SÜPER BİR İNGİLİZCE EĞİTİM SETİ İÇİN TIKLAYINIZ

 

Ünlü Sözler / Güzel Sözler / Famous Quotations

                   

 

SÜPER BİR İNGİLİZCE EĞİTİM SETİ İÇİN TIKLAYINIZ

 
 

SÜPER BİR İNGİLİZCE EĞİTİM SETİ İÇİN TIKLAYINIZ

 

Tıklayınız: Ayrı Pencere Açılacaktır

 

 

EĞİTİM, TARİH VE İDAM !!

ÜNLÜ SÖZLER / ÖZDEYİŞLER

FAMOUS QUOTATIONS

 BÖLÜM - 05

 

 

 BEFORE THEIR EXECUTION !!!

İDAMDAN HEMEN ÖNCE !!!

Take a step forward, lads. It will be easier that way. -- Erskine Childers (İrlandalı vatansever, idam mangası önünde, 1922)

lads = boys, delikanlılar... "Bir adım yaklaşın (bir adım öne gelin)"... patriot /PEYT-riyıt/ = vatansever, yurtsever... firing squad /SKU@D/ = idam mangası, atış mangası...

Hurrah for anarchy! This is the happiest moment of my life. -- George Engel (Darağacında... 1886'da Şikago'da "Haymarket" bombalaması olayında asılan dört kişiden biri)

the gallows /-louz/ = darağacı... Haymarket bombing = Amerikan anarşizm tarihinin ünlü olaylarından...

It is the duty of every good officer to obey any orders given him by his commander-in-chief. -- Nathan Hale (Amerikalı kahraman; İngilizler tarafından casusluk suçuyla idam mangası önünde, 1776)

I only regret that I have but one life to lose for my country. -- Nathan Hale  (Atfen)

"Yalnızca, ülkem için feda edebilecek tek canım olduğu için üzülüyorum." -- (Yav, Türk kanı falan olmasın bu adamda! Zaten soyadı da Türkçe!)

Shoot straight you bastards and don't make a mess of it! -- Harry Harbord "Breaker" Morant (Avustralyalı şair ve ulusal kahraman. Boer Savaşı sırasında "savaş suçları" iddiasıyla atış mangası önünde, 1902)

Shoot straight you bastards = "Şaşmadan, doğru nişan alıp ateş edin, sizi piçler! Elinize yüzünüze bulaştırmayın sakın!"... to make a mess of sth = eline yüzüne bulaştırmak, "çarşafa dolanmak", bozmak, berbat etmek...

Farewell, my children, forever. I go to your Father... Monsieur, I beg your pardon. --  Marie Antoinette, Queen of France ("Mösyö" ile başlayan kısım: Giyotin sehpasında yanlışlıkla cellatın ayağına basınca gösterdiği nezaket gerçekten yakışıyor bir Kraliçeye -- 1793)

farewell = elveda ["Fare thee well" (=farewell) kök anlamı "May things go well for you" = Dilerim herşey senin için yolunda gitsin". Ancak, anlam kayması/genişlemesiyle "elveda" anlamını kazanmış -- Tıpkı bizdeki "Güle güle" nin son yıllardaki garip bir anlam kaymasıyla "Allaha Ismarladık" anlamı kazanmış olduğu gibi -- onbeş yıl önce bir konuğum çıkarken bana "Güle güle" deyince şok geçirmiştim.]... step on one's foot = ayağına basmak...

You are going to hurt me, please don't hurt me, just one more moment, I beg you! -- Madame du Barry (XVI. Lui'nin metresi, giyotinde, 1793)

mistress = metres... Tarihte, adı Louis olan krallarının çevresinde olmak Fransız hanımlara pek şans getirmemiş...

 

 AND SOME WITH A SUPERB SENSE OF HUMOUR

Bazılarının Mizah Duygusu Süper !!

How about this for a headline for tomorrow's paper? French fries! -- James French (Oklahoma'da 1966 yılında elektrikli sandalyede)

[Arkadaşın soyadına dikkat ediniz!]

Yarınki gazeteler için şöyle bir başlığa ne dersiniz? French fries! = Amerikalı askerlerin 1. Dünya Savaşında Fransa'da tanıyıp sevdikleri kızartma patates usulüne Amerika'da verilen ad...

Well, gentlemen, you are about to see a baked apple. -- George Appel (New York'ta 1928 yılında elektrikli sandalyede)

Arkadaşın soyadına dikkat ediniz!. "Appel" soyadı "apple" sözcüğü ile aynı okunur.

You are about to see = Görmek üzeresiniz... (to be about + mastar (the infinitive) = çok kısa bir süre içinde ---mek/mak üzere olmak)

Capital punishment... Them without the capital get the punishment. John Spenkelink (Florida'da 1979 yılında elektrikli sandalyede)

capital punishment = idam cezası. (Latince caput = baş, kelle)... capital = sermaye, anamal... them = (those, people) kişiler, kimseler... them without the capital = Yani, "parası olmayanlar"...

Çeviri ve Notlar: Doç. Dr. Yalçın İzbul

http://www.ingilizce-ders.com

 BEFORE THEIR EXECUTION !!!

İDAMDAN HEMEN ÖNCE -- BÖLÜM II

 

 THE RESIGNED

the resigned = kaderine razı olanlar... Açıklaması: "to resign to one's fate" = kaderine razı olmak, boyun eğmek... Burada, past participle "resigned", yani fiilin V3 biçimini sıfat işlevi ile kullanılıyoruz. Öte yandan, bildiğiniz gibi, The + Sıfat = sınıf adı, kollektif ad yapar. Dolayısıyla, The + Resigned = Kaderine razı olanlar, kaderine boyun eğenler, kaçınılmaz sona sükunetle gidenler, demektir...

I am going to be face to face with Jesus now... I love you all very much.... I will see you all when you get there... I will wait for you. -- Karla Faye Tucker Brown (Texas, 1998, zehirli iğne ile -- executed by injection)

injection = zehirli iğne kastediliyor...

Good people are always so sure they're right. -- Barbara Graham (San Quentin, 1955)

Bu insanların kim olduğunu, niçin idama mahkum olduklarını öğrenmek isterseniz, www.google.com 'a girip anahtar sözcük olarak kişilerin ad soyadını çift tırnak içinde yazınız. Dilerseniz buradan da tıklayabilirsiniz. [Ayrı pencere açılacaktır. Bu sayfayı kaybetmeyeceksiniz]

I don't hold any grudges. This is my doing. Sorry it happened. -- Steven Judy (Indiana, 1981, elektrikli sandalyede)

to hold a grudge = kin gütmek, paylaşacak bir hesabı olmak... This is my doing. = Kendim ettim, kendim buldum... ("my own doing" de denilebilir...)

Today is a good day to die. I forgive all of you. I hope God does too. -- Mario Benjamin Murphy (Texas, 1997, zehirli iğne ile)

 

Çeviri ve Notlar: Doç. Dr. Yalçın İzbul

http://www.ingilizce-ders.com

 

SÜPER BİR İNGİLİZCE EĞİTİM SETİ İÇİN TIKLAYINIZ

 

Ayrı Pencere açılacaktır - Bu sayfayı kaybetmeyeceksiniz

 

 BEFORE THEIR EXECUTION !!!

İDAMDAN HEMEN ÖNCE -- BÖLÜM III

 

 THE ANGRY

Bir önceki Bölümde verdiğim, "The + Sıfat = sınıf adı, kollektif ad" formülüne göre = Öfkeli olanlar, öfkeliler...

Hurry it up you Hoosier bastard! I could hang a dozen men while you're screwing around. -- Carl Panzram (Acımasız seri katil, Leavenworth, Kansas, 1930, idam sehpasında)

Hoosier = Indiana eyaletinin yerlisi veya orada oturan... Ayrıca eyaletin ünvanı da budur... bastard = piç... screw around (argo) = boşa zaman harcamak, beceriksiz davranmak, oraya buraya lüzumsuz takılmak...

You sons of bitches. Give my love to Mother. -- Francis "Two Gun" Crowley ("Çifte Tabancalı" Francis Crowley, elektrikli sandalyede, 1931)

son of a bitch = (yukarda çoğul kullanılıyor) "bitch" aslında "dişi köpek" demektir. Ama argoda "şirret kadın, kancık ve kötü" anlamında kullanılır. Deyimi (İngilizce "bitch" sözcüğünde cinsel nüans olmamasına karşın) bizdeki "o**** çocuğu" karşılığı olarak düşünmek gerekiyor...

I'd like to thank my family for loving me and taking care of me. And the rest of the world can kiss my ass. -- Johnny Frank Garrett (Texas, 1992, zehirli iğne ile)

for loving me and taking care of me = beni sevip bana baktıkları için... the rest of the world = geriye kalan herkes... can kiss my ass = k*çımı öpsünler...

 

 BEFORE THEIR EXECUTION !!!

İDAMDAN HEMEN ÖNCE -- BÖLÜM IV

 

 THE PHILOSOPHIZERS

Felsefi Takılanlar

to philosophize = 1. konuya filozofça yaklaşmak, "felsefe yapmak"; 2. "felsefe parçalamak"... Tabii, burada kullandığım başlıkta ilk anlamında. İkinci anlamı şaka yada eleştirinin önplana çıktığı bir zaman ve zeminde geçerlik kazanır... Buradaki yapı, doğrudan, "the + çoğul ad"...

You can be a king or a street sweeper, but everyone dances with the Grim Reaper. -- Robert Alton Harris (California, 1992, gaz odası)

İster kral olsun, ister çöpçü; herkes (eninde sonunda) Azrail'le yüzyüze gelecek... AÇIKLAMA: grim = sert suratlı, suratsız, acımasız, haşin... gibi anlamlar... to reap = biçmek, hasat etmek. Tabii, ne ile? ORAK ile. Elinde orağı ile aynen şekildeki gibi... Öte yandan, burada "dance" tabiatıyle, vals yada tango yapmak anlamında değil. "You don't know who you're dancing with" dediğimiz zaman kastettiğimiz "karşında kimin olduğunu, kiminle aşık atmağa, bir ipte oynamağa kalkıştığını bilmiyorsun" demiş oluyoruz...

Such is Life... -- Ned Kelly (İdam sehpasında, 1880.)

Such is life... veya That is Life... = C'est la vie... Hayat böyle(dir) işte...

At binen, kurşun geçirmez zırh giyen, polislerin korkulu rüyası Ned Kelly günümüzde Avustralya'da bir halk efsanesidir. İlginç yaşam öyküsünü anlatan binlerce siteye Google'dan ulaşabilirsiniz.

I'd rather be fishing. -- Jimmy Glass (Louisiana, 1987, elektrikli sandalyede)

(Şu anda)Balık tutuyor olmayı tercih ederdim...

Remember, the death penalty is murder. -- Robert Drew (Texas, 1994, zehirli iğne ile)

Unutmayınız, ölüm cezası cinayettir...

*  *  *  *  *

  Yada, Lionel Herrera'nın Feryadındaki gibi 

"I am innocent, innocent, innocent. Make no mistake about this. I owe society nothing. I am an innocent man and something very wrong is taking place tonight."

(Texas, 1993, zehirli iğne ile)

Ya gerçekten suçsuz idi ise... Bir de, neyin suç neyin suç olmadığını kim kesinlikle söyleyebilir ki?

 

 

 T H E   P E S S I M I S T S

 

This planet is obviously being used as an insane asylum by other planets.

-- George Bernard Shaw

Besbelli ki bizim gezegen diğer gezegenler tarafından tımarhane olarak kullanılıyor.

insane asylum = akıl hastalıkları hastanesi

 

I either want less corruption, or more chance to participate in it.

-- Ashleigh Brilliant

Ya daha az yolsuzluk çürümüşlük olsun, ya da benim bunlardan payımı alabilmek şansım daha yüksek olsun. :))))

twitter  --  @guncelingilizce

corruption = usulsüzlük, yönetim ve kamu ahlakında çürümüşlük ("ahlak" sözcüğünden bizdeki gibi "belden aşağı" konuların anlaşılmadığına dikkat ediniz)... 

Lord, grant me the serenity to accept the things I can not change, the courage to change the things I can, and the wisdom to hide the bodies of those I had to kill because they pissed me off.

-- ANONYMOUS

Ey Tanrım, bana değiştiremeyeceğim şeyleri kabul huzuru, değiştirebileceğim şeyleri değiştirme cesareti ve dayanamayıp öldürdüklerimin cesetlerini saklamak bilgeliği ver!

serenity = ruh huzuru... wisdom = bilgelik... to piss smb off = (argo) bıktırmak, canından bezdirmek, çok kızdırmak...

We live in cheap and twisted times. Our leaders are low-rent Fascists and our laws are a tangle of mockeries. Recent polls indicate that the only people who feel optimistic about the future are first-year law students who expect to get rich by arguing [orjinalinde: "haggling" -- Y.İ.] over the ruins... and they are probably right. -- Hunter S. Thompson

cheap and twisted times = ucuz ve çarpık zamanlar... low-rent = ikinci gömlek... a tangle of = burada "bir yumak" diyebilirsiniz: "karma karışıklık" kavramından... mockery = alay eder, ağız eğer türden davranışlar: "Yasalar halkla alay ediyor - soytarılık, kepazelik türünden şeyler" demek istiyor...

Mankind faces a crossroads. One path leads to despair and utter hopelessness, the other to extinction. Let us pray we choose correctly. -- Woody Allen

crossroads = dörtyol ağzı; yol ayrımı... Yollardan biri çaresizlik ve umutsuzluğa çıkıyor, diğeri yokoluşa... extinction = yokolma, türün yeryüzünden silinmesi... to pray = dua etmek... Dua edelim ki doğru yolu seçelim...

That's the remarkable thing about life. No matter how bad it gets it can always get worse. -- Calvin

Hayatın en dikkate değer yönü şudur: Ne derece kötüye giderse gitsin, herzaman için daha da kötüye gidebilir.

 

 AND THE PRAGMATIST SUPPLIES THE ANSWER

Pragmatistlerin Karamsarlara Cevabı

The greatest discovery of my generation is that human beings can alter their lives by altering their attitudes of mind. -- William James

Bizim kuşağın en büyük keşfi şudur: İnsanoğlu yaşamını değiştirebilir -- bakış açısını değiştirebilirse...

(serbest çeviri)

 

 

 ON HISTORY AND HISTORIANS

Tarih ve Tarihçiler Üstüne

"History is an agreed-upon set of lies."

Tarih, üzerinde görüş birliğine varılmış bir yalanlar demetidir.

Napoleon Bonaparte

twitter  --  @guncelingilizce

Anonim Sözler:

History doesn't repeat itself. Historians repeat each other.

Tarih tekerrür etmez; tarihçiler birbirini tekrarlar...

-- Anonymous

twitter  --  @guncelingilizce

God didn't want to alter history, so he created historians.

Tanrı tarihi [kendisi] değiştirmek istemiyordu; o nedenle  [tarihi değiştirmeleri için] tarihçileri yarattı.

-- Anonimous

to alter = to change

twitter  --  @guncelingilizce

 

*  *  *  *  *

History repeats itself, first as a tragedy, then as a farce.

farce = fars, kaba komedy, maskaralık

History never repeats itself. At best it sometimes rhymes.

Tarih asla tekerrür etmez; olsa olsa bazen eski olaylara uyak tutar... to rhyme = uyak tutmak, kafiyeli olmak

History is the science of what never happens twice. Tarih asla iki kez tekrarlanmayan (olay ve olguların) "bilim"idir.

[Alaycı bir söz... Biliyorsunuz, tek örneğe dayalı "bilimsel" çıkarsama istatistik açısından olanaksızdır.]

*  *  *  *  *

 

We learn from history that we do not learn from history.

Tarihten, tarihten ders almadığımızı öğreniriz.

twitter  --  @guncelingilizce

   

*  *  *  *  *

History will repeat itself as long as no one listens to it.

Kimse tarihe kulak asmadığı sürece, tabii ki kendini tekrarlamağa devam edecektir...

*  *  *  *  *

And, These Are The Funny Ones:

Ve Bunlar da Komik Olanları:

A person can be lousy at history, but great on dates.

lousy = çok kötü, başarısız ("bitli!"); date = 1. tarih (günün, olayın vb. tarihi); 2. buluşmak için randevu (iş randevusu için = appointment): Dolayısıyla, sözcük oyunu: Bir kimse tarih konusunda çok zayıf, ama randevularında harika olabilir...

Cheapest way to trace your family history -- run for public office.

Aile tarihçenin izini sürmek istiyorsan, siyasette aday ol; bedavaya gelecektir...

*  *  *  *  *

 

Every time history repeats itself the prices go up.

Her ne zaman tarih tekerrür etse, hep fiyatlar [=bedeller?] yükseliyor.

twitter  --  @guncelingilizce

 

*  *  *  *  *

Don't touch it! It's the history eraser button you fool!

[Bilgisayar şakası]

He is so old that he doesn't have to learn history. He remembers it!

O kadar yaşlı ki, tarih öğrenmesi gerekmiyor; hatırlıyor zaten...

*  *  *  *  *

The Truth of the Matter Is --

İşin gerçeği şu ki:

The Past is history, The Future is a mystery, and Now is a gift.

That's why we call it the present.

-- A.A Simmons

present = 1. şimdiki zaman; 2. armağan, hediye = gift... Buna dayalı bir sözcük oyunu yapılıyor...

*  *  *  *  *

  Mr. SPOCK'un Dediği Gibi  

"It is a rather barbaric period in your... history."

Siz Dünyalıların tarihinde oldukça barbarik bir dönem!!!

 

     

Çeviri ve Notlar: Doç. Dr. Yalçın İzbul

http://www.ingilizce-ders.com

 

SÜPER BİR İNGİLİZCE EĞİTİM SETİ İÇİN TIKLAYINIZ

 

Ayrı Pencere açılacaktır - Bu sayfayı kaybetmeyeceksiniz

 

 

Çeviri ve Notlar: Doç. Dr. Yalçın İzbul

http://www.ingilizce-ders.com

ON EDUCATION AND LEARNING

Eğitim ve Öğrenme Üstüne

Many college text-books, which were a weariness and stumbling-block when I studied, I have since read ... with pleasure and profit. Okulda bıkkınlıkla ve sendeleyerek okuduğum pekçok ders kitabı şimdi benim için zevkli ve yararlı birer kaynak... (serbest çeviri)

 Henry David THOREAU, 19 February 1854, Journal VI.

The roots of education are bitter, but the fruit is sweet. -- Aristotle

 

As the soil, however rich it may be, cannot be productive without cultivation, so the mind without culture can never produce good fruit. -- Seneca (B.C. 3-65 A.D.)

Nasıl ki toprak ne derece zengin olursa olsun, ekilip biçilmedikçe verimli olamaz ise, kültürsüz (=eğitimsiz) zihinler de asla iyi meyve veremez.

"Kültür" sözcüğü, Latince "ekip biçmek, yetiştirmek" filinden gelir.

twitter  --  @guncelingilizce

 

Learning is a treasure that will follow its owner everywhere. -- Chinese Proverb

Bilgi öyle bir hazinedir ki sahibi nereye giderse gitsin onu asla yalnız bırakmaz. (serbest çeviri)

twitter  --  @guncelingilizce

 

I have never met a man so ignorant that I couldn't learn something from him. -- Galileo Galilei (1564-1642)

Kendisinden birşeyler öğrenemeyeceğim ölçüde cahil bir adamla hayatımda hiç karşılaşmadım.

ignorant /İG-nırınt/ (düm-teke) = cahil... ignorance = /İG-nırıns/ (düm-teke) = cahillik, cehalet... [Başka bir deyişle, /ig-NOU-rıns/ şeklinde "tek-DÜ:M-tek" okuyanların ağzına biber sürünüz, bir daha yapmasınlar... Ağza biber sürmek kesinlikle çok etkili bir eğitim yöntemidir:)))))

twitter  --  @guncelingilizce

 

It is the supreme art of the teacher to awaken joy in creative expression and knowledge. -- Albert Einstein

Bir öğretmenin en üstün sanatı (öğrencide) yaratıcı bilgi ve ifadeden kaynaklanacak mutluluğu uyandırmaktır.

twitter  --  @guncelingilizce

Good teachers are costly, but bad teachers cost more. -- Robert Talbert

İyi öğretmen pahalıdır, ama kötü öğretmen daha da pahalıya patlar.

twitter  --  @guncelingilizce

Teachers open the door, but you must enter by yourself. -- Chinese Proverb

by yourself = kendin, tek başına... Öğretmen kapıyı açar, fakat sen tekbaşına girmek zorundasın...

Education is our passport to the future, for tomorrow belongs to the people who prepare for it today. -- Malcolm X

Eğitim, gelecek için geçiş iznimiz. Çünkü gelecek, ona bugünden hazırlananların olacaktır... [Pis beyazlar... Bu âsi Zenci liderini işte bunun için vurmuşlardı; 1965]

Experience is a hard teacher because she gives the test first, the lesson afterward. -- Vernon Law

Deneyim, katı ve acımasız bir öğretmendir: Önce sınav yapar, sonra dersini verir...

twitter  --  @guncelingilizce

  Yada,  B.F. Skinner'in bir defasında dediği gibi  

"Education is what survives when what has been learned has been forgotten."

Öğrenim, öğrenilenler unutulduktan sonra geride kalanlardır...

 

 

 AND NOW SPEAKETH THE SKEPTIC

Ve, şimdi de kuşkucular konuşacak !!

I have never let my schooling interfere with my education. -- Mark TWAIN

Okul hayatımın, eğitimime müdahele etmesine asla izin vermedim!!

twitter  --  @guncelingilizce

In the first place, God made idiots. That was for practice. Then he made school boards. -- Mark Twain

Tanrı önce ahmakları yarattı. Bu bir sonraki adımın provasıydı ve sıra artık mütevelli heyetlerine gelmişti...  (serbest çeviri)

twitter  --  @guncelingilizce

 

Soap and education are not as sudden as a massacre, but they are more deadly in the long run. -- Mark Twain

Sabun ve eğitim, katliam kadar ani tesirli değildir, ama uzun vadede çok daha öldürücü olurlar...

I am always ready to learn, but I do not always like being taught. -- Sir Winston Churchill Öğrenmeğe herzaman açığım; fakat öğretilmekten herzaman hoşlandığımı söyleyemem. [Churchill, güzel İngilizce, etkili üslup örnekleri için vazgeçilmez bir kaynak kişidir. -- Y.İ.]

*  *  *  *  *

 

 

 
 

The mediocre teacher tells. The good teacher explains. The superior teacher demonstrates. The great teacher inspires.

 

-- William Arthur Ward

Sıradan öğretmen anlatır. İyi öğretmen izah eder. Üstün öğretmen örnekler gösterir. Büyük öğretmen esin kaynağıdır...

mediocre = sıradan, ortalama... to inspire = esin kaynağı olmak, ilham vermek, yaratıcı olma aşkı uyandırmak...

twitter  --  @guncelingilizce

 

 

 

 

 

 

Teaching people skills without giving them a vision for a better future -- is only training. -- Nido Qubein

NOT: Öteden beri, "öğrenim" ve "eğitim" kavramlarını yeterince ayırd edemiyoruz: "education" ve "training" arasındaki farktan yola çıkınız...

 

Teaching should be such that what is offered is perceived as a valuable gift and not as a hard duty.

-- Albert Einstein

Öğretim, öğrencinin sunulanı tatsız (zor) bir görev olarak değil, değerli bir armağan olarak algılayacağı şekilde olmalı...

to perceive /pı-Sİ:V/ = algılamak... perception /pı-SEP-şın/ = algı...

twitter  --  @guncelingilizce

 

 

Imagination is more important than knowledge. Knowledge is limited. Imagination encircles the world. -- Albert Einstein

Hayal gücü ve yaratıcılık bilgiden daha önemlidir. Bilginin sınırları var, ama hayal gücü tüm evreni kucaklar... (serbest çeviri)

The object of education is to prepare the young to educate themselves throughout their lives. -- Robert Maynard Hutchins

object = amaç... (ayrıca, aynı anlamda "objective" de kullanılabilir.)

*  *  *  *  *

   

Education is a state-controlled manufactory of echoes.

-- James DOUGLAS

Eğitim, devlet denetiminde bir yankı üretim fabrikasıdır.

twitter  --  @guncelingilizce

   

*  *  *  *  *

Sometimes I think I'll not send him to school - but just let his individuality develop. --  Ruth DRAPER

Bazen onu okuldan alıp, kişiliğinin gelişmesine olanak sağlamayı düşünüyorum.

He who dares to teach must never cease to learn. -- Richard Henry Dann

cease = stop... Öğretmeğe soyunacak kişi, hayatının hiçbir döneminde kendisi de öğrenmekten vazgeçmemeli...

*  *  *  *  *

And Some Thrashing  for the Students, too...

Biraz da Öğrencilere de Dokundurmadan olmaz!

"Students rarely disappoint teachers who assure them in advance that they are doomed to failure." -- Sidney Hook

to disappoint = hayal kırıklığına uğratmak = "I assure you (that) ..." = "Sizi temin ederim ki ..."  in advance = peşinen, önceden... Nitekim: to pay in advance = peşin ödeme, avans verme... advance payment = avans ödeme, avans...

doomed to failure = başarısız olması kaçınılmaz... doom = büyük felaket... the Doomsday = Kıyamet Günü...

"[Insert student's name -- Öğrencinizin adını buraya yazınız] chewing gum and a cow chewing cud, the only difference is the intelligent expression on the cow's face." -- Any Realistic Teacher with Good Descriptive Powers...

Örneğin, öğrencinizin adı "Kenan Ünlü" olsun... Kenan'ın ciklet çiğnemesiyle ineğin geviş getirmesi arasındaki yegane fark, ineğin suratındaki zeka ifadesidir...

  Knut Schmidt-Nielson'un bir keresinde dediği gibi 

   

It has been said that the primary function of schools is to impart enough facts to make children stop asking questions. Some, with whom the schools do not succeed, become scientists.

 

Okulların temel işlevinin, artık başka soru sormalarına gerek bırakmayacak ölçüde çocuklara yeterli bilgi kazandırmak olduğu hep söylenir... (Neyse ki) okulların bunda başarı sağlayamadığı çocuklar da var: İlerde bilim adamı filan olabiliyorlar...

   

Lütfen Sorularınızı Esirgemeyiniz:

Doç. Dr. Yalçın İzbul

http://www.ingilizce-ders.com

BAŞA DÖNÜŞ
 

SÜPER BİR İNGİLİZCE EĞİTİM SETİ İÇİN TIKLAYINIZ

 

Tıklayınız: Ayrı Pencere Açılacaktır

 

SÜPER BİR İNGİLİZCE EĞİTİM SETİ İÇİN TIKLAYINIZ

 

Ünlü Sözler / Güzel Sözler / Famous Quotations

                   

 

SÜPER BİR İNGİLİZCE EĞİTİM SETİ İÇİN TIKLAYINIZ

 
 

bilmeceler

Ücretsiz İnternet Yayınlarımız

bilmeceler

 Practical English For Turks

pratik ingilizce

Ücretsiz Süper Web-Site

 İZBUL  TWITTER'da

   @guncelingilizce  

   @yalcinizbul_ENG  

 MİZAH-HİCİV:   Bir Kadınyiyenin Öğleden Sonrası

Çok Ayıp Şeyler !!!

 ANTROPOLOJİ & DİLBİLİM

 İnsanın Evrimi - Kültür - Dil

 BİLİMSEL MAKALELER

 ANTROPOLOJİ & DİLBİLİM

 Bilimsel Çeviriler

 ENTELLEKTÜEL GÜC İÇİN

 .NAH İNSANA ve ANASNİ HAN.

Öfke ve İsyan Sözleri [İnternet Versiyonu. 2007]

 TIKLAYINIZ !!  

FAMOUS QUOTATIONS

İNANILMAZ KAYNAK

 TIKLAYINIZ !!  

MİTOLOJİ-ETİMOLOJİ

 İngilizce'de Mitoloji Deyimleri

 ENTELLEKTÜEL GÜC İÇİN

POPÜLER-BİLİMSEL "UZAY & UZAYLILAR" SİTEMİZ

uzay

EVREN - UZAY - KURGUBİLİM

uzay

Türkçe Açıklamalı İngilizce Fıkralar

DÜNYANIN EN ÇOK OKUNAN FIKRALARI

TIKLAYINIZ

Türkçe Açıklamalı İngilizce Fıkralar

DÜNYANIN EN ÇOK OKUNAN FIKRALARI

TIKLAYINIZ

     KİŞİSEL SAYFALAR    

 
 

SÜPER BİR İNGİLİZCE EĞİTİM SETİ İÇİN TIKLAYINIZ

 

Ünlü Sözler / Güzel Sözler / Famous Quotations

                   

 

SÜPER BİR İNGİLİZCE EĞİTİM SETİ İÇİN TIKLAYINIZ