Sultan İbrahim, 25 yaşında tahta çıktığında koyu kumral, güzel yüzlü, levent yapılı, yakışıklı bir âdemdi. Ne var ki, tüm şehzadeliği boyunca ha şimdi boğmağa gelecekler, ha şimdi götürecekler korkusuyla içi içini yemiş, cinsel gücünü yitirmişti. Oysa, ceddi Fatih Sultan Han'dan kalma ünlü Kanunname’nin canla başla uygulanması sonucu, Osmanlı Hanedanı'nın hayatta kalabilmiş tek erkek temsilci idi.

  Sultan İbrahim ve Osmanlı hanedanı

İşte, Osmanlı Hanedanı için çanların çalmağa başladığı bu zor dönemde Valde Kösem Sultan imdada yetişiyor... Cinci Hoca'nın kuvvetli üfürüğü ve macunları ile, sarayı dolduran yüzlerce cariye kızın cilvesiyle bu düğüm çözülüyor. Hasikiler (yani, nikahlı padişah hatunları) çok geçmeden şehzade beşiklerini dadılara sallatmağa başlıyorlar...

 

Sultan İbrahim kürkü pek severmiş. Özellikle de, samur kürke düşkünmüş. Samurun yumuşak dokunuşunun ona belki de çocukluğundan beri yoksun kaldığı anne sevgisini bilinçaltında yaşattığını düşünebiliriz.

Gözdelerinden Hümaşah'ı telli duvaklı gelin alınca, bu güzel kadın bundan böyle Telli Hasiki adıyla anılmıştır. Telli Hasiki için yerleri ve duvarları tavana değin boydan boya samurla kaplı bir salon döşenmişti. Padişah efendimiz bu salonda sevgili hasikisi ve öteki birbirinden güzel cariyeleri ile yaşamının en tatlı günlerini geçirmiş, hanedanın bekasını sağlamıştır.

sultan  

Ama bunca özverili kamu görevinin hayhuyu arasında hamama gidecek zaman ayıradığından, tarihe "pis ZAMPARA" değil, "PİS zampara" olarak geçmiştir.

  ibrahim

 

  .SULTAN III. AHMED.  

Oysa, 1703-1730 yılları arasında, Lale Devri adı ile bilinen sevgi, barış ve huzur döneminde saltanat sürmüş olan Sultan III. Ahmet gerçek ve görkemli bir pis ZAMPARA idi. Yakışıklı, hattat, şair, musikişinas ve eğlenmesini iyi bilen bir padişah olan III. Ahmet'in aynı zamanda çok temiz bir insan olduğu da tartışılamaz. İstanbul'da sayısız han, hamam ve çeşme yaptırmıştır ki, bunlardan en ünlüsü Sultanahmet meydanındaki görkemli III. Ahmet çeşmesidir.

Nitekim, saltanatına son veren 1730 isyanında elebaşı olan Patrona Halil, alt tarafı, bir hamam tellağı idi. Tabii, üst tarafı da... Yaptıkları fazla mesaiye karşın ücretlerinin azlığından yakınan bilumum hamamcı, keseci, kurnacı, külhancı, gusülcü, nalıncı, peştemalcı, bornozcu, tellak ve cümle hamam oğlanı hepbirlikte ayaklanıp bu seçkin padişahı tahttan indirmişlerdir.

 

  .ÖTEKİ HAMAMİ-ZADE VE HAMAMİ-ZEDE'LER.  

Söz Osmanlı döneminden açılmışken, çok önemli iki bestekârımızı da anmadan geçemeyeceğim: Buhurizade Mustafa Itri Efendi ile Hamamizade İsmail Dede Efendi... Her ikisi de birer pis ZAMPARA olmalarına karşın, isimlerinden de anlaşılacağı üzere, kesinlikle PİS değillerdi. Bilakis son derece temiz zamparalar olan bu pîr'ü paklarımızı da burada saygıyla anıyorum.

Bakınız, daha önce sözünü ettiğimiz Şair Nedîm, ünlü eseri Hammamiye'de neler söylüyor:

Ne gördüm âh aman el-aman bir âfet-i can

Gelip yanımda güneş gibi oldu şûle-nisâr

Saçı fütâdesinin hâbı gibi pejmürde

Nigâhı âşıkının hâtırı gibi efgar

Vücûdu hâm gümüşten beyâz gülden nerm

Boyu henüz yetişmiş nihalden hemvar

O kadd-ü had o tenasüb o gabgab o pistan

O yâr-ü bâl o temayül o şive-i reftar

Yani: Güzel, çekici, boyuposu düzgün. Boynu, göğüsleri, dağınık saçları, bakışları insanın aklını başından alıyor. Bir de salınıp yürüyüşü, süzgün bakışları, etek oynatışı, kalçalarını dibek döver gibi kıvırışı var ki...

 

Daha neler, neler... Ama, eminim ki, Hamamda yanınıza böylesi kışkırtıcı bir ahu dilber yanaşacak olsa, sanırım sizler de ilhamdan yana o dakikada şair-i âzamı sollar geçerdiniz.

  şair nedîm

Şair-i âzamın nasıl olup da kadınlar hamamına girebildiği sorusuna gelince, bu konudaki çeşitli söylentilere burada alet olmak istemem. Nedîm'in bütün bu dizeleri, "oturmuş arkâsını kurna taşlarına sürten" İbrahim Paşa hakkında yazdığı yolunda tarihe bir dipnot düşülmüştür, ama o kadarını bilemeyeceğim.

Benim bildiğim, Nedîm sık sık hamama gitmiyor olsa, böylesi yoğun deneyimler yaşayamaz, anlatamazdı doğrusu.

sultan

 

Zamanımızda gençlerin, eski ustaların dizelerini okuyup anlayamayacak ölçüde lumpenleşmiş olmalarına esef etmemek mümkün mü!

 

Ey, 12 Eylül sonrasının depolarize ve depolitize edilmiş kuşakları! Ey, pembe dizi izleyicisi, bulvar basın okuyucusu, trübin sporcuları! Ey, bilumum zonta ve magandalar! Ey, ÖSYM Birinci ve İkinci Basamak Sınav birincileri ve ayrıca sizler, tüm açık öğretim fakültesi öğrencileri! Ey, sevgili hapı yutmuş hapçılar, çukurun yanıbaşındaki hırpani tinerciler, kaderine küsmüş tüm overlokçular! Ey, Bunu Yazan Tosun edebiyatının zavallı kurbanları! Kulak verin şimdi. Şair-i Âzam'dan mesaj getirdim. Sözlerim size:

Korkma batmaz bunca işletme, inmez bunca kepenk

Varken memlekette bunca hevenk hevenk pezevenk

 

Dolaştım diyar-ı küfrü, tüm bilgisayarlar gördüm

Dolaştım diyar-ı İslamı, yerinde sayanlar gördüm

 

Zil, şal ve gül... Payitahtta raksın en hızlısı

Meclis kurmuş göbek atar tüm hırlısı hırsızı

 

Şarkın sihirli anahtarı şuh ve yuh bir zillidedir

Para, şöhret, makam hepsi pezevenk bir rezildedir

 

Kükreyen orgazm gibiydim, topuna birden kaydım;

Efendim, bendeniz, Tosun'dan saatlerce önce buradaydım.

 

 

Pîrimiz çapkın üstadlarımızdan Keçecizade Fuad Paşa'dan iki anekdot için  BURAYI TIKLAYINIZ.  [Farklı bir pencere açılacaktır.]

 

gençlik     mizah     siyaset