Ben, Yaşlı Tarih Baba, daha nice acıklı öykünün
yükünü omuzlarımda taşıdım, nice
genç aşıklar için gözyaşı döktüm
1595 yılının yaz aylarından
birgün, Bostancıbaşı Ferhat Ağa'nın dokuz çifte baş kayığı Üsküdar
iskelesine yanaşmıştı. İstanbul'un asayiş zabıta işleri ondan
sorulurdu. Gelişi korkuyla karşılandı.
Yanındakilerle birlikte
doğruca elli dokuzuncu Yeniçeri ortası kolluğuna yollandı. Kolluktaki
Çorbacıbaşı ile erler Bostancı tayfasını görünce heyecandan taş
kesildiler. Bayram değil, seyran değil. Cellatbaşı gelip milleti iki
yanaklarından öpecek değil ya!
Ferhat Ağa, yeniçeriler
arasında bugünlerde hangi gafil ve mel'unun uygunsuz davranışları
görüldüğünü soruyordu. Böyle bir soru karşısında kimse kayırılamaz,
herkesin durumu açıklanırdı. Bostancıbaşı öyle birini arıyordu ki, ilk
bakışta kadınların aklını başından alacak kadar yakışıklı olsun.
Öyle birisi vardı... Adına
Zehir Ali derlerdi. Yirmi yirmibir yaşlarında, tam bir erkek güzeli.
Kırkbir kere mâşallah, bu güne değin kadına kıza bakmamış, salt genç
ve güzel civanlarla dostluk kurmuştu. Kısacası, anormal davranışları
görülmemişti.
Hatta şimdi de yanında
Mustafa adında bir civeleği vardı ki, gece ve gündüz ikisi birlikte
gezip dolaşmakta idiler. Zehir Ali on gün kadar önce kolluğa genç ve
güzel bir yeniyetme delikanlı getirmiş, "Bu oğlanın adı Mustafa'dır,
hemşehrimdir, civeleğim olmuştur," diyerek Çorbacıbaşının elini
öptürmüştü.
Ferhat Ağa sordu: Bu Zehir
Ali şimdi nerededir? Araştırdılar, cevap yetiştirdiler: Civeleği ile
birlikte, iskele başındaki kolluk hamamına gitmişlerdir. Usul ve edep
dairesinde meşk edip, gusül abdestini müteakiben, vazife başına avdet
eyleyeceklerdir...
Otuz yeniçeri, dört beş
bostancı ve iki cellat, başlarında Ferhat Ağa ile Çorbacıbaşı, hamamı
basarlar: Davranman! Hamamda kimse davranma gücü bulamaz zaten.
Bostancıbaşı, Zehir Ali ile civeleği Mustafa'yı tutup hamamcı ağanın
camekan odasına iteler. Civelek Mustafa'nın peştemalı aşağı indirince,
kadınlık organı ortaya çıkar. "Senin adın Hatice midir?"
Kadınlık çizgileri bile daha
tam gelişmemiş Hatice'yi oracıkta boğdular. Çıplak ölüsünü bir çuvala
tıktılar. Gece olunca cesedi Kız Kulesi açıklarında denize
atacaklardı.
Hatice, bohçası koltuğunda,
kuması yanında, birgün hamama giderken, yolda Zehir Ali'nin
bakışlarıyla karşılaşmıştı. İmamın yaşı altmışı aşkındı. Zehir Ali
erkek güzeliydi... Dini inançlarına sıkı sıkıya bağlı, imanı ve
itikadı Yedikule zindanları taşları kadar sağlam bir adam olan Ferhat
Ağa, imamın şikayeti üzerine fitil alıp gelmişti.
Zehir Ali'nin giyinmesine
bile izin vermediler. Kollarını bağlayıp itekaka hamamdan peştemalla
çıkarttılar. Sille tokat döverek iskele başına götürdüler. Herkes
sandı ki, cellat işini orada bitirecektir.
Yok, öyle olmadı. Zehir Ali
kayıkla Tophane'ye geçirildi. Ferhat Ağa, "Bu mel'unu derya ve toprak
kabul etmez" diye düşünürdü. İmam karısı ile zina etmek ne demektir?
Tophane'de ilkin Ali'nin
ayak, bacak, diz kemiklerini kırdılar. Belden aşağısı kanlı bir külçe
haline getirildi. Yarı ölüydü. Onu yağlı paçavralara sardılar. Bir
havan topunun ağzına gülle gibi tıkadılar. Topun fitiline ateş
verildi.
Zehir Ali uçmağa varıp,
göksemadaki milyonlarca masum yıldız arasında yerini aldı.
Kız Hatice'yi dalgalar
sürükleyip Karayipler'e götürmüş. Yıllar sonra kızlığını tek gözlü,
tek bacaklı bir korsan emeklisine yitirip vuslata ermiş. Ünlü Deniz
Kızı meyhanesinde garsonluk yaparken görmüşler geçenlerde. Kendince
mutluymuş...
Ben, Yaşlı Tarih Baba, o
gündür bu gündür, daha nice acıklı öykünün yükünü omuzlarımda taşıdım,
nice genç aşıklar için gözyaşı döktüm...
BÖLÜM
5'e DÖNÜŞ
SONRAKİ
BÖLÜM