|

ON MARRIAGE
EVLİLİK ÜSTÜNE

ÜNLÜ SÖZLER / ÖZDEYİŞLER
FAMOUS QUOTATIONS
BÖLÜM - 03

| |
 |
It was
a man's world. Then Eve arrived.
-- Richard Armour
Bir zamanlar erkeklerin dünyasıydı.
Sonra, Havva çıkageldi...
|
 |
|

EVLİLİK ÜSTÜNE ANONİM SÖZLER
!!!
Anonymous Sayings On Marriage
!!!
Çeviri ve Notlar: Doç. Dr. Yalçın
İzbul
http://www.ingilizce-ders.com

Marriage is like a cage; those
outside are desperate to get in and those inside are desperate
to get out.
"Dışardakiler girmek için, içerdekiler çıkmak için
çırpınıyor..."
Bu feryat Türkçe'de çok daha güçlü işitilir: Bülbülüm altın
kafeste!...
despair /dis-PEI/ = umutsuzluk, çaresizlik...
desperate /DES-pırit/ = 1. Çaresizlikten deliye dönmüş; mutlaka
bulması gerekiyor: We are in desperate need of food and
supplies... 2. Çaresizlikten gözleri dönmüş, vahşi ve tehlikeli:
"Be careful; he's a very desperate man now." "His failure made
him desperate; he was resolved to succeed or die in the
attempt." 3. Umutsuz, çaresiz, çok kötü durumda: "The government
must act quickly to remedy the desperate situation the economy
is in."

Marriage is when a man and woman
become as one; the trouble starts when they try to decide which
one.
Evlilik erkek ve kadının bütünleşmesidir... de, sorun kimin
kişiliğinde bütünleşeceklerine karar vermeğe çalıştıklarında
başlıyor...
"Become" fiili, "be" fiilinin süreç belirten
halidir. Sözlüklerde, "be" fiili "olmak" şeklinde çevrilirken,
"become" için de genelde "oluşmak" tanımı verilir. Türkçe'ye
çoğu zaman "hale gelmek, haline gelmek, -- lamak, --laşmak"
şeklinde çeviri verir. Bu kimliği ile, "get" fiili ile
eşkullanımlı olmakla birlikte, daha kitabî olduğunu
ekleyebiliriz: to be fat, to get fat, to become fat...

Before marriage, a man yearns for the woman he loves. After
marriage, the 'Y' becomes silent.
to yearn /YÖ:N/ [Unutmayınız, bunlar UK okunuşları, USA
İngilizcesinde /r/ belirgin biçimde telaffuz edilecektir] = (for
veya after alır) Büyük özlem duymak, çok istemek... "Y" harfini
kaldırınca: earn /Ö:N/ = para kazanmak...
Evlenmeden
önce: He yearns for her...
Evlendikten sonra: He earns for her... Ne güzel, di mi?!

|
 |
|
Every man wants a wife who is beautiful, understanding,
economical and a good cook. But the law allows only one wife.
Her erkek güzel, anlayışlı, tasarrufu bilen ve iyi yemek pişiren
bir eş ister; ama yasalar ne yazık ki yalnızca tek kadınla
evlenme izni veriyor...
|
|
|
DİKKAT...
"Economy" sözcüğünün sıfat hali "economic" tir. Asla "economical
system/measures/situation" diyemezsiniz. Doğrusu "the economic
system, economic measures, the economic situation" vb...
"Economical" tümüyle farklı bir anlam taşır = Tasarrufa yol
açan, tasarruflu, hesaplı... Karışıklık her iki anlamın
Türkçe'de tek sözcükle karşılanmasından kaynaklanıyor: Hükumet
ekonomik paket açıyor; Evimizde ekonomik paket OMO
kullanıyoruz... Bu arada, to economize = tasarruf etmek,
harcamalardan kısmak demektir: We economize on something by
doing something...

Marriages are made in heaven. But
so again, are thunder and lightning.
Evlilik
semavîdir. Şimşek ve yıldırımlar da öyle...
heaven =
Cennet, cennet gibi yer, gökler, "yukardaki" alem... to go to
(to be in) heaven X to hell : "I'm in heaven when we dance cheek
to cheek"... Heaven forbid! = Allah korusun! Allah yazdıysa
bozsun... Good Heavens! = Aman Allahım! (şaşkınlık, beklemiyor
olmak)... Thank Heaven you're back. (veya, thank Heavens) =
Allaha şükür ki döndün...

A man is incomplete until he is
married. After that, he is finished.
Erkek
evleninceye kadar yarımdır; evlenince tamamlanır (= işi biter!).
Romantik
bir söz gibi mi göründü? "Finished" sözcüğünün "işi bitti,
defteri dürüldü" şeklindeki değişik anlamlarını unutmayınız...
Aklıma gelmişken, en sevdiğim şairlerden biri olan John Donne
(17 yy başları, metafizik ekolden) evlendiğinde şu mısraları
karalamıştı: "John Donne / Ann Donne / Undone"... Yani, işleri
bitik, defterleri dürüldü...

Marriage is the only war where
one sleeps with the enemy.
Evlilik,
insanın düşmanıyla yatağa girdiği yegâne savaştır.

A man inserted an ad in the
classifieds: "Wife wanted". Next day he received a hundred
letters. They all said the same thing: "You can have mine."
Adam
gazeteye ilan vermiş: Evlenmek istiyorum. Ertesi gün cevaplar
yağmağa başlamış: "Benimkini alabilirsin!"

"My wife's an angel!" says one
man. "You're lucky, mine's still alive," answers his friend.
"Benim karım
bir melektir." der adamın biri. "Çok şanslısın; benimkisi hala
hayatta!" diye cevap verir arkadaşı.

|
|
|
I am an excellent housekeeper. Every time I get a divorce, I
keep the house.
-- İmza: Şen Dul...
|
|
 |
Süper bir itiraf... housekeeper = Ev işlerine nezaret eden
kadın, kadın kahya... Sözcük oyunundan dolayı, buradaki anlamı
"evi elinde tutan, evin sahibi olan"...

Every time I get a divorce,
I keep the house.
Bütün boşanmalarımda,
ev hep bana kalıyor...


http://www.ingilizce-ders.com
[Ayrı Pencere açılacaktır
-- Bu sayfayı kaybetmeyeceksiniz

ON MARRIAGE !!!
Evlilik
Üstüne !!!

Marriage is the triumph of imagination over intelligence. Second
marriage is the triumph of hope over experience. -- Oscar Wilde
(İlk) evliliğimiz, aklımızın hayaller dünyamıza; ikinci
evliliğimiz, deneyimlerimizin umut dünyamıza yenik düşmesidir...
(Üçüncüsünü varın siz değerlendirin... Grameriyle biraz
oynayarak çevirdim. imagination = hayal gücü, imgelem,
muhayyile... imaginary = hayali (hiç de iyi birşey değil)...
imaginative = hayal gücü yüksek, yaratıcı (çok iyi birşey)... Bu
arada, "hayali ihracat" = fictive (veya, fictitious) exports...
/FİK-tiv/, /fik-Tİ-şıs/

|
 |
By all means marry. If you get a good wife,
you'll be happy. If you get a bad one, you'll become a
philosopher... and that is a good thing for any man. -- Socrates
Kesinlikle
-- evleniniz; kuşkusuz -- evleniniz... İyisine düşerseniz, mutlu
olursunuz; kötüsüne düşerseniz, filozof olursunuz... Eh, bu da
kimse için çok kötü birşey sayılmasa gerek... |
|

Some people ask
the secret of our long marriage. We take time to go to a restaurant
two times a week. A little candlelight, dinner, soft music and
dancing. She goes Tuesdays, I go Fridays. -- Henny Youngman
take time =
(burada) zaman ayırmak... candlelight = mum ışığı... soft music =
hafif, romantik müzik.

You know what I did
before I married? Anything I wanted to. -- Henny Youngman
Evlenmeden önce
ne yaptığımı mı soruyorsunuz? valla, canım ne isterse onu
yapıyordum...

I don't worry about
terrorism. I was married for two years. -- Sam Kinison
Terrörizm bana
vız gelir tırıs geçer. Ben hayatımın iki yılını evli geçirmiş
biriyim.

I've had bad luck with
both my wives. The first one left me, and the second one didn't. --
Patrick Murray
İki kere
evlendim; ikisinde de şansım yaver gitmedi. İlk karım beni terketti;
ikinci karım ise terketmemekte direniyor.

The middle years of
marriage are the most crucial. In the early years, spouses want each
other and in late years, they need each other. -- Rebecca Tilly
crucial /KRU-şıl/ = yaşamsal
önem taşıyan, dönüm noktası olabilecek nitelikte... crux /KRAKS/
= kritik nokta, meselenin özü, dönüm noktası, en önemli nokta...
gibi anlamlar taşıyan kökten geliyor: The crux of the matter is
that... vb. spouses /SPAU-zis/ = eşler... Bu tümcenin ima
ettiği (to imply) anlam: In the middle years, the spouses neither
want nor need each other...
Bu arada, "brother; sister" dışında
İngilizce'de Türkçe "kardeş" anlamını taşıyan "sibling" sözcüğünü
biliyor musunuz? O da tıpkı "spouse" (= "eş"; evli eşlerden herhangi
birisi) gibi eşeysiz, ama pek fazla kullanılmayan bir sözcük...

| |
If you want to sacrifice the admiration of many men for the
criticism of one, go ahead, get married. -- Katherine Hepburn
Bir sürü erkeğin beğenisinden tek bir erkeğin eleştirileri
uğruna vazgeçiyorsan, devam et, evlen kardeşim... |
 |
1940-50'li
yılların süper Holywood yıldızlarından... Az sansasyonel örnekler
oluşturmamıştı kadın hakları ve özgürlükleri için...

Happy marriages begin
when we marry the ones we love, and they blossom when we love the
ones we marry. -- Tom Mullen
blossom
/b-LA-sım/ = çiçek vermek, bahar açmak, (mecazi) yeşerip boy
atmak... Our love will blossom just as daisies do blossom in
springtime (Breh breh!)... Eşanlamlı bir başka sözcük: to bloom =
çiçek açma, (mecazi) çiçekler gibi taptaze, sağlıklı, güzel olma...
The roses have been blooming all through this summer... The roses
must be in full bloom by this time... She was in the bloom of
youth...

When two people are under the influence of the most violent, most
insane, most delusive, and most transient of passions, they are
required to swear that they will remain in that excited, abnormal,
and exhausting condition continuously until death do them part. --
George Bernard Shaw
Olabilecek en şiddetli, en çılgın, en hayalperest, en geçici
tutkunun etkisinde olan iki kişiden, bu heyecan dolu, normal dışı ve
bitkin düşüren durumda, ölüm onları ayırıncaya değin sürekli bu
durumda kalacaklarına dair yemin etmelerini istemektir -- evlilik...
sane /SEYN/ = aklı başında... insane = çılgın, fıttırmış... sanity
/SÆ-niti/ = aklı başında olma... insanity /in-SÆ-niti/ delilik, çılgınlık... (sanitation = sanitasyon, hijyen, ile
karıştırmayınız)... delusive /dil-YU:-siv/ = "delusion" sözcüğünü hatırladınız mı? İşte bu sözcüğün
anlamı da, "delusion" lara yol açan demek... transient /TRÆN-ziyınt/ = geçici... will remain = o durumda
kalacaklar, olmakta devam edecekler... exhausting = bitkin düşüren,
tüm gücünü tüketen... until death do them part = ölüm onları
ayırıncaya kadar... (evlilik yemininde geçen -- eski dilden --
"Until death do us part" ibaresinden...)

For Those Jilted in
Love
Aşkta hayal kırıklığına uğramışlar için...


|
 |
Love at
first sight is easy to understand; it's when two people have been
looking at each other for a lifetime that it becomes a miracle. -- Sam
Levenson
İlk görüşte aşk olayını anlamak kolay da, ömürboyu birbirinin suratına
bakan iki kişi arasında aşk tam bir mucize!...
|
 |

For two
people in a marriage to live together day after day is unquestionably
the one miracle the Vatican has overlooked. -- Bill Cosby
Sevimli dostumuz Cosby de
olayı aynı şekilde Vatikan'ın atladığı bir "mucize" olarak görüyor.
To overlook
= 1) Farkına varmadan atlamak, görememek, gözden kaçırmak; 2. Bile
bile görmezden gelmek, müsamaha etmek... İki karşıt anlamı bünyesinde
birlikte barındıran ilginç bir sözcük... Üçüncü bir anlamı daha var:
Yukardan bakmak, yukardan görmek: Our balcony overlooks the sea...

Some pray to marry the man they love,
My prayer will somewhat vary: I humbly pray to Heaven above
That I love the man I marry.
--
Rose Stokes
Kimileri dua
eder: Sevdiğim adamla evleneyim diye; Benim İse duam ise şudur, boynum
bükük:
Umarım severim evleneceğim adamı.

|