| 
Bir
Kadın-Yiyen'in Öğleden Sonrası
BÖLÜM - 7
DOSTLAR ! GÖZLERİNİZİ KULLANIN !
İlk görüşte aklı başından gitmektense,
ikinci görüşte aklı başına gelmek
evlâdır.
NAH İNSANA VE ANASNİ HAN,
gizli baskı, s. 31
Deneyimli bir çapkın için,
olmazsa olmaz mertebede önem taşıyan felsefi yaklaşım, sosyolojik
anlayış, antropolojik kavrayış, strateji, taktik, plan, program,
biyolojik organ, bioşimik düzenek, aygıt, cihaz, giysi yada aksesuarın
neler olabileceği ciltlere sığmayan bir tartışma konusudur.
 |
|
Bu er meydanında nice düşünür
kuramsal çalışmalar yapmış, nice yazar kalem oynatmıştır. |
|
Limuzine ilave spor ikinci
araba, şişkin bir cüzdan, kır düşmüş şakaklar, muhtelif çerçeveli
gözlükler, bakımlı bir sakal, şık bir bond çanta, rengarenk bir fular,
yada önü çabucak açılıp kapatılabilen uzun bir palto... Buna benzer
şeyler...
Bunların hepsi yerine göre
önem taşıyabilir, ama hiçbirisi vazgeçilmezlik taşımıyor...
Değerli okuyucum... Bu önemli
felsefi tartışmanın tanıklık edeceği gibi, kimi zaman burnumuzun
dibindeki apaçık gerçekleri görmekte güçlük çekeriz! Bu noktada bir
saplama yaparak, pragmatik değer taşıyan bir açıklama getirmek
istiyorum:
| |
Deneyimli bir çapkının
başyardımcısı, canyoldaşı, birincil alet edevatı, hiç kuşkusuz, kendi
gözleridir. Önemli olan, neye ve nasıl bakacağını bilmektir. |
|
 |
Daha önce, Nah İnsana ve
Anasni Han başlığını taşıyan ünlü kitabımın gizli baskısında da
açıkladığım gibi: Hazine bulmak kolaydır. Zor olan, bulunca onu görüp
tanıyabilmek...
| |
|
Deneyimli çapkının önde gelen
bir niteliği de şaşmaz sezgileri ve engin hayal gücüdür. Kimselerin
göremediği ham madde kaynaklarını bu yetiyle görür, nice kadındaki
âtıl kapasiteyi bu sayede harekete geçirip, pratik değere
dönüştürürüz. |
|
|
Yani, üstün zihinsel
yeteneklerimizle, hayali sahneler canlandırmak biz kadınyiyenler için
sorun oluşturmaz. Şimdi, güpgüzel gencecik hanımlarla çepeçevre
sarılmış, kuşatılmış olduğunuzu varsaymanızı istiyorum.
Ama, gözleriniz sımsıkı
kapalı...
|
 |
|
Düşüncesi bile ürpertiyor,
değil mi? Gözleri ve güzelleri aşk için yaratmış olan Yüce Tanrı,
hiçbir kart zampara kardeşimizi böyle zor durumlara düşürmesin! |
|
Dostlarım, belli bir yaştan
sonra, düzgün aralıklarla oftalmatolojistinize uğrayıp göz
tansiyonunuzu ölçtürmeyi aman ihmal etmeyiniz. Katarakt tehlikesini
göze alamazsınız! Bu hastalık, kart zamparalığın önde gelen
düşmanıdır. Ölümden beter bir kaderdir.
Görme duyunuz zedelenecek
olursa, filin fil olduğunu anlamak için, tıpkı o soğuk fıkrada olduğu
gibi, orasını burasını ellemek zorunda kalırsınız.
"İstanbul'u dinliyorum,
gözlerim kapalı..." türünden romantik saçmalıkları bir yana bırakalım.
Gözlerinizi kapatıp İstanbul'u dinleseniz, ne işiteceğiniz besbelli:
| |
Trafik gümbürtüsü, firen
gıcırtısı, satıcıların nağraları, şöförlerin tafraları, değnekçi
düdükleri, yerlerde hanzo sümükleri, yayaların küfürleri, hediyeli
gazete küpürleri, kelle koltukta banliyo tirenleri, cankurtaran
sirenleri... |
|
 |
Üstelik...
Musluk hırıltısı, komşunun
dırıltısı, karasinek haşırtısı, hamam böceği hışırtısı, lahmacun
cızırtısı, maganda kaşıntısı... Ayrıca, içine düşüp kolunuzu
bacağınızı kıracağınız binbir kazı çalışması... Eğer, İstanbul'u
dinliyorsanız, gözleriniz kapalı...
Gözlerinizi kapatacak
olsanız, öteki dört duyunuz öksüz kalacak, veriler eksik olacaktır.
Filimlerde öpüşürken
gözlerini kapatan çiftlere bakmayın siz. Belki de birbirlerinden hiç
hoşlanmıyor, birbirlerini görmemek için öyle yapıyorlardır.
 |
|
|
Ben bir genç kızı kollarıma
almış tutkulu öpüşümle nefesini kesmişsem, oksijensizlikten nasıl
mosmor kesildiğini görmek istemez miyim? |
|
|
Bu nokta çok önemli: Ya
kızcağız bir zevk girdabında kollarıma yığılır, küçücük kalbi
mutluluktan duruverir, bir orgazm kasırgası içinde ruhu göklere
uçuverirse?
| |
|
Ya kızı muayene eden adli tıp
doktoru, soruşturmayı yürüten savcı ve mahkeme heyetindeki saygıdeğer
hakim beyler aşk felsefesinden yoksun, dünya zevklerine düşman birer
tiridinebandım ihtiyarcık iseler? |
|
|
| |
|
Uzun sözün kısası, çevreniz
ceylan yüzlü, ahu gözlü, hipopotam göğüslü, pelikan boylu, karınca
belli, kısrak kalçalı seke seke koşuşturan genç hanımlarla lebâbeb
kuşatılmış olsa ne çıkar? Siz göremedikten sonra... |
|
|
 |
Diyelim ki, yaşınız gereği en
önemli aksesuarınız olan bastonunuzu kullanarak, ustaca bir çelme
taktınız... Kızcağız boylu boyunca yere serildi. Etekleri açıldı,
bacakları havada savruluyor... Bu doyulmaz görüntüyü siz
değerlendiremedikten sonra...
Gözleriniz, hiç kuşkusuz, en
değerli yardımcınız, en değerli silahınızdır. Ama gözlerinizi,
bakışlarınızı gereğince ve yeterince kullanmayı becerebiliyor musunuz?
| |
.ÜNLÜ AĞAKIZI HURİCİHAN'IN
ÖYKÜSÜ. |
|
Örneğin, ünlü Ağakızı
Huricihan öyküsünü birlikte irdeleyelim... Anımsayacaksınız, zavallı
röntgenci çırağı Mestan, gözlerini kullandığı için en ağır cezaya
çarptırılmış, ilahlar tarafından kör edilmiş, üstelik Alfa Romeo'su da
elinden alınmıştı...
 |
|
|
Olay, Hicrî 5'inci yüzyılda,
eski Malafatya vilayetinin ünlü Hafızlar köyünde geçmiştir...
Delikanlı Mestan, köyün röntgen kliniğinde çıraklık ederdi. Doktor Bey
meşgul olduğunda, ultrason filan da bakardı. Boş zamanlarında,
düğünlerde derneklerde davul çalıp, dünyalığını azçok doğrulturdu. |
|
|
Günlerden birgün esin perisi
gelmiş, Ağakızı Huricihan dellenip bir tuhaf düşünceye kapılmış. Köyün
sokaklarında at üstünde cıscıbıldak dolaşmağa karar vermiş.
Kafasına nereden böyle esmiş,
nedenlerini ancak kendisi bilir. Hepimize arada bir böylesi esrik
düşünceler gelmez mi?
| |
|
Ama dikkatinizi çekerim: At
değil, kendisi cıscıbıldak soyunacaktı. Gerçi atın da o gün pek
birşeyler giymiş olduğu söylenemezdi ya! Bu işin ayrıntısı... |
|
|
O gün olup bitenler köyün
zabıt defterinde açıkça yazılıdır. Bütün köy halkı, gözlerini bu
ölümcül görüntüden sakınmak telaşıyla kapalı kapılar ardına kaçışmış,
sokaklar boşalmıştı.
Gelgelelim Delikanlı Mestan
yalnızca röntgenci değil, aynı zamanda meraklı bir röntgenciydi.
Dükkanın davlumbazında küçücük bir delik delerek, olacakları buradan
dikizlemeğe karar verdi.
Sonuç? Zavallı köy
delikanlısı gördüğü manzaranın dehşeti karşısında oracıkta ve anında
kör olmuştu... Üstelik, öteki Türk filimlerinde olduğu gibi gözleri
sonradan açılmadı.
Aslında, bu sonuç bizi
şaşırtmamalı. Hicrî 5'inci yüzyılda Anadolu'nun yanık bağrında bir köy
halkının bile görmeyi reddettiğine bakılırsa, Ağakızı Huricihan
gerçekten ilikleri donduran, gözleri kör eden bir görüntü veriyor
olmuş olsa gerektir.
 |
|
Delikanlı Mestan, evliyalar
tarihine Röntgenci Baba namıyla geçmiştir. Yepyeni bir mesleğin,
röntgencilik mesleğinin pîri olmuştur. |
|
Olayların sonraki gelişimini
biliyorsunuz... Yöre kültürünün zengin folklor varlığını bölücü
amaçlarla inceleyen bir grup Barış Gönüllüsü İngiliz araştırmacı
öyküyü işitip çok etkilenmiş, The Authentic Story of Lady Godiva and
Peeping Tom başlığıyla Anglo Sakson kültürüne maledip yama tutturmağa
çalışmışlardır.
Ama... Güneş balçıkla
sıvanamaz, altın çamura düşmekle değerinden birşey yitirmez, pişmiş
krediye rüşvet katılmaz, iki holding bir sermayede oynamaz. Adam
sormakla âlim olur, âlim sormakla adam olur. Kısacası, kültür yama
tutmaz...
Bu anlatılanların hepsi belki
de hoş birer söylenti. Ama işin anlaşılmaz bir yanı var. Büyüklerimiz
bu öyküyü bir uyarı gibi anlatır. Kadınları kesmenin, kızları
dikizlemenin felaket getireceğini savunurlar.
Bundan daha çarpıtılmış bir
yorum düşünemiyorum... Yanlış anlaşılmasın. Dikizlemenin çok aptalca
ve riskli bir davranış olduğunu ben de biliyorum. Ama onların
söylediği anlamda değil...
| |
|
Aslında buradaki kıssadan
çıkarılacak bir hisse, alınacak bir ders vardır. O da şu: Kızları
sakın gözünüzün ucuyla dikizlemeğe kalkışmayın...
Tam tersine! Bakmasını bilen
gözlerle, yakmasını bilen gözlerle, doya doya, içinize sindire
sindire... Hiçbir ayrıntıyı gözden kaçırmayacak bilimsel ve sanatsal
bir titizlikle süzün, soğurun, özümleyin!
|
|
|
Güzel bir kadına bakmamak,
bakışlarını çevirmek, gözünün ucuyla bakmak, bakmıyormuş gibi
yapmak... Bütün bunlar, insanlık onuru, erkeklik gururu ve yurttaşlık
ödevleri adına çok utanç verici şeyler...
Sakın, gün görmemiş kıro yada
zontaların yapacağı gibi gözünüzün ucuyla utangaç utangaç bakmayın.
Yada yontulmamış bir maganda örneği, tirene bakar gibi baka kalmayın.
Tam tersine, rafine bir beyefendinin yapacağı gibi, gözlerinizle
yiyecekmiş gibi, soğura soğura, sömüre sömüre bakın.
| |
|
Sizler daha çocukken, yıkıcı
bir anti-propagandayı kafalarınıza silinmez mürekkeple yazmışlar,
sökülmez tutkalla yapıştırmışlardı: Aç ağzını, yum gözünü. Sana bir
sürprizim var... |
|
|
 |
Yok yav?! Gözlerinizi
kapayacak olursanız, karşılaşacağınız tek sürpriz vardır: Görmeğe
değer şeyleri kaçırmış olmanız!
Üzülerek görüyoruz ki,
"Gözünü kapatan, ödüle kavuşur," yolundaki bu zehirli propaganda
yüzünden çoğu yurttaş sakat kalmış, gerçekleri görme yeteneğini
yitirmişlerdir.
| |
|
“Gözlerimi kaparım, ben çıkarıma
bakarım...” İşte, dokunulmazlıkları kaldırmayı savsaklayan
siyasetçi, çıkarcı boyalı basın patronu, vicdanını kiraya vermiş pembe
tablocu ekonomi profesörü... hepsinin seve seve pompaladıkları yurttaşlık
ahlakı... |
|
|
İşte yine bu yüzden nice evli
yurttaş da, zamanında gözlerini açamamış, altın kafeste uyurgezer
bülbülüm rolüne müebbeden hüküm giymişlerdir.
Dilde daha nice sahte
öğütler, yıkıcı uyarılar vardır: Güzele kırk günde doyulur, iyi
huyluya kırk yılda doyulmaz... Gözü danede olan kuşun ayağı tuzaktan
kurtulmaz... Gözünü toprak doyursun... Kırkından sonra azanı teneşir
paklar... Daha bir sürü saçmalıklar.
Helal süt emmiş, iyi aile
terbiyesi almış, ince ruhlu, çelebi bir beyefendi bu saçma öğütlere
kapılıp genç bir hanımefendiyi incitebilir, onun çıtkırıldım EGO'sunu
yaralayabilir mi? Hiç bunu düşündünüz mü?
Ama eğer siz EGO sözcüğünden
Elektrik Gaz Otobüs İşletmesini anlıyorsanız, ben ne yapabilirim ki?
Hık deyip burnundan düştüğünüz sizden önceki kuşakların sözlerine inci
mercan gibi budalaca iman ediyorsanız, elimden ne gelir ki?...
Kısacası, "kötü atasözü iyi
evlatsözünü bozar" saptamasındaki derin hikmeti görüp
değerlendiremeyeceğiniz besbelli...
 |
|
|
Şimdi geliniz gözümüzde
canlandıralım: Gittiğiniz bir arkadaş toplantısında dünya tatlısı
bir genç hanımla tanıştırılıyorsunuz. Gençlik dolu, pespembe,
gülpembe bir cild. Upuzun kirpikler. Koyu hareli, lâcivert bakışlar.
Etli etli dudaklar. Dipdiri gergin göğüsler. Mevzun ve mevzum
bacaklar. Pembecik düşleri ile, özgüvenli olduğu kadar narin bir
demet gonca gül kadar da mahzun ve utangaç... |
|
|
[Dikkat: Yukardaki hârikulâde
paragraftan yazılı iznim olmadıkça görüntü alınamaz, alıntı
yapılamaz.]
Utangaç, ama durumunun ve
konumunun bilincinde... Onaylanmak, beğenilmek, benimsenmek istiyor.
Yüreklendirilmeyi umuyor, bekliyor.
Ve siz... Size ne diyeyim,
sizi hangi sıfatlarla suçlayayım, bilmem ki... Bakışlarınızı
kaçırıyor, o görkemli yaratık orada yokmuş gibi davranıyorsunuz.
Genç kızın ne denli
üzüleceğini, o menekşe gözlerin o gece ağlamaktan nasıl kızarıp
kançanağına döneceğini düşünemiyor musunuz? O güzel varlığa nasıl
böylesi acımasız davranabildiniz? Ne kadar katı yürekli, anlayışsız,
insan sevgisinden yoksun bir yaratıksınız siz!
Kaçamak bakışlarınızı hemen
farkedecek, onulmaz bir korkak, ürkek bir farecik, entipüften, önemsiz
bir masturbasyonist olduğunuzu oracıkta anlayacaktır.
Daha da kötüsü, eğer
deneyimsiz bir genç kız ise (olmaz olmaz demeyin, olmaz olmaz)
karşılaştığı bu akıl almaz durumu kendi yetersizliği olarak
yorumlayacaktır!
Gördünüz mü şimdi
yaptığınızı? Bırakın bir yurttaşımızın Elektrik Gaz Otobüsüne
verdiğiniz bu anlamsız, onulmaz, yankıları ömürboyu sürecek hasar ve
zararı, kendinizi de aldatmış bulunuyorsunuz...
Kendinize dürüst
davranmadınız. Korkaksınız. Siz bir beyefendi olamazsınız. İlgi
bekleyen bir genç hanımı nasıl bu duruma düşürürsünüz? Siz acımasız,
gaddar, kalpsiz, yüreksiz, tabansız, ciğeri beş para etmez, sıradan
bir insansınız. Sizinle ilgilenmeğe bile değmez!
 |
|
.SAĞLIK SORUNLARI DA CABASI. |
|
 |
Herşeyi bir yana bırakalım,
bu yaptığınız şey, göz sağlığı açısından da son derece zararlıdır. Tıp
otoriteleri kesinlikle onay vermiyor... Sağlığınızı da mı
düşünmüyorsunuz? Nasıl bu derece bilinçsiz, bu derece vurdumduymaz
olabilirsiniz?
Gözucuyla bakmak göz
kaslarında yırtılmalara, retinada çizilmelere bile yol açabilir. Yolda
bulduğunuz numaralı gözlüğü takmakla eşdeğerdir. Bir kutu kartvizit
bulsanız, mahkemeye başvurup adınızı mı değiştirecektiniz?...
Bu tür davranışlar kafanızın
pek iyi çalışmadığının, ruhsal dengenizin de bir hayli bozuk olduğunun
kesin belirtisidir.
Güzele bakmak sevaptır...
Oysa siz, göz ucuyla, göz kenarıyla, göz pınarıyla, kısılmış gözlerle
bakıyorsunuz... Bu tutarsız davranışları sürdürecek olursanız, çok
günah işleyeceğiniz, çok acı çekeceğiniz kesindir. Zaten, "acıyan
gözlerle bakmak" deyişindeki “acımak” sözcüğünün gerçek kökeni de işte
budur.
Bu kötü alışkanlığınızı yol
yakınken bırakmazsanız, giderek başınıza büyük işler açılacak, gözler
elden gidecektir. Hiç kuşkunuz olmasın.
Yapmanız
gereken şey, gözlerinizi kocaman kocaman açarak, tam cepheden,
yılmadan, yorulmadan, dimdik, dosdoğru, uzun uzadıya, içinize sindire
sindire, soğura soğura, sömüre sömüre bakmak, doyasıya ve kıyasıya
seyretmektir.

|