|

ON MARRIAGE
EVLİLİK ÜSTÜNE

ÜNLÜ SÖZLER / ÖZDEYİŞLER
FAMOUS QUOTATIONS
BÖLÜM -
03

| |
 |
It was
a man's world. Then Eve arrived.
-- Richard Armour
Bir zamanlar erkeklerin dünyasıydı.
Sonra, Havva çıkageldi...
|
 |
|
EVLİLİK ÜSTÜNE ANONİM SÖZLER
!!!
Anonymous Sayings On Marriage
!!!
Çeviri ve Notlar: Doç. Dr. Yalçın
İzbul
http://www.ingilizce-ders.com
Marriage is like a cage; those
outside are desperate to get in and those inside are desperate to get
out.
Bu feryat
Türkçe'de çok daha güçlü işitilir: Bülbülüm altın kafeste!...
despair
/dis-PEI/
= umutsuzluk, çaresizlik...
desperate
/DES-pırit/
= 1. Çaresizlikten deliye dönmüş; mutlaka bulması
gerekiyor:
We are in desperate need of food and supplies...
2. Çaresizlikten gözleri dönmüş, vahşi ve tehlikeli:
Be careful; he's a very desperate man now... His failure made him
desperate; he was resolved to succeed or die in the attempt...
3. Umutsuz, çaresiz, çok kötü durumda:
The government must act quickly to remedy the desperate situation
the economy is in...
Yukardaki deyişin en iyi çevirisi: "Dışardakiler girmek için,
içerdekiler çıkmak için çırpınıyor..."
Marriage is
when a man and woman become as one; the trouble starts when they try
to decide which one.
Evlilik erkek ve kadının bütünleşmesidir... de, sorun kimin
kişiliğinde bütünleşeceklerine karar vermeğe çalıştıklarında
başlıyor...
"Become"
fiili, "be" fiilinin süreç belirten halidir. Sözlüklerde, "be" fiili
"olmak" şeklinde çevrilirken, "become" için de genelde "oluşmak"
tanımı verilir. Türkçe'ye çoğu zaman "hale gelmek, haline gelmek, --
lamak, --laşmak" şeklinde çeviri verir. Bu kimliği ile, "get" fiili
ile eşkullanımlı olmakla birlikte, daha kitabi olduğunu ekleyebiliriz:
to be fat, to get fat, to
become fat...
Before
marriage, a man yearns for the woman he loves. After marriage, the 'Y'
becomes silent.
to yearn
/YÖ:N/ [Unutmayınız, bunlar UK okunuşları, USA İngilizcesinde
/r/
belirgin biçimde telaffuz edilecektir] = (for veya after alır) Büyük
özlem duymak, çok istemek... "Y" harfini kaldırınca:
earn
/Ö:N/
= para kazanmak... He yearns for her... He earns for
her... Ne güzel, di mi?!
|
 |
Every man
wants a wife who is beautiful, understanding, economical and a good
cook. But the law allows only one wife. |
|
Her erkek güzel, anlayışlı, tasarrufu bilen ve iyi yemek pişiren bir
eş ister; ama yasalar ne yazık ki yalnızca tek kadınla evlenme izni
veriyor...
DİKKAT... DİKKAT...
"Economy" sözcüğünün sıfat hali "economic" tir. Asla "economical
system/measures/situation" diyemezsiniz. Doğrusu "the economic system,
economic measures, the economic situation" vb...
"Economical" tümüyle
farklı bir anlam taşır = Tasarrufa yol açan, tasarruflu, hesaplı...
Karışıklık her iki anlamın Türkçe'de tek sözcükle karşılanmasından
kaynaklanıyor: Hükumet ekonomik paket açıyor; Evimizde ekonomik paket
OMO kullanıyoruz... Bu arada,
to
economize
= tasarruf etmek, harcamalardan kısmak demektir: We economize on
something by doing something...
Marriages
are made in heaven. But so again, are thunder and lightning.
heaven
= Cennet, cennet gibi yer, gökler, "yukardaki" alem...
to go to (to be in) heaven X
to hell : "I'm in
heaven when we dance cheek to cheek"...
Heaven forbid!
= Allah korusun! Allah yazdıysa bozsun...
Good Heavens!
= Aman Allahım! (şaşkınlık, beklemiyor olmak)...
Thank Heaven you're back.
(veya, thank Heavens) = Allaha şükür ki döndün...
A man is
incomplete until he is married. After that, he is finished.
"Erkek evleninceye kadar
yarımdır; evlenince tamamlanır." İlk bakışta çok
"banal"
/bı-NA:L/
romantik bir söz gibi
görünüyor, di mi!! Ama, "finished" sözcüğünün "bitti"
ve "işi bitti, defteri dürüldü" şeklindeki değişik anlamlarını
düşünürseniz, bayağı yakışıklı bir söz... Bu arada, en sevdiğim
şairlerden biri olan John Donne (17 yy başları, metafizik ekolden)
evlendiğinde şu mısraları karalamıştı: "John Donne / Ann Donne /
Undone"... Yani, işleri bitik, defterleri dürüldü...
Marriage is the only war where
one sleeps with the enemy.
Evlilik, insanın
düşmanıyla yatağa girdiği tek savaştır.
A man inserted an 'ad' in
the classifieds: "Wife wanted". Next day he received a hundred
letters. They all said the same thing: "You can have mine."
Adam gazeteye ilan
vermiş: Evlenmek istiyorum. Ertesi gün cevaplar yağmağa başlamış:
"Benimkini alabilirsin!"
"My wife's an angel!" says
one man. "You're lucky, mine's still alive," answers his friend.
"Benim karım bir
melektir." der adamın biri. "Çok şanslısın; benimkisi hala hayatta!"
diye cevap verir arkadaşı.
| |
I am an
excellent housekeeper. Every time I get a divorce, I keep the house.
--
İmza: Şen
Dul...
|
|
 |
Süper bir itiraf...
housekeeper = Ev işlerine nezaret eden kadın, kadın kahya...
Sözcük oyunundan dolayı, buradaki anlamı "evi elinde tutan, evin
sahibi olan"...
Every time I get a divorce, I
keep the house.
Bütün boşanmalarımda, ev hep bana kalıyor...

[Ayrı Pencere açılacaktır
-- Bu sayfayı kaybetmeyeceksiniz]

ON MARRIAGE !!!
Evlilik
Üstüne !!!
Marriage is the triumph of imagination over intelligence. Second
marriage is the triumph of hope over experience. -- Oscar Wilde
(İlk) evliliğimiz, aklımızın
hayaller dünyamıza; ikinci evliliğimiz, deneyimlerimizin umut
dünyamıza yenik düşmesidir...
(Üçüncüsünü varın siz değerlendirin...
Grameriyle biraz oynayarak çevirdim.
imagination
= hayal gücü, imgelem, muhayyile...
imaginary
= hayali (hiç de iyi birşey değil)...
imaginative
= hayal gücü yüksek, yaratıcı (çok iyi birşey)...
Bu
arada, "hayali ihracat" =
fictive (veya,
fictitious)
exports...
/FİK-tiv/, /fik-Tİ-şıs/
|
 |
|
By all
means marry. If you get a good wife, you'll be happy. If you get a bad
one, you'll become a philosopher... and that is a good thing for any
man.
-- Socrates |
|
by all means
= hayhay, pek tabii...
By all means marry =
Hayhay, evlenin, kardeşim!Kesinlikle; evlenmelisiniz... İyisine düşerseniz, mutlu olursunuz...
Kötüsüne düşerseniz, filozof... Ki, bu da kimse için çok kötü birşey
sayılmasa gerek...
Sokrat, biliyorsunuz vıdıvıdıcı
karısından çektiğini, nasırından bile çekmemişti! Tabii ki, Sofokles
de öyle... Muhtemelen, Öropides, Aristo, Aristofanes, Perikles de
öyle... Hele ki, Heraklitos... Eflatun Plato farklı oysa; O,
biliyorsunuz, Platonik vaziyetler peşindeydi...
Some people ask the secret of
our long marriage. We take time to go to a restaurant two times a
week. A little candlelight, dinner, soft music and dancing. She goes
Tuesdays, I go Fridays. -- Henny Youngman
take time
= (burada) zaman ayırmak...
candlelight
= mum ışığı...
soft music
= hafif, romantik müzik.
You know what I did before I
married? Anything I wanted to. -- Henny Youngman
Evlenmeden önce ne
yaptığımı mı soruyorsunuz? Walla, canım ne isterse onu yapıyordum...
I don't worry about terrorism.
I was married for two years. -- Sam Kinison
Terrörizm bana vız
gelir tırıs geçer. Ben hayatımın iki yılını evli geçirmiş biriyim.
I've had bad luck with both my
wives. The first one left me, and the second one didn't. -- Patrick
Murray
İki kere evlendim;
ikisinde de şansım yaver gitmedi. İlk karım beni terketti; ikinci
karım ise terketmemekte direniyor.
The
middle years of marriage are the most crucial. In the early years,
spouses want each other and in late years, they need each other. --
Rebecca Tilly
crucial
/KRU-şıl/
= yaşamsal önem taşıyan, dönüm noktası
olabilecek nitelikte...
crux
/KRAKS/
= kritik nokta, meselenin özü,
dönüm noktası, en önemli nokta... gibi anlamlar taşıyan kökten
geliyor:
The crux of the matter is that... vb.
spouses
/SPAU-zis/
= eşler... Bu tümcenin ima ettiği (to imply) anlam:
In the middle years, the
spouses neither want nor need each other...
Bu arada, "brother; sister"
dışında İngilizce'de Türkçe "kardeş" anlamını taşıyan "sibling"
sözcüğünü biliyor musunuz? O da tıpkı "spouse"
(= "eş"; evli eşlerden herhangi birisi) gibi eşeysiz, ama pek fazla
kullanılmayan bir sözcük...
| |
If you
want to sacrifice the admiration of many men for the criticism of one,
go ahead, get married.
-- Katherine Hepburn |
 |
Bir sürü erkeğin beğenisinden tek bir erkeğin eleştirileri uğruna
vazgeçiyorsan, devam et, evlen kardeşim...
(1940-50'li yılların süper Holywood yıldızlarından... Az
sansasyonel örnekler
oluşturmamıştı kadın hakları ve özgürlükleri için...)
Happy
marriages begin when we marry the ones we love, and they blossom when
we love the ones we marry. -- Tom Mullen
blossom
/b-LA-sım/
= çiçek vermek, bahar açmak, (mecazi) yeşerip
boy atmak... Our love will blossom just as daisies do blossom in
springtime (Breh breh!)... Eşanlamlı bir başka sözcük:
to bloom
= çiçek açma, (mecazi) çiçekler gibi taptaze, sağlıklı, güzel olma...
The roses have been blooming all through this summer... The roses must
be in full bloom by this time... She was in the bloom of youth...
When
two people are under the influence of the most violent, most insane,
most delusive, and most transient of passions, they are required to
swear that they will remain in that excited, abnormal, and exhausting
condition continuously until death do them part. -- George Bernard
Shaw
Olabilecek
en şiddetli, en çılgın, en hayalperest, en geçici tutkunun etkisinde
olan iki kişiden, bu heyecan dolu, normal dışı ve bitkin düşüren
durumda, ölüm onları ayırıncaya değin sürekli bu durumda kalacaklarına dair
yemin etmelerini istemektir -- evlilik...
sane
/SEYN/
= aklı başında...
insane = çılgın, fıttırmış...
sanity
/SÆ-niti/
= aklı başında olma...
insanity
/in-SÆ-niti/
delilik,
çılgınlık... (sanitation = sanitasyon, hijyen, ile karıştırmayınız)...
delusive
/dil-YU:-siv/
= geçen sayımızda öğrendiğimiz "delusion"
sözcüğünü hatırladınız mı? İşte bu sözcüğün anlamı da, "delusion" lara
yol açan demek...
transient
/TRÆN-ziyınt/
= geçici...
will remain
= o durumda kalacaklar, olmakta devam edecekler...
exhausting
= bitkin düşüren, tüm gücünü tüketen...
until death do them part
= ölüm onları ayırıncaya kadar... (evlilik yemininde geçen -- eski
dilden -- "Until
death do us part"
ibaresinden...)


For Those Jilted in
Love

Aşkta hayal kırıklığına uğramışlar için...

Love: a temporary
insanity, curable by marriage. -- Ambrose Bierce
Aşk: Geçici
bir akıl hastalığı olup, evlilikle tedavi olur.
|
 |
Love at
first sight is easy to understand; it's when two people have been
looking at each other for a lifetime that it becomes a miracle. -- Sam
Levenson
İlk görüşte aşk olayını anlamak kolay da, ömürboyu birbirinin suratına
bakan iki kişi arasında aşk tam bir mucize!...
|
 |
I recently
read that love is entirely a matter of chemistry. That must be why my
wife treats me like toxic waste. -- David Bissonette
Geçenlerde bir yerde okudum: Aşk tümüyle bir kimya meselesiymiş.
Demek ki karım o nedenle bana zehirli atık muamelesi yapıyor.
Buradaki
"recently" + past tense" kullanımı colloquial English açısından yanlış
değil, ama intermediate arkadaşların bunu şimdilik görmezden
gelmelerini ve present perfect kurallarına sadık kalmalarını öneririm.
For two
people in a marriage to live together day after day is unquestionably
the one miracle the Vatican has overlooked. -- Bill Cosby
Sevimli dostumuz Cosby de
olayı aynı şekilde Vatikan'ın atladığı bir "mucize" olarak görüyor.
To overlook
= 1) Farkına varmadan atlamak, görememek, gözden kaçırmak; 2. Bile
bile görmezden gelmek, müsamaha etmek... İki karşıt anlamı bünyesinde
birlikte barındıran ilginç bir sözcük... Üçüncü bir anlamı daha var:
Yukardan bakmak, yukardan görmek:
Our balcony overlooks the sea...

Some pray to marry the man they love,
My prayer will somewhat vary: I humbly pray to Heaven above
That I love the man I marry.
--
Rose Stokes
Kimileri dua
eder: Sevdiğim adamla evleneyim diye; Benimse duam ise şudur, boynum
bükük:
Umarım severim evleneceğim adamı.

SAGES ON LOVE AND
MARRIAGE
Sage
/SEYC/ =
Bilge
Fifty percent of all
marriages end in divorce. But look at the brighter side: the other
fifty percent
end in death. -- Richard JENI
Evliliklerin yüzde ellisi
boşanmayla bitiyor. Ama siz işin iyimser ve parlak yönüne bakın:
Çünkü öteki yüzde ellisi ölümle sonuçlanıyor...
|
 |
By all means marry; if you get a good wife,
you'll be happy. If you get a bad one, you'll become a
philosopher. -- SOCRATES |
 |
by all means
= hayhay, gayet tabii, herzaman ve her koşulda evet...
You can rehearse a wedding but not a marriage.
- Al BATT
Düğünün provası olur, ama
evliliğin provası yoktur...
| |
There's only one way to have
a happy marriage and as soon as I learn
what it is I'll get married again. -- Clint EASTWOOD |
 |
Nasıl konuşmuş ama Clint
Abim? "Mutlu bir evliliğin tek yolu var; Ne olduğunu öğrenir
öğrenmez, yeniden evleneceğim!!"
When a man steals your
wife, there is no better revenge than to let him keep her. -- Sacha
GUITRY
Bir başka erkek
karınızı sizden çalacak olursa, bırakın onda kalsın. Bundan daha
büyük bir intikam olamaz..
Pure love and suspicion
cannot dwell together: at the door where the latter enters, the
former makes its exit. -- Alexandre DUMAS
pure love
= saf, katışıksız aşk...
suspicion
= şüphe, kuşku...
dwell together
= birlikte oturmak; burada: birarada bulunmak...
the latter
= sonraki, ikincisi...
the former
= ilki, birincisi...
Christianity has done a
great deal for love by making a sin of it. -- Anatole FRANCE
has done a great deal for
= çok yararına olmuştur, onun için çok şey yapmıştır...
by making a sin of it
= onu bir günah haline getirerek... Doğru: Yasak meyve tatlı
olur...
Of all forms of caution,
caution in love is perhaps the most fatal to true happiness. --
Bertrand RUSSELL
caution
= temkin, kendini sakınma... Doğru: Daldın mı, balıklama
dalacaksın...
To love at all is to be
vulnerable. -- C.S. LEWIS
at all
= genelde "hiç, hiç de" şeklinde çeviri veren bu deyim, burada
"herhangi bir şekilde, her türlü şekilde" diye çevrilebilir...
"Sevmek, kolay yaralanabilir olmak demektir"...
Men always want to be a woman's first love -
women like to be a man's last romance. -- Oscar WILDE
Burada "love" sözcüğünü
"aşık", romance sözcüğünü "aşk" olarak çeviriniz...
"Erkekler bir
kadının ilk aşıkı, kadınlarsa bir erkeğin son aşkı olmak ister"...
Behind every successful man
is a surprised woman. -- Maryon PEARSON
Çok zalim, çoook zalim bir söz:
Her
başarılı erkeğin arkasında, buna çok şaşıran bir kadın vardır!..

[Ayrı Pencere açılacaktır
-- Bu sayfayı kaybetmeyeceksiniz]

İ L İ Ş K İ L E R.
Relationships
The true measure of a man is how he treats someone who can do him
absolutely no good. -- Samuel Johnson
true measure
= gerçek ölçü...
to treat
= davranmak, muamele etmek tıp dilinde = tedavi etmek, sağaltmak)...
who can ...etc
= kendisine hiçbir yarar sağlamayacak, kendisinden hiçbir menfaati
olamayacağı...
A Friend may well be reckoned the masterpiece of Nature. -- Ralph
Waldo Emerson
to reckon
= think, consider = saymak, addetmek, öyle düşünmek...
masterpiece
= başyapıt, şaheser...
It is a luxury to be understood. -- Ralph Waldo Emerson
Anlaşılmak bir lükstür (= Anlaşılmayı ummayınız)...
If it was necessary to tolerate in other people everything that one
permits in oneself, life would be unbearable. -- Georges Courteline
Kendimize izin verdiğimiz şeyleri başkalarında da hoşgörü ile
karşılamak gerekseydi, hayat çekilmez olurdu...
A good wife always forgives
her husband when she's wrong. -- Milton Berle
İyi bir eş, kendisi
hernezaman haksızsa, kocasını mutlaka affeder...
The worst sin towards our fellow creatures is not to hate them, but
to be indifferent to them; that's the essence of inhumanity.
-- G.B. Shaw
sin
= günah...
fellow creatures
= diğer insanlar, "türdeş"lerimiz...
indifferent
= kayıtsız, ilgisiz (beklentimizin tersine, in- öneki ile anlamın
tersine çevrilmeyip, farklı bir anlam oluşturulan bu sözcüğe dikkat
ediniz)...
essence
/e-sıns/ = aslı, temeli...
inhumanity
= insaniyetsizlik, zalimlik, vb...
Women inspire us to great
things, and prevent us from achieving them. -- Alexandre Dumas
to inspire
= esin (ilham) vermek...
to achieve
[/ı-Çİ:V/ =
başarmak, hedefi gerçekleştirmek...
The most effective way to
remember your wife's birthday is to forget it once. -- Anonymous
Karınızın doğum günü yıldönümünü hele bir kez unutun; bakalım bir daha
hiç unutabilecek misiniz?!
Some fellows pay a compliment like they expected a receipt. -- Kin
Hubbard
to pay a compliment
= kompliman yapmak, iltifat etmek...
to expect a receipt
[/ri-Sİ:T/ okunur: "p"yi okumayınız] = makbuz, alındı...
|
 |
It's the good girls who keep diaries; the bad girls never have the
time. --Tallulah BANKHEAD |
|
Günlük tutan
cici kızlardır; kaka kızların
buna hiç vakti yok ki...
What women do to each other is beyond description. No Chinese
torture comes close. -- Tori AMOS
Kadının kadına ettiği
anlatılamaz. Yanında Çin işkenceleri bile yavan kalır...
| |
Men are like tile floors, lay them down right the first time and
you can walk all over them for the rest of your life. -- Lisa
TARBOX
Erkekler parke döşemeler gibidir. İlk seferinde doğru
döşersen, artık hayatın boyunca üzerlerinde dolaşabilirsiniz... |
|
 |
Çeviri ve Notlar: Doç. Dr. Yalçın
İzbul
http://www.ingilizce-ders.com

THAT MYSTERIOUS FEELING CALLED
"LOVE"
"Aşk" Denilen
O Esrarengiz Coşku !!
Let's Get
Romantic, For A Change !!
for a
change = bir değişiklik olsun diye...
For Lovers
Everywhere
Sevgililer için... Her nerede iseler...
 |
|
So long as the
moon shines upon this earth and the ocean whispers our
song... Till the rivers flow upstream and lovers forget
their dreams... I will love you...
Ay parıldadıkça üstümüzde,
okyanus fısıldadıkça şarkımızı... Nehirler yukarı akmadıkça,
sevdalılar düşlerini unutmadıkça... Seni seveceğim... |
|
 |
True love doesn't have a happy ending
because true love doesn't have an ending. -- Anonymous
Gerçek aşk
mutlu sonlanmaz; gerçek aşkın sonu yoktur ki!
Today I
begin to understand what love must be, if it exists... When we are
parted, we each feel the lack of the other half of ourselves. We are
incomplete like a book in two volumes of which the first has been
lost. That is what I imagine love to be: incompleteness in absence. --
Goncourt
when we are parted
= ayrıldığımızda, ayrı olduğumuzda...
incompleteness in absence
= "Sen yarım, ben yarım; birleşmek mümkün değil; Dertlerde
tamamlandık, yaşamakta değil..." (O. Gencebay)
My heart to you is
given:
Oh, do give yours to me;
We'll lock them up together,
And throw away the key.
-- Frederick
Saunders
Kalbimi sana
verdim
Sen de kalbini
bana ver
Kilitleyelim
onları birlikte
Fırlatıp
atalım anahtarını uzaklara
I am nothing special, of this
I am sure. I am a common man with common thoughts and I've led a
common life. There are no monuments dedicated to me and my name will
soon be forgotten, but I've loved another with all my heart and
soul, and to me, this has always been enough. -- Nicholas Sparks, "The Notebook"
Sıradan bir adamım, sıradan düşünceleri olan, sıradan bir hayat
yaşamış... Adıma dikilmiş anıt yok, ve çok geçmeden unutulacak
adım... Ama bir başkasını bütün kalbim ve ruhumla sevdim ve bu benim
için her zaman yeterli oldu...
a common man
... etc = sıradan bir adam, sıradan düşünceleri olan, sıradan bir
hayat yaşamış...
no monuments dedicated to me
= adıma dikilmiş anıt yok... ve adım çok geçmeden unutulacak... Ama
bir başkasını bütün kalbim ve ruhumla sevdim ve bu benim için her
zaman yeterli oldu... [Bu adam gerçekten sevmiş, arkadaş...]
| |
Once I dropped a tear in the
ocean. If it can ever be found again I'll stop loving you. --
Anonymous
Bir keresinde gözyaşlarım karışmıştı okyanuslara. Bulunabilirse bir
daha, sana olan aşkım biter ancak... |
|
 |
[Serbest
çeviri... Biliyorsunuz "Translations, like
wives, are seldom faithful if they are in the least attractive." (Roy
Campbell): Türkçe uyarlaması: Çeviri, güzel bir kadın gibi, sadıksa
çekici, cekici ise sadık olmaz!]
Soul meets soul on lover's lips. --
Percy Bysshe Shelly
Ruhlar buluşur sevgililerin dudaklarında...
The most precious possession
that ever comes to a man in this world is a woman's heart. -- Josiah
G. Holland
Bu dünyada bir erkeğin sahip olabileceği en değerli şey bir kadının
kalbidir.
You will never know true
happiness until you have truly loved; and you will never understand
what pain really is, until you have lost it. -- Anonymous
Gerçek mutluluk nedir bilemezsiniz gerçekten sevmedikçe; gerçek
acıyı anlayamazsınız, o aşkı yitirmedikçe.
At the
touch of love, everyone becomes a poet. -- Plato
Feylezof
Eflatun, daha o zamanlardan okumuş bizdeki ruhu:
Bizde herkes
âşık, herkes
şair...
* * * *
*
|
 |
There is
no remedy for love but to love more.
-- Henry David Thoreau |
|
Aşkın, daha çok
sevmekten başka tedavisi yoktur...
* * * *
*
Being
deeply loved by someone gives you strength, while loving someone
deeply gives you courage. -- Lao-Tzu
Bu
Çinlilerin çok güzel düşünceleri var da, bir de köpek eti yemekten
vazgeçseler!! En sadık dostunu besleyip yiyen adamlardan "sevgi"
sözünü işitmek tuhaf geliyor. En yakın akrabalarının beynini çıkarıp
yemeleri gibi (Canlı Maymun Lokantaları)... Romantik olalım dedik,
bakın yine nerelere geldik...
We are
each of us angels with only one wing, and we can only fly embracing
each other. -- Luciano De Crescenzo
Herbirimiz birer tek kanatlı meleğiz; kucaklaşırsak birlikte
uçabiliriz...
Our hours
in love have wings; in absence, crutches. -- Colley Cibber, 1671-1757,
British Actor-Manager, Playwright
Aşk içinde geçen saatlerimiz kanatlanır uçar; sevginin yokluğunda
koltuk değneklerimizle kalırız...
 |
|
May you
live as long as you wish and love as long as you live. -- Robert A.
Heinlein
Gönlünüzce uzun yaşayın; yaşadığınızca uzun sevin, dostlar!...
|
|
 |

Lütfen
Sorularınızı Esirgemeyiniz:
Doç. Dr. Yalçın İzbul
http://www.ingilizce-ders.com

|