| 
Bir
Kadın-Yiyen'in Öğleden Sonrası
BÖLÜM - 10
TEKSTİL ÜRÜNLERİNİN TARİHÇESİ
Hipotenüs üstündeki kedi, iki dik kenar
üstündeki kediler toplamına eşittir
NAH İNSANA VE ANASNİ HAN,
gizli baskı, s. 31
Konunun bilimsel tarihçesine
ilgi duymayan değerli okuyucularım isterlerse bu bölümü atlayıp,
"Kimlere Sulanılır" başlıklı bir sonraki
bölüme geçebilirler.
Ama, bilimsel yaklaşımı
önplanda tutup titizlikle benimseyen mürit adaylarımızın olayları
tarihsel belgelerin ışığında değerlendirmek istemeleri doğaldır...
 |
|
Belediye otobüsünde, askılı
giysisiyle kavrama demirine uzanıp tutunuvermiş, utangaç tavırlı bir
genç kız düşünün. İncecik giysileri orasından burasından sıyrılmış,
enfes bir görüntü oluşturuyor... |
|
Biliyorum bu sahneyi
gözünüzde canlandırmakta güçlük çekmeyeceksiniz. Çünkü aslında hiç
aklınızdan çıkmıyor ki...
Kuşkusuz, bu keyifli görüntü
sizi yol boyu oyalayacak, sanatına düşkün bir kart zampara olarak
ineceğiniz durağı kaçırmağa kimbilir kaç kez seve seve
katlanacaksınız.
Ünlü şair Serbülent
Karabıyık'ın nerede yanlışa sürüklendiğini şimdi anladınız, değil mi?
Ankara'da ben bir garip şair,
gözlerim kapalı...
Rahvan giderdim kendimi
bildim bileli
İmdi dikizlerim de ahvali
Nasıl da ödedim ağır bedeli
Bir huri-i cihana taptım
tapalı
Yakayı ol hatuna kaptıralı
Şaşırmışım felfecir usumu
feleğimi
Ne İMF sadakası,
Ne Koalisyon kasırgası,
Ne de Genel Af faciası;
Bir elindeydi mühür
Bir elinde damga,
Umurunda mıydı dünya?...
Olmadı işte! Böylesi
yanlışlığa düşmek, böylesi kontrpiyede kalmak niye? Gözlerini
kapatması nereden icabetmişti ki?
| |
|
Değerli okuyucularım: Siz siz
olun, bu güzelim dünyaya ne genç yaşta, ne ilerlemiş yaşlarda sakın
gözlerinizi kapatmayın!! |
|
|
İster Mısır Ehramları, ister
Paris katakompları, ister Ankara’nın derin dehlizleri... Konu coğrafya
değil. Konu kadın erkek ilişkilerindeki tarihsel diyalektik...
Kısacası, kadınlara göre
konumunuzu sağlıklı belirlemek...
| |
|
Nerede, nasıl mevzileneceğine
kafa yoracak; sarı sarı, tombuş tombuş kızlar korosunun “Nereme?
Nereme?” kışkırtmasına vereceğiniz yanıtları düşüneceksiniz... Bunları
irdelemeli, bunlarla ilgilenmelisiniz... |
|
|
 |
Örneğin, yüzyılın moda
harikası, o mini etekler yok mu? İster tam cepheden, ister yan
çaprazdan, ister dörtdörtlük arkadan, hangi yönden yaklaşırsanız
yaklaşın, sizi saatlerce oyalayacak görüntüler yakalayabilirsiniz.
Giyilmesi kadar çıkartılması
da sorun olan hırpani blucinler ve bacakları sımsıkı saran külotlu
çoraplar biz deneyimli çapkınlar arasında makbul tutulmaz. Mini
etekler ise gerçek bir hareket serbestisi sağlıyor.
| |
Eskiden kutsal
mücadelemizdeki doğal müttefikimiz jartiyer adı verilen emsalsiz giysi
parçasıydı. Modasının geçmiş olmasına üzülmemek elde mi? Jartiyerler
sadık dostumuzdu. Onlar sayesinde işi kestirmeden sonuca bağlardık.
Tak fişi, bitir işi... |
|
 |
Külotlu çoraplar ise ölümcül
düşmanımızdır. Külotlu çorap yapımcısı ihtiyar tiritlerin, fişi
takacak prizleri kapatıp, dünya zevklerini böylesine etkili biçimde
sabote etmelerine lanet okumamak mümkün mü?
Uygarlık tarihi işte bu
minval üzere akıp gidiyor. Getirilen her çözüm yepyeni sorunlara,
beklenmedik yeni sorunsallara yol açıyor: Yaşlı Tarih Baba bu
hengamede ayağını sürüyüp hükmünü icra ediyor...
Herneyse, bu konulara ilişkin
bilimsel araştırmalarım şimdilik kesin bir sonuca ulaşmış sayılamaz.
Çalışmalarım ilerledikçe, bundan sonraki baskılarda daha ayrıntılı
bilgiler verebileceğim.
 |
|
Tarih Baba, biraz tutucu,
biraz bunamış olsa da, yine de bilgedir: Bilgilidir, bilgilendirir.
Yeni kuşakları büyük bir hoşgörüyle eğitmeğe çalışır... İşte bu
noktada konunun derinlerine inerek tarihçesini gözden geçirmek
gereğini duyuyorum. |
|
| |
.SÜTYENİN GAYRI RESMİ
TARİHÇESİ. |
|
Yüzyılımız boyunca göğüsler
şekilden şekile girdi. Değişen modalar Jayne Mansfield, Anita Ekberg,
Mamie Van Doren'den Twiggy'e, Greta Garbo, Rita Hayworth, Brigitte
Bardo, Gina Lollobrigida ve Marilyn Monreo'dan Pamela Lee Anderson ve
Naomi Campbell'e değin sırasıyla bütün göğüsleri onurlandırdı.
Daha 1908'de Paul Poirte yeni
yüzyılın özgürlük rüzgarlarını arkasına alarak korseyi atmış,
kadınları römork çeken birer araç görünümünden kurtarmayı başarmıştı.
Sonuçta kadın profili inanılmaz bir çekicilik kazandı.
| |
|
Nitekim, erkek terzileri de müşterilerine o amlamlı
"Sağda mı giyiyorsunuz, solda mı?" sorusunu ilk kez o yıllarda
sormağa başlamışlardır. |
|
|
1920'li yılların Çarleston'lu
dünyası uygarlık tarihinde önemli bir aşamaya tanık oldu. Göğüslerin
tekstilcilerin boyunduruğundan kurtarılıp sansürsüz sergilenebileceği
bilinci uyanmağa başlamıştı.
Gelişme olumlu yöndeydi. Ama
bu kez de belli bir yaştan sonra yerçekimi etkisine karşı göğüsleri
korumak, sarkmalara karşı askıya almak gereği ortaya çıkmıştı.
l930'ların tekstil
mühendisliği, korse cenderesinden kurtarılan kadınların bu yeni
sorununa da çare bulmakta gecikmedi. Göğüsler konik yapıda minicik bir
mekana sıkıştırılıp dizginleniyor, bu sevimli yuvacıkta dimdik ayakta
durabiliyorlardı. Günümüz minimizer'larına ulaşan çizgi artık
başlamıştı.
 |
|
|
Bizdeki asrileşme süreci de
bu tarihsel gelişmeler ile atbaşı gitmiştir, denilebilir. Korse, tuman
ve entarilerden oluşan ilginç sergiler cumbadan rumbaya gerilen
iplerde görsel incelemeye sunulmuş, zamanın badem bıyıklı gençleri
kadın iç çamaşırlarını işte bu açıkhava sergilerinde tanıyıp
sevmiştir. |
|
|
Hüseyin Rahmi ve
Peyami Safa
nam eski kulağıkesik çapkın üstadlarımız o devirdeki toplumsal
dönüşümü eserlerinde pek canlı biçimde yansıtmışlardır.
Hüseyin Bey annesinin yüklük
dolabına saklanarak hanım misafirleri odio-vizüel incelemeye alırken,
Peyami Bey de benzer çalışmalar için Dokuzuncu Hariciye Koğuşu hemşire
soyunma odasını mekan tutmuştur.
| |
1946'da Marcel Rochas
gepiyer'i bularak yerçekimine meydan okudu ve sarkık göğüsleri askısız
sütyenlerle kaldırmayı başardı. 1956'da balkone'ler, yani alttan
destekli sütyenler türedi. 1966'da Twiggy tarzı androjen tahta
göğüsler, hemen ardından ise see-through bluz modaları geldi ve bir
dönemin burjuva tabuları tümüyle yıkıldı. |
|
 |
Biliyorsunuz, Wonderbra
bombası ilk kez 1994 yılında patlatıldı ve geçmişin tüm atom,
hidrojen, nötron bombalarını gölgede bıraktı.
Teknoloji günümüzde kadın
vücudunu ezip büzmeden bir heykeltraş özeni ile yeniden yaratıyor.
Kalçaları yükselten külotlar, baldırlara masaj yapan çoraplar,
interaktif iç çamaşırlar ve iç gıdıklayıcı görsellikte protez
sütyenler gündemde yerlerini aldılar bile.
Dev panolu reklamlarda,
artık bacakları biçimlendiren, karnı yok eden, popoyu toplayıp yukarı
kaldıran külotlu çorap reklamları görüyoruz.
Öyle anlaşılıyor ki, 2000'li
yıllarda, vücudu ikinci bir deri gibi saracak, gereken yerleri
inceltip, gereken yerleri şişkinleştirecek içgiyimler revaçta olacak.
| |
|
Yeni bir çığır açan bütün bu
tarihi buluşlarda, benim de naçizane katkılarım olmuştur. Bu gerçeği
iftihar ve muhabbetle belirtmeden geçemeyeceğim. |
|
|
 |
|
|
İflah olmaz bir
antropometrolog [insan vücut ölçüleri uzmanı]
olan bendeniz, göğüs standartlarını kusursuz bir
titizlikle saptamak amacıyla yıllardır her milletten çok geniş denek ve örneklem
grupları üzerinde çalışmak zorunda kaldım.
Gece gündüz
demeden, cansiperane
sürdüre geldiğim bir uğraş olmuştur bu. |
|
|
Ancak, kişisel ayrıntılara,
anı ve anekdotlara yer vererek kitabımın bilimsel bütünlüğünü bozmak
istemem. O nedenle, sütyenlerin tarihsel diyalektiği ile ilgili
sözlerimi burada bağlıyorum.
Sizlere külotların gizli
tarihçesi konusunda da sarih ve mufassal malumat vermek isterdim. Ama
bundan şimdilik vazgeçmek zorundayım. Tahmin edeceğiniz gibi o konuda
da söyleyeceklerim ciltlere sığmayacak ayrı bir kitap oluşturacaktır.
| |
.KADIN HAKLARI HAREKETİ NASIL
BAŞLADI. |
|
Moda tarihinin belli bir
noktasında, yavaş da olsa, giderek sütyenden tümüyle vazgeçilebileceği
düşüncesi tartışılmağa başlamıştı. Göğüslerin doğal düzeylerine
yerleşip orada yuvacık kurmalarına olanak tanınmalıydı.
Özgürlük aşığı bir grup
kadın, yalnızca sütyenden vazgeçmekle kalmadılar. Kısıtlamalara karşı
genelde tavır koyarak, Kaldırgaçlara Hayır! kampanyasını başlattılar.
KH rumuzuyla simgelenip bayraklaştırılan bu kampanya, giderek
Kadın
Hakları akımıyla özdeşleşti.
Sosyoloji tarihinin bu
aşamasında bilimsel bir saptama yapmamızda yarar var: Kadın Hakları
hareketi daha en başından çözülmez bir ikilemi de gündeme getiriyordu:
Kimi hanımlar için sütyen yaşamsal bir önem taşıyordu. Onun kaldırgaç
gücünden yoksun kalınca, erkeklerin gözündeki kişisel profillerinde
bir düşme sözkonusu olacaktı. Yani, düşük profilli hükûmet kurmak
istemek gibi birşey...
Bu hanımlar bir süre sonra
Kadın Hakları hareketinden koparak, daha muhafazakar nitelikteki
Sütyene Dönüş akımına öncülük edeceklerdi. Bu akım içinde yer alan
daha radikal unsurlar da çok geçmeden koparak SDS [Süt İneklerine de
Sütyen] rumuzlu militan hizbi kurmakta gecikmediler.
| |
|
Kadın hakları başlangıç
ilkelerine sadık kalan doğuştan dik göğüslü hanımlar ise kart zampara
nüfusu için giderek daha ciddi bir tehlike oluşturmağa başlamışlardı.
İzninizle anlatayım: |
|
|
Özgür göğüslerini dimdik bir
gururla sallayarak yürüyen yada kumsalda sereserpe koşuşturan bir genç
hanım düşünün... Bunu sözgelişi söylüyorum, çünkü bu tür düşüncelerin
aklınızdan zaten hiç çıkmadığını biliyorum.
 |
|
|
O güzelim göğüsler
her adımda çemberler çizmekte, kıpırdaşmakta, kımıldaşmakta,
bıngıl-bıngıl-daklaşmakta, cıngıl-cıngıl-daklaşmakta,
titreşmekte, ürpermeşmekte, oynaşmakta, depreşmekte,
sıçraşmakta, uçuşmakta, fısıldaşmakta, vb. vb'dir. |
|
|
Kart zamparanın yorgun
yüreğinin de bütün bu basamaklardan birer birer geçtiğini eklemeğe
bilmem gerek var mı? Bu durum, sayılamaz ölçüde yesyeni tehlikeler
gündeme getirmiyor mu?
Birincisi, bu görkemli
çembersel devinimi izlemek için gözleri ve boynu kendi eksenlerinde
durmaksızın döndürmek çok sakıncalı bir davranış biçimi olabilir.
Bakışlarınız hedefe
kilitlenmiş yürürken elektrik direğine toslamak tehlikesi bir yana,
göz kayması yada boyun tutulması nedeniyle acil servislere taşınmış
nice kart zampara adayı vardır!
Göz ve boyun kaslarının
sürekli devinimi başağrısı, başdönmesi, bulantıya da neden olabilir.
Ama en büyük sakıncası, kronik göz sulanmasıdır. Deneyimli bir
çapkının hayatta uğrayabileceği en büyük felaket işte budur.
Bulanık görmek, şu tatsız
tuzsuz dünyadaki birkaç küçük teselliden birini daha yitirmemiz
anlamına gelir. Bulanık görüyorsak, dünyanın bütün cins-i lâtifleri
ister cıscıbıldak ortalıkta dolaşsınlar, ister çarşafa, feraceye
bürünüp salınsınlar. Bizlere ne?
İkincisi, artık kadınlar
sütyen sayesinde dimdik olan göğüslerini bir kadına yakışan özgüven ve
özbeğeni ile sergileyebiliyorlar. Başları dik, alınları açık, pervasız
olabiliyorlar. Bu önemli karakter özellikleriyle de girdikleri her
ortamda hemen dikkati çekiyorlar. Bu iyi birşey.
Ama sütyenlerin sakıncaları
da yok değil. Örneğin, askılar omzu kesmekle kalmaz, terleme ve
kızarıklık gibi sorunlara da neden olur.
Ama en tehlikelisi, bu giysi
parçasının fevkalade göze çarpıcı olmasıdır. Destek olması için
konulan paslanmaz çelik teller fazla yaklaşırsanız hırçınlaşıp
saldırganlaşır. Aşırı meraklı gözlere şiddetle çarparak, istenmedik
şişlik ve morluklara yol açarlar.
İşte, bütün bu karmaşık
semptom ve sendromlardan oluşan umarsız hastalığa tıp biliminde
MAMMAMOBİLİZM adı verilmiştir. Bu ilginç sözcük, etimolojisinden yani
kök anlamından yola çıkarak, güzel Türkçemizde "kesintisiz çembersel
devinimleri ile insanı çıldırtan dimdik göğüsler" tanımı ile
karşılanabilir.
 |
|
Bu acımasız hastalık Lokman
Hekim Külliyatında DARBE-İ MEMİŞ adıyla anılmış, Anadolu'nun Abaza
köylerinde ise zarif bir dönüşümle DARBE-YEMİŞ benzetmesi
yakıştırılmıştır. |
|
Mammamobilizmin
evrenselliğine kuşku yoktur. Sözgelişi, yakından tanıdığımı daha önce
de belirttiğim İtalyan sanatı bu talihsiz hastalığa yapılan
gönderimlerden yana çok zengindir, diyebilirim.
| |
|
Örneğin, Verdi'nin
Rigoletto'sundaki sembolik gözağrısı sahnesini anımsayacaksınız:
Koskoca Dük Hazretleri, Gilda'nın fıkır fıkır yanından koşup geçtiği
sahnede bir elini alnına götürür ve feryada başlar: "Ah, mamma
mobile”... |
|
|
| |
|
Spagetti ve makaroni tüketimi
nedeniyle sopranoların genellikle tam gelişmiş mammalarını düşünecek
olursak, Verdi'nin nasıl bir dertten muzdarip olduğunu çok daha iyi
anlarız. |
|
|
|
|
Şunu da eklemeden
geçemeyeceğim. Mammamobilizm afetine bilinen hiçbir ilaç kâr etmez. Ne
penis'ilin, ne mastur'bacillin, nede herhangi bir anti-erotik veya
anti-erektik preparat umar vermez. Devası yoktur.
Hayati tehlike mevcutsa,
abstinens (yani alarga geçmek) veya impotans endüksiyonu (yani kamışı
kökünden kırmak) bile düşünülebilir. Ama bütün bunlar deneyimli bir
çapkın için ölümden beter birer kader sayılmak gerek.
Bu yüzden siz siz olun,
hareketli bir hedefi göz kaslarınızı çevire döndüre izlemeğe
kalkışmayın. Tam tersine, bakışlarınızı belli bir noktaya sabitleyin
ve mammaların bunun çevresinde konsantrik çemberler çizmesine izin
verin.
 |
ESKİ USTALARIN ÖNERİLERİ |
 |
Bu önerimin, Hinduların
KAMA-SUTRA, Çinlilerin TAO'CU AŞK TEKNİKLERİ, Arapların
ITIRLI BAHÇE (Al Raud al atir
va Nushat al Khatir) başlıklı ünlü bilimsel
çalışmalarında işaret edilen uygulama ile aynı paralelde olduğu
dikkatli okuyucunun gözünden kaçmayacaktır.
Ayrıca ele geçirebilirseniz,
dinkardeşimiz Ahmad bin Sülayman'ın şiddetle tavsiye ettiği Aziz
al-Din al-Masîhî nam muharririn Kitâb-ı al-Munâkakah
va al-Mufâtaha fî Asnâf al-Cimâ va
Alâtih başlıklı kitabı ben de aynı şiddetle tavsiye
ederim.
Kitap başlığının tercümesine
gelince... Bu nazik konuyu yine daha önce gusül abdestini danıştığınız
muhterem mahalle imamına danışmanızı aynı şiddetle tavsiye ederim.
Benim Muzır Yayınlar Kurulu ile başımı derde sokmağa hiç mi hiç
niyetim yok...
Aşk Tanrısı BRE GAVAT
GİTA'nın bütün kardeşlerimizi
MAMMA-MOBİLİZM
türü devasız illetlerden esirgeyip sakınması dileğiyle...

|