|

ÖFKE, ALAY VE
İSYAN

ÜNLÜ SÖZLER / ÖZDEYİŞLER
FAMOUS QUOTATIONS
BÖLÜM
- 04

GERÇEKÇİ, KARAMSAR, ALAYCI
REALISM, PESSIMISM, CYNICISM
So much havoc has
optimism wrought upon this world that pessimism appears not only a
legitimate way of looking at things but also a moral duty.
İ yimserlik
bu dünyada öyle büyük kargaşa ve yıkımlara yol açmıştır ki,
karamsar bakışın olaylara yaklaşmanın tek yolu olmakla kalmayıp,
ahlaki bir görev olduğu da görülüyor.
havoc
/HÆ-vık/
= geniş çaplı
yıkım, herşeyin allak bullak olduğu büyük kargaşa...
wrought = "to work"
fiilinin eski V2 ve V3 şekli. Fiilin buradaki anlamı, "oluşturmak,
oluşmasına yol açmak":
The Prophets wrought
miracles = Peygamberler mucizeler oluşturdu...
"İşlenmiş"
anlamı için de bu sözcüğü kullanacaksınız:
wrought iron,
wrought silver jewellery
= işlenmiş demir, işlenmiş gümüş mücevherat...
a moral duty = bir
ahlak görevi...

The power of accurate
observation is often called cynicism by those who have not got it.
-- George Bernard Shaw
accurate
observation
= doğru gözlem, "gerçekleri görebilmek"...
those who have not got it
= bu yeteneğe sahip olmayanlar...
A pessimist is a man who
has had to listen to too many optimists. -- Don Marquis
who has
had to listen
= dinlemek zorunda kalmış olan...
Cynicism is an unpleasant
way of saying the truth. -- Lillian Hellman
unpleasant
= nahoş, hoş olmayan, sevimsiz, tatsız...
|
 |
|
Idealist: a cynic in the making. -- Irving Layton
İdealist dediğiniz nedir ki? Yalnızca oluşum halinde bir
"cynic"... |
|
Remember, beneath every cynic there lies a
romantic, and probably an injured one. -- Glenn Beck
Unutmayınız: Her "cynic" in tarihçesinde bir romantik, büyük
olasılıkla da yaralanmış bir romantik yatar.
Idealism is what precedes experience; cynicism is what follows. --
David T. Wolf
İdealizm deneyimden önce gelen şeydir; sinisizm de deneyimi izleyen.
A cynic is not merely one who reads bitter lessons from the past, he
is one who is prematurely disappointed in the future. -- Sidney J.
Harris
Yalnızca geçmişten acı dersler öğrenmiş olmakla kalmaz,
gelecek için de daha şimdiden hayal kırıklığı içindedir.
A cynic is a man who,
when he smells flowers, looks around for a coffin.
--
H.L. Mencken
Çiçek kokusu aldı mı, çevrede bir tabut olmalı diye düşünür...
coffin
/K@-fin/ =
tabut...
Usually when people are sad, they don't do anything. They just cry
over their condition. But when they get angry, they bring about a
change. -- Malcolm X
Genellikle insanlar hüzünlü olduklarında hiçbirşey yapmaz, oturur
hallerine ağlarlar. İnsanları birşeyleri değiştirmeye yönlendiren
duygu öfkedir.
|
 |
|
Man has an
inexhaustible faculty for lying, especially
to himself. -- George Santayana |
|
inexhaustible
= tükenmez, bitmez tükenmez...
faculty = meleke,
yetenek...
(Şeyyy, üniversitedeki "fakülte" kavramı tabii ki buradan
gelmiyor...)
* *
* * *
Or, As
Lily Tomlin Put It
"Reality
is nothing but a collective hunch."
"Gerçeklik" herkesin
paylaştığı "içimden gelen bir ses" yanılgısından başka birşey
değil ki...

ON RELIGION,
MOSTLY BY VICTIMS & SCEPTICS
I don't
agree with those who think that the conflict is simply between two
religions, namely Christianity and Islam. . . To me, the key conflict
is between irrational blind faith and rational, logical minds. --
Taslima Nasrin
"Key" sözcüğünün
Türkçedeki eşdeğer deyimde kimi zaman "kilit" kavramı ile gerçekleştiğine dikkat
ediniz: "He is our key man" Kilit adam mı, anahtar adam mı?...
irrational
/ir-RÆ-şınıl/ = akıl dışı, mantıksız. Kök sözcüğün "reason"
olduğunu unutmayın: Reason: 1. neden, sebep; 2. mantık, muhakeme, akıl
yürütme...
blind faith
= körü körüne inanma.
Religion
is now the first obstacle to women's advancement. Religion pulls human
beings backwards, it goes against science and progressiveness.
Religion engulfs people with a fear of the supernatural. It bars
people from laughing and never allows people to exercise their choice.
-- Taslima Nasrin
engulf
/in-GALF/ = içine alıp boğmak...
to bar
=engellemek, engel oluşturmak...
to exercise their choice
= seçme hakkını kullanmak...
Religion,
society and state... From none of these do women get their proper honour.
It is religion which has created an unparalleled disparity between men
and women. -- Taslima Nasrin
İlk cümle:
Ne din, ne toplum ne de devlet kadına gereken saygıyı
göstermiyor...
unparalleled
= misli görülmemiş, benzersiz...
disparity
= eşitsizlik ("pair" oluşturamıyorlar, "parite" yok; okunuşu
/dis-PÆ-rity/)...
The Bible
and the Church have been the greatest stumbling blocks in the way of
woman's emancipation. -- Elizabeth Cady Stanton
a stumbling block
= engel, ilerlemeyi engelleyen şey...
to stumble and fall
= sendeleyip düşmek...
emancipation
(imensi-pey-şın) = kölelikten azat etme veya kurtulma,
özgürlüğüne kavuşturma veya kavuşma...
* * * *
*
|
 |
|
To assert
that the earth revolves around the sun is as erroneous as to claim
that Jesus was not born of a virgin.
--
Cardinal Bellarmine.
-- Dünyanın güneşin çevresinde döndüğünü iddia etmek, İsa'nın
bir bakireden doğmadığını iddia etmekle eşdeğer bir
yanılgıdır.
(1615,
Galileo'nun mahkemesi sırasında) |
|
1615'lerde olacak o kadar...
Artık 2000'lerdeyiz...
Böyle şeyler
söyleyen çıkıyor mu hiç içimizden?!!
to assert
= iddia etmek, savlamak (çoğu kez, kanıt göstermeğe gerek duymaksızın
kuvvetle iddia etmek, anlamında)...
erroneous
/i-ROUN-yıs/ = yanlış, hatalı ("error" dan)...
* * * *
*
No actual
tyrant known to history has ever been guilty of one-hundredth of the
crimes, massacres, and other atrocities attributed to the Deity in the
Bible. -- Steve Allen
known to history
= tarihte bilinen, tarihin tanıdığı...
ever
= bugüne değin...
massacre
/MÆ-sıkı/ = katliam...
atrocity
/ıt-R@-siti/ (tek-düm-teke) = mezalim örneği, vahşet
gösterisi, barbarlık uygulaması (yani, sürüp giden bir durumdan değil,
bir olaydan, gösterilen bir dehşet uygulamasından, gerçekleştirilen
bir durumdan söz ediyoruz)...
Deity
= Tanrı...
* *
* * *
 |
Yav, neler söylüyor bu adamlar! Bunların ağızlarına biber
sürmüyorlar mı oralarda? |
 |
* *
* * *
[The
Bible] has noble poetry in it... and some good morals and a wealth of
obscenity, and upwards of a thousand lies. -- Mark Twain
noble poetry
= soylu şiir...
good morals
= iyi ahlaki değerler, örnekler, dersler...
a wealth of
= çok sayıda, bol miktarda...
obscenity
= açık saçıklık, müstehcenlik...
upwards of a thousand lies
= binlerce yalan...
Education:
A succession of eye-openers each involving the repudiation of some
previously held belief. -- George Bernard Shaw
repudiation
= reddetme, tanımama... Shaw, burada, yeni şeyler öğrenip gözlerimiz
faltaşı gibi açıldıkça, eskiden inandığımız şeyleri nasıl birer birer
terkettiğimize gönderimde bulunuyor...
DİKKAT:
to succeed
= 1. başarmak, başarılı olmak; 2. ardından gelmek, halef olmak...
succession
= ardarda gelme, ardışıklık...
successor to the throne
= tahtın varisi, yerine geçen...
predecessor X successor
= selef X halef...
ÖRNEK TÜMCE:
The bridge was weakened by successive storms. = Köprü, ardarda gelen
fırtınalar yüzünden zayıflamıştı...
* *
* * *
|
 |
|
Christ died for our sins. Dare
we make his martyrdom meaningless by not committing them? --
Jules Feiffer
İsa bizim günahlarımız için öldü. Şimdi bu günahları
işlemeyerek onun kendini feda etmesini anlamsız hale düşürmek
olur mu? |
|

[Ayrı Pencere açılacaktır
-- Bu sayfayı kaybetmeyeceksiniz]

Çeviri ve Notlar: Doç. Dr. Yalçın
İzbul
http://www.ingilizce-ders.com
THE ANGRY & THE CYNICAL
Religions come and go, but beer and wine always remain with us. --
Hervey ALLEN
Dinler gelir, dinler gider; ama bira ve şarap hep bizimle...
There are seventy stanzas in the Uruguay national anthem, which
fact may account for the Uruguay standing army. -- Franklin P. ADAMS
Uruguay milli marşı yetmiş kıt'adan oluşuyor, ki bu da hazırda
tuttukları asker sayısının en iyi açıklaması olabilir...
* *
* * *
|
 |
|
A bayonet is a weapon with a worker at each end.
-- British
Pacifist Slogan, 1940 |
|
Süngünün önünde bir işçi, arkasında bir başka işçi...
*
* * * *
| |
It is a great shock at the age of five or six to find that in a
world of Gary Coopers you are the Indian.
-- James BALDWIN (Amerikalı
zenci yazar) |
|
 |
Altı yada yedi yaşlarında, Gary Cooper'ların dünyasında,
kendinizin ise
kızılderili rolünde olduğunuzu öğrenmek çok büyük bir şok.
*
* * * *
I read the newspapers avidly. It is my own form of continuous
fiction. -- Aneurin BEVAN (İngiliz radikal işçi liderlerinden. Ö.
1959)
Gazeteleri hiç kaçırmam. Bu benim için bir tür tefrika roman
okumak gibi birşey...
The quality of moral behaviour varies in inverse ratio to the
number of human beings involved. -- Aldous HUXLEY
Ahlaki davranışların niteliği, olaya karışan insanların sayısı ile
ters orantılıdır.
The pendulum of the mind oscillates between sense and nonsense, not
between right and wrong. -- C. G. JUNG
İnsan aklı, doğru ve yanlış arasında değil, mantık ve saçmalık
arasında gidip gelen bir sarkaçtır.
As far as we can discern, the sole purpose of human existence is to
kindle a light in the darkness of mere being. -- C. G. JUNG
Anlayabildiğimiz kadarıyla, insan varoluşunun tek amacı evrenin
anlamsız karanlığında [salt/yalın varoluşun karanlığında] bir ışık
başlatmaktır. [to kindle = tutuşturmak, ilk kıvılcımlarını çakmak]...
I am an atheist still, thank God. -- Luis BUNÜEL (Sinema Yönetmeni)
Halâ tanrıtanımazım, Tanrı'ya şükürler olsun.

RELIGIONS AND SKEPTICS
skeptic veya
"sceptic"
In religion and politics,
people's beliefs and convictions are in almost every case gotten at
second-hand, and without examination. -- Mark Twain
conviction
=
kesin inanç,
kanaat getirmişlik (to convince fiilinden)... DİKKAT: Ayrı bir fiil
olan "to be convicted" = hüküm giymek, mahkum edilmek fiilinin de ad
durumu aynı yazılıyor ve okunuyor. Örnek: "his second conviction" =
ikinci mahkumiyeti...
gotten (americanism) = got...
without examination
= incelemeksizin...
All religions are founded
on the fear of the many and the cleverness of the few. -- Stendhal
to found
= kurmak, tesis etmek...
founded on = üzerine kuruludur, üzerine tesis edilmiştir, -e
dayalıdır, dayanır... fear
of the many - cleverness of the few = çoğunluğun korkuları -
az sayıda kişinin "uyanıklığı"...
The most heinous and the
most cruel crimes of which history has record have been committed
under the cover of religion or equally noble motives. -- Mohandas
Gandhi, 1927
heinous
/HE-yınıs/
= haince...
of which history has record
= tarihte
kayıtları olan, tarihe geçmiş -- "ki tarih bunların kayıtlarına
sahiptir" anlamında bir sıfat tümcelik...
noble
/NOU-bıl/ = asil, soylu, asilane...
* *
* * *
 |
Yav, neler söylüyor bu adamlar! Bunların ağızlarına biber
sürmüyorlar mı oralarda? |
 |
* *
* * *
Men never do evil so
completely and cheerfully as when they do it from religious
conviction. -- Blaise Pascal (1670)
evil = kötülük (ama
nasıl bir kötülük? Tam böuyle kalbin ve yüreğin ta derinliklerinden
Şeytani bir kötülük!)...
do evil so completely and
cheerfully = tamı tamamına ve büyük bir keyifle
kötülük etmek...
There was a time when
religion ruled the world. It is known as The Dark Ages. -- Ruth
Hurmence Green
the Dark Ages =
Karanlık Çağlar: İnsanlık tarihinde "Orta çağ" (the Middle Ages) adı
verilen ve Kilise taassubunun tam egemen olduğu dönemler...

The quality of moral
behaviour varies in inverse ratio to the number of human beings
involved. -- Aldous HUXLEY
Ahlaki davranışların niteliği, olaya dahil olan insanların sayısı
ile ters orantılıdır.
The sheer babyhood of
the human race against the background of incalculable time makes
anything but a questing agnosticism absurdly presumptuous. -- L. E.
JONES
İnsan türü zamanın
sonsuzluğunda henüz bebeklik çağını yaşarken, gerçekliği arayan bir
agnostisizm dışında her türlü inanç, gülünç bir kendini beğenmişlik
örneği olmaktan öte değil.
Agnosticism = Tanrı gibi herhangi bir nihai gerçekliğin varlığı veya
yokluğu tartışmasında bilinmezcilik felsefesi...
Faith may be defined
briefly as an illogical belief in the occurence of the improbable.
-- H. L. MENCKEN
İnanç kısaca
şöyle tanımlanabilir: Olasılık dışı bir olayın gerçekleşmiş olduğuna duyulan
mantık dışı bir inanış...
Faith: Belief without
evidence in what is told by one who speaks without knowledge of
things without parallel. -- Ambrose BIERCE
İnanç:
Örneğine hiç rastlanmamış şeylerin varlığına, bu konuda hiç bilgisi
olmayan kişilerin sözlerine dayanarak kanıtsız inanmak.
Benjamin Disraeli'nin gözlemlediği gibi

Where knowledge ends, religion
begins.
Bilginin bittiği
yerde inançlar başlar.

Çeviri ve Notlar: Doç. Dr. Yalçın
İzbul
http://www.ingilizce-ders.com
[Ayrı Pencere açılacaktır
-- Bu sayfayı kaybetmeyeceksiniz]
MISCELLANEOUS SAYINGS
The
highest courage is to dare to appear to be what one is. --
John L. SPALDING
En büyük
yüreklilik, olduğun gibi görünmektir.
It is better to
fail in originality than to succeed in imitation.
-- Herman Melville
Başarılı bir
taklit olmaktansa, başarısız fakat özgün olmak en iyisi...
Life is like a coin. You can spend it any way you wish, but you
only spend it once. --
Lillian Dickson
Yaşam para gibidir: Dilediğiniz gibi
harcayabilirsiniz -- ama yalnız bir kez...
The tragedy of life
doesn’t lie in not reaching your goal. The tragedy lies in having no
goal to reach. --
Benjamin Mays
Yaşamda
trajedi, hedefinize ulaşamamak değil, ulaşılacak bir hedefi
olmamakta yatar...
If you aren’t going all the way, why go at all.
-- Joe Namath
Sonuna kadar götürmeyecekseniz, başlamanın
ne anlamı var ki?...
The time to
hesitate is through. --
Jim Morrison
to be
through = to be over
= bitmek... "The
party's over" =
"Eğlence bitti, haydi herkes evine!" --
"The time to hesitate is
through." = Artık
duraksamaya zaman yok... "Come on, Baby, light my fire" adlı
şarkıdan. 60'lı yılların efsanevi grubu The Doors'un çılgın solisti,
benim üniversiteyi bitirdiğim yıl 27 yaşında öldü...
Don't be afraid to take a big step if one is indicated; you can't
cross a chasm in two small jumps. --
David Lloyd George
to be
indicated = gerekli
olmak (= "durum ona işaret ediyor" kavramından)...
chasm
= uçurum, dipsiz çukur (bir kanyonun iki yakası arasındaki boşluk,
gibi)... Lloyd George, 20 yy ilk çeyreğinde İngiliz siyasetçi...
Yunan işgalinde olsun, Lozan görüşmelerinde olsun, çok dert açmıştır
bu adam başımıza...
Consistency is the
last refuge of the unimaginative. --
Oscar Wilde
İstikrarlı ve
çelişkilerden arınmış olmak, hayal gücünden yoksun kimselerin son
sığınağıdır.
The question isn't who is going to let me; it's who is going to stop
me. -- Ayn Rand
Mesele kimin
bana izin vereceği değil, kimin beni durdurabileceği... (Yanlış
anlaşılma olmasın: Ayn Rand anarşist filan değil; kapitalizmin büyük
sözcülerinden.)
John W. Newbern'ün dediği gibi

Yesterday is a cancelled check... Tomorrow is
a promissory note. Today is cash in hand. Spend it!
"Dün" dediğiniz iptal edilmiş bir çek;
"Yarın" sadece bir senet; "Bugününüz" ise elinizdeki nakit paradır:
Harcamağa bakın...

AGING
/ YAŞLANMA !!
Forty is the old age
of youth;
Fifty, the youth of
old age.
-- Victor Hugo
Kırk yaş; gençlerin
yaşlılığı;
Elli yaş: Yaşlıların
gençliği.
Wrinkles should merely
indicate where the smiles have been. -- Mark Twain,
Following the Equator
Yüzdeki kırışıklıklar
yalnızca gülümsemelerin bıraktığı izler olmalıydı...
(Yav, vaktiyle çok mu güldük
ne!)
wrinkle
/RİN-kl/
=
yüzdeki bir kırışıklık...
merely /MİI-li/
=
yalnızca,
sadece...
She's a mere child.
= O daha bir çocuk; sadece bir çocuk...
Middle age: when you're
sitting at home on Saturday night and the telephone rings and you
hope it isn't for you. -- Odgen Nash
Ortayaş
mı? Walla, Cumartesi gecesidir; evde yalnızsındır; telefon çalar:
"Umarım yanlış numaradır," dersiniz kendi kendinize...
(serbest çeviri)
I
promise to keep on living as though I expected to live forever.
Nobody grows old by merely living a number of years. People grow old
only by deserting their ideals. Years may wrinkle the skin, but to
give up interest wrinkles the soul. -- Douglas MacArthur
Yıllar yüzünüzde kırış kırış
izler bırakabilir; ama ilgi alanlarınızdan vazgeçmedikçe, ruhunuz
pırıl pırıl kalır...
(serbest çeviri)
as
though I expected to live forever
= sanki sonsuza değin yaşamayı bekliyormuşumcasına, bekliyormuşum
gibi...
to desert one's
ideals
= ideallerini
terketmek...
wrinkles the soul
= ruhu "kırıştırır"...
MacArthur,
biliyorsunuz II. Dünya Savaşının ünlü generallerinden... Yaşam
felsefesinde ise bence mareşallığa layık...
Age, if nothing else,
entitles me to set the record straight before I dissolve. I've given
my memoirs far more thought than any of my marriages. You can't
divorce a book. -- Gloria Swanson
if nothing else =
başka hiçbirşey olmasa bile; herşey bir yana...
to entitle
=
yetkili kılmak...
to set the record straight
=
kayıtlara yanlış geçmiş olanları düzeltmek,
gerçekleri ortaya koymak... before I dissolve
=
(mecazi) ölmeden önce...
memoirs
/me-muarz/ =
hatırat... (Ölmüş bir güzel kadının evrak-ı
metrukiyesi)...
Gloria Swanson (1897-1983) Sessiz sinemanın
efsanesi ( silent screen
legend) ve ilk dönem Holivud şaşaasının tipik ve en iyi
örneği (epitome of early
Hollywood glamour) -- Toplam 6 evlilik yapmıştı...
* *
* * *
| |
A woman's always younger
than a man of equal years.
-- Elizabeth Barrett Browning |
|
 |
Too true to mention = Ona ne
şüphe !!
Bir kadın herzaman için aynı
yaştaki bir erkekten daha gençtir...
* * * *
*
It's hard for me to get used
to these changing times. I can remember when the air was clean and
sex was dirty. -- George Burns
Bay Burns de homur homur
homurdananlardan:
Eskiden hava
temizdi, temiz aşklar yaşardık, vs. vs...
(Yok canım, sadece herşey gizli kapaklıydı...)
First you forget names, then
you forget faces, then you forget to pull your zipper up, and then
you forget to pull your zipper down. -- Leo Rosenberg
Önce isimleri unutmağa
başlarsınız; sonra yüzleri unutursunuz; sonra fermuarınızı çekmeyi
unutursunuz; giderek fermuarınızı açmayı da unutursunuz !!
Eyvah,
eyvah... Gidişat bu derece kötüyse, ben yokum: Artık oynamıyorum!...

Eski dostlar İzbul'dan hep şikayetçidir: Kendilerini hiç
aramadığımdan, vefasızlığımdan söz ederler... İşin gerçeği, uzak
durmayı yeğliyorum: Çünkü yalancı aynalarla durumu kendi aramda
idare ediyorum; ama eski dostların halini görünce moralim pek fena
bozuluyor!!
Herneyse, en doğrusunu aşağıdaki abim söylemiş galiba:

LAST BUT NOT LEAST
Thomas Bailey
Aldrich (19. yy Amerikalı yazar)
To
keep the heart unwrinkled, to be hopeful, kindly, cheerful,
reverent --that is to triumph over old age.
Yıllara
karşı zafer kazanmak istiyorsanız, umudunuzu,
iyi yürekliliğinizi,
neşenizi ve saygınızı yitirmeyin;
tek kelimeyle, kalbinizi
kırışıksız tutunuz...

Lütfen
Sorularınızı Esirgemeyiniz:
Doç. Dr. Yalçın İzbul
http://www.ingilizce-ders.com

|