|

EĞİTİM, TARİH VE
İDAM !!

ÜNLÜ SÖZLER / ÖZDEYİŞLER
FAMOUS QUOTATIONS
BÖLÜM
- 05

BEFORE THEIR EXECUTION
!!!
İDAMDAN HEMEN
ÖNCE !!!

Take a step forward, lads. It will be
easier that way. -- Erskine Childers
(İrlandalı
vatansever, idam mangası önünde,
1922)
lads
= boys, delikanlılar... "Bir adım yaklaşın (bir adım öne gelin)"...
patriot
/PEYT-riyıt/ =
vatansever, yurtsever...
firing squad
/SKU@D/ = idam mangası, atış
mangası...
Hurrah for anarchy! This is the happiest
moment of my life. -- George Engel
(Darağacında...
1886'da Şikago'da "Haymarket" bombalaması olayında asılan dört
kişiden biri)
the gallows
/GÆ-louz/
= darağacı...
Haymarket bombing
= Amerikan anarşizm tarihinin ünlü olaylarından...
It is the duty of every good officer to
obey any orders given him by his commander-in-chief.
-- Nathan Hale
(Amerikalı
kahraman; İngilizler tarafından casusluk suçuyla idam mangası önünde, 1776)
I only regret that I have but one life to
lose for my country.
-- Nathan Hale
(Atfen)
"Yalnızca, ülkem için feda edebilecek tek canım olduğu
için üzülüyorum." -- (Yav, Türk kanı falan olmasın bu adamda! Zaten soyadı
da Türkçe!)
Shoot straight you bastards and don't make
a mess of it! -- Harry Harbord "Breaker"
Morant
(Avustralyalı
şair ve ulusal kahraman. Boer Savaşı sırasında "savaş suçları"
iddiasıyla atış mangası önünde, 1902)
Shoot straight...
etc. = "Eliniz titremeden, doğru nişan alıp ateş edin, sizi
piçler! Elinize yüzünüze bulaştırmayın sakın!"...
to make a mess of sth
= eline yüzüne bulaştırmak, "çarşafa dolanmak", bozmak, berbat etmek...
Farewell, my children, forever. I go to
your Father... Monsieur, I beg your pardon.
-- Marie Antoinette, Queen of France
("Mösyö" ile
başlayan kısım: Giyotine sehpasında yanlışlıkla cellatın ayağına
basınca gösterdiği nezaket gerçekten yakışıyor bir Kraliçeye --
1793)
farewell
= elveda ["Fare thee well"; kök anlamı "Yolun açık olsun";
fakat anlam kayması/genişlemesiyle "elveda" anlamını kazanmış --
Tıpkı bizdeki "Güle
güle" nin son yıllardaki garip bir anlam değiştirmesiyle
"Allaha Ismarladık" anlamı kazanmış olduğu gibi]...
step on one's foot
= ayağına basmak...
You are going to hurt me, please don't hurt
me, just one more moment, I beg you! --
Madame du Barry
(XVI. Lui'nin
metresi, giyotinde, 1793)
mistress
= metres... Tarihte, adı Louis olan krallarının çevresinde olmak
Fransız hanımlara pek şans getirmemiş...

AND SOME WITH A SUPERB SENSE OF
HUMOUR

Bazılarının
Mizah Duygusu Süper !!
How
about this for a headline for tomorrow's paper? French fries! --
James French
(Oklahoma'da 1966
yılında elektrikli sandalyede)
Yarınki gazeteler için şöyle bir başlığa ne dersiniz?
French fries!
= Amerikalı askerlerin 1. Dünya Savaşında Fransa'da
tanıyıp sevdikleri kızartma patates usulüne Amerika'da verilen ad...
Well, gentlemen, you are about to see a
baked Appel. -- George Appel
(New
York'ta
1928
yılında elektrikli sandalyede)
You are about to see
= Görmek üzeresiniz... "Appel" soyadının "apple" sözcüğü ile aynı
okunduğuna dikkat ediniz...
Capital punishment: them without the capital
get the punishment. John Spenkelink
(Florida'da
1979
yılında elektrikli sandalyede)
capital punishment = idam
cezası. (Latince caput = baş, kelle)... capital = sermaye, anamal...
them = (those, people)
kişiler, kimseler... them without the capital = Yani, "parası
olmayanlar"...
Çeviri ve Notlar: Doç. Dr. Yalçın
İzbul
http://www.ingilizce-ders.com

BEFORE THEIR EXECUTION
!!!
İDAMDAN HEMEN
ÖNCE -- BÖLÜM II

THE RESIGNED
the resigned =
kaderine razı olanlar... Açıklaması: "to resign to one's fate" =
kaderine razı olmak, boyun eğmek... Burada, past participle
"resigned", yani fiilin V3 biçimini sıfat işlevi ile kullanılıyoruz.
Öte yandan, bildiğiniz gibi, The + Sıfat = sınıf
adı, kollektif ad yapar. Dolayısıyla, The + Resigned = Kaderine razı
olanlar, kaderine boyun eğenler, kaçınılmaz sona sükunetle
gidenler, demektir...
I am going to be face to face with Jesus now...
I love you all very much.... I will
see you all when you get there... I will wait
for you. --
Karla Faye Tucker Brown
(Texas,
1998, zehirli iğne ile -- executed by injection)
injection
= zehirli iğne kastediliyor...
Good people are always so sure they're right. --
Barbara Graham
(San Quentin,
1955)
Bu insanların kim olduğunu, niçin idama
mahkum olduklarını öğrenmek isterseniz,
www.google.com 'a girip anahtar sözcük
olarak kişilerin ad soyadını çift tırnak içinde yazınız. Dilerseniz
buradan da tıklayabilirsiniz. [Ayrı pencere açılacaktır. Bu sayfayı
kaybetmeyeceksiniz]
I don't hold any grudges. This is my doing. Sorry it happened.
-- Steven Judy
(Indiana, 1981,
elektrikli sandalyede)
to hold a grudge
= kin gütmek, paylaşacak bir hesabı olmak...
This is my doing.
= Kendim ettim, kendim buldum... ("my own doing" de denilebilir...)
Today is a good day to die. I forgive all of you. I hope God does
too. -- Mario Benjamin Murphy
(Texas,
1997,
zehirli iğne ile)
Çeviri ve Notlar: Doç. Dr. Yalçın
İzbul
http://www.ingilizce-ders.com
[Ayrı Pencere açılacaktır
-- Bu sayfayı kaybetmeyeceksiniz]

BEFORE THEIR EXECUTION
!!!
İDAMDAN HEMEN
ÖNCE -- BÖLÜM III

THE
ANGRY
Bir
önceki Bölümde
verdiğim, "The + Sıfat = sınıf adı, kollektif ad" formülüne göre =
Öfkeli olanlar, öfkeliler...
Hurry it up you Hoosier bastard! I could hang a dozen men while
you're screwing around. -- Carl Panzram
(Acımasız seri
katil, Leavenworth, Kansas,
1930, idam sehpasında)
Hoosier
= Indiana eyaletinin yerlisi veya orada oturan... Ayrıca eyaletin
ünvanı da budur...
bastard
= piç...
screw around
(argo) = boşa zaman harcamak, beceriksiz davranmak, oraya buraya
lüzumsuz takılmak...
You sons of bitches. Give my love to Mother. --
Francis "Two Gun" Crowley
("Çifte
Tabancalı" Francis Crowley, elektrikli sandalyede, 1931)
son of a bitch
= (yukarda çoğul kullanılıyor) "bitch" aslında "dişi köpek"
demektir. Ama argoda "şirret kadın, kancık ve kötü" anlamında
kullanılır. Deyimi (İngilizce "bitch" sözcüğünde cinsel nüans
olmamasına karşın) bizdeki "o**** çocuğu" karşılığı olarak düşünmek
gerekiyor...
I'd like to thank my family for loving me and taking care of me.
And the rest of the world can kiss my ass. --
Johnny Frank Garrett
(Texas, 1992,
zehirli iğne ile)
for loving me and taking
care of me = beni
sevip bana baktıkları için...
the rest of the world
= geriye kalan herkes...
can kiss my ass
= k*çımı öpsünler...

BEFORE THEIR EXECUTION
!!!
İDAMDAN HEMEN
ÖNCE -- BÖLÜM IV

THE
PHILOSOPHIZERS
Felsefi
Takılanlar
to philosophize
= 1. konuya filozofça yaklaşmak, "felsefe yapmak"; 2. "felsefe
parçalamak"... Tabii, burada kullandığım başlıkta ilk anlamında.
İkinci anlamı şaka yada eleştirinin önplana çıktığı bir zaman ve
zeminde geçerlik kazanır... Buradaki yapı, doğrudan, "the + çoğul
ad"...
You can be a king or a street sweeper, but everyone dances with
the Grim Reaper. -- Robert Alton Harris
(California, 1992,
gaz odası)
İster kral olsun, ister çöpçü; herkes (eninde sonunda) Azrail'le
yüzyüze gelecek...
AÇIKLAMA:
grim
= sert suratlı, suratsız, acımasız, haşin... gibi anlamlar...
to reap
= biçmek, hasat etmek. Tabii, ne ile? ORAK ile. Elinde orağı ile
aynen şekildeki gibi... Öte yandan, burada "dance" tabiatıyle, vals
yada tango yapmak anlamında değil. "You
don't know who you're dancing with"
dediğimiz zaman kastettiğimiz "karşında kimin olduğunu, kiminle aşık
atmağa, bir ipte oynamağa kalkıştığını bilmiyorsun" demiş
oluyoruz...

Such is Life... --
Ned Kelly
(İdam
sehpasında, 1880.)
Such is life... veya That is Life... = C'est la vie... Hayat
böyle(dir) işte...
At binen, kurşun
geçirmez zırh giyen, polislerin korkulu rüyası Ned Kelly
günümüzde Avustralya'da bir halk efsanesidir. İlginç yaşam öyküsünü
anlatan binlerce siteye Google'dan ulaşabilirsiniz.

I'd rather be fishing. --
Jimmy Glass
(Louisiana, 1987,
elektrikli sandalyede)
(Şu anda)Balık tutuyor olmayı
tercih ederdim...
Remember, the death penalty is murder. --
Robert Drew
(Texas,
1994, zehirli iğne ile)
Unutmayınız, ölüm cezası
cinayettir...
* *
* * *
Yada, Lionel Herrera'nın Feryadındaki
gibi

"I
am innocent, innocent, innocent. Make no mistake about this. I owe
society nothing. I am an innocent man and something very wrong is
taking place tonight."
(Texas, 1993,
zehirli iğne ile)
Ya gerçekten suçsuz idi
ise... Bir de, neyin suç neyin suç olmadığını kim kesinlikle söyleyebilir
ki?

T H E P E S S I M I S T S
Kötümserler / Karamsarlar
This planet is obviously being used as an insane asylum by other
planets. -- George Bernard Shaw
Besbelli ki bu gezegen diğer
gezegenler tarafından tımarhane olarak kullanılıyor...
insane asylum
= tımarhane...
I either want less corruption, or more chance to participate in it.
-- Ashleigh Brilliant
Ya daha az yolsuzluk çürümüşlük olsun, ya da benim bunlardan
yararlanacak fırsatım olsun.
corruption
= usulsüzlük, yönetim ve kamu ahlakında çürümüşlük ("ahlak"
sözcüğünden bizdeki gibi "belden aşağı" konuların anlaşılmadığına
dikkat ediniz)...
Lord, grant me the serenity to accept the things I can not change,
the courage to change the things I can, and the wisdom to hide the
bodies of those I had to kill because they pissed me off. -- ANONYMOUS
serenity
= ruh huzuru...
wisdom
= bilgelik...
to piss smb off
= (argo) bıktırmak, canından bezdirmek, çok kızdırmak...
We live in cheap and twisted times. Our leaders are low-rent
Fascists and our laws are a tangle of mockeries. Recent polls indicate
that the only people who feel optimistic about the future are
first-year law students who expect to get rich by arguing
[orjinalinde:
"haggling" -- Y.İ.]
over the ruins... and they are probably right. --
Hunter S. Thompson
cheap and twisted times
= ucuz ve çarpık zamanlar...
low-rent
= ikinci gömlek...
a tangle of
= burada "bir yumak" diyebilirsiniz: "karma karışıklık" kavramından...
mockery
= alay eder, ağız eğer türden davranışlar: "Yasalar halkla alay ediyor
- soytarılık, kepazelik türünden şeyler" demek istiyor...
Mankind faces a crossroads. One path leads to despair and utter
hopelessness, the other to extinction. Let us pray we choose
correctly. -- Woody Allen
crossroads
= dörtyol ağzı; yol ayrımı... Yollardan biri çaresizlik ve
umutsuzluğa çıkıyor, diğeri yokoluşa...
extinction
= yokolma, türün yeryüzünden silinmesi...
to pray
= dua etmek... Dua edelim ki doğru yolu seçelim...
That's the remarkable thing about life. No matter how bad it gets
it can always get worse. -- Calvin
remarkable
= dikkate değer...
Hayatın en ilginç yönü şudur:
Ne derece kötüye gitmiş olursa olsun, herzaman için daha da
kötüleşebilir...
AND THE PRAGMATIST SUPPLIES THE ANSWER
Pragmatistlerin
Karamsarlara Cevabı
The greatest discovery of my generation is that human beings can
alter their lives by altering their attitudes of mind. -- William James
Bizim kuşağın en büyük keşfi
şudur:
İnsanoğlu yaşamını değiştirebilir -- bakış açısını
değiştirebilirse...
(serbest çeviri)

ON HISTORY AND HISTORIANS
Tarih ve
Tarihçiler Üstüne
"History is an agreed-upon set of lies."
Tarih, üzerinde görüş birliğine varılmış bir yalanlar demetidir.
Napoleon Bonaparte
Anonim
Sözler:
History doesn't repeat itself. Historians repeat each other.
Tarih tekerrür
etmez; tarihçiler birbirini tekrarlar...
* * * *
*
|
 |
|
God didn't want to alter history, so he created historians.
Tanrı tarihi
[kendisi] değiştirmek istemiyordu; o nedenle tarihçileri
yarattı...
to alter
= to change |
|
* * * *
*
History repeats itself, first as a tragedy, then as a farce.
farce
= fars, kaba komedy, maskaralık
History never repeats itself. At best it sometimes rhymes.
Tarih asla tekerrür etmez; olsa olsa
bazen eski olaylara uyak tutar...
to rhyme
= uyak tutmak, kafiyeli olmak
History is the science of what
never happens twice.
Tarih asla iki kez tekrarlanmayan (olay ve olguların) "bilim"idir.
[Alaycı bir söz... Biliyorsunuz,
tek örneğe dayalı "bilimsel" çıkarsama istatistik açısından
olanaksızdır.]
* *
* * *
| |
We learn from history that we do not learn from history.
Tarihten, tarihten ders almadığımızı öğreniriz...
|
|
 |
* *
* * *
History will repeat itself as long as no one listens to it.
Kimse tarihe
kulak asmadığı sürece, tabii ki kendini tekrarlamağa devam edecektir...
* * * * *
And, These Are The Funny Ones:
Ve Bunlar da Komik Olanları:
A person can be lousy at history, but great on dates.
lousy
= çok kötü, başarısız ("bitli!");
date
= 1. tarih (günün, olayın vb. tarihi); 2. buluşmak için randevu (iş
randevusu için = appointment): Dolayısıyla, sözcük oyunu:
Bir kimse tarih konusunda çok zayıf, ama randevularında harika
olabilir...
Cheapest way to trace your family history -- run for public office.
Aile tarihçenin izini sürmek istiyorsan, siyasette aday ol;
bedavaya gelecektir...
* *
* * *
|
 |
|
Every time history repeats itself the prices goes up.
Her nezaman tarih tekerrür etse, hep fiatlar yükseliyor.
|
|
 |
* *
* * *
Don't touch it! It's the history eraser button you fool!
[Bilgisayar şakası]
He is so old that he doesn't have to learn history. He remembers
it!
O kadar yaşlı ki, tarih öğrenmesi
gerekmiyor; hatırlıyor zaten...
* * *
* *
The Truth of the Matter Is --
İşin gerçeği şu
ki:
The Past is history, The Future is a mystery, and
Now is a gift.
That's why we call it the present.
-- A.A Simmons
present
= 1. şimdiki zaman; 2. armağan, hediye =
gift...
Buna dayalı bir sözcük oyunu yapılıyor...
* * *
* *
Mr. SPOCK'un Dediği Gibi

"It is a rather barbaric period in your... history."
Siz
Dünyalıların tarihinde oldukça barbarik bir dönem!!!

[Ayrı Pencere açılacaktır
-- Bu sayfayı kaybetmeyeceksiniz]

Çeviri ve Notlar: Doç. Dr. Yalçın
İzbul
http://www.ingilizce-ders.com
 |
|
ON EDUCATION AND LEARNING
Eğitim ve Öğrenme Üstüne |
|
 |
Many college text-books, which were a weariness
and stumbling-block when I studied, I have since read ... with
pleasure and profit.
Okulda bıkkınlıkla ve sendeleyerek okuduğum
pekçok ders kitabı şimdi benim için zevkli ve yararlı birer
kaynak... (serbest çeviri)
Henry David THOREAU,
19 February 1854, Journal VI.
The roots of education are bitter, but the fruit is sweet. --
Aristotle
Eğitim öğretim (ağacının) kökleri acı, meyvesi tatlıdır...
(serbest çeviri)
As the soil, however rich it may be, cannot be productive without
cultivation, so the mind without culture can never produce good fruit.
-- Seneca (B.C. 3-65 A.D.)
As the soil
= tıpkı toprak gibi... Nasıl ki toprak... ne derece zengin olursa
olsun, ekip biçilmeden verimli olamaz... kültürsüz zihinler de iyi
meyve vermez...
Learning is a treasure that will follow its owner everywhere. --
Chinese Proverb
treasure
= hazine... Öyle bir hazinedir ki sahibinin heryere ardısıra gider.
I have never met a man so ignorant that I couldn't
learn something from him. -- Galileo Galilei (1564-1642)
Hayatımda hiç kendisinden birşeyler öğrenemeyeceğim ölçüde
bir adamla karşılaşmadım.
ignorant
/İG-nırınt/
(düm-teke) = cahil...
ignorance
=
/İG-nırıns/
(düm-teke) = cahillik, cehalet...
[Başka bir deyişle,
/ig-NOU-rıns/ şeklinde tek-DÜ:M-tek okuyanların
ağzına biber sürünüz, bir daha yapmasınlar... Ağza biber sürmek
kesinlikle çok etkili bir eğitim yöntemidir.]
| |
It is the supreme art of the teacher to awaken joy in creative
expression and knowledge. -- Albert Einstein
to awaken joy... etc
= yaratıcı ifade ve bilgiden kaynaklanacak mutluluğu uyandırmak... |
 |
Good teachers are costly, but bad teachers cost more. -- Robert
Talbert
İyi öğretmen pahalıdır, ama kötü öğretmen daha da
pahalıya malolur...
Teachers open the door, but you must enter by yourself. -- Chinese
Proverb
by yourself
= kendin, tek başına... Öğretmen kapıyı açar, fakat sen tekbaşına
girmek zorundasın...
Education is our passport to the future, for tomorrow belongs to
the people who prepare for it today. -- Malcolm X
Eğitim, gelecek için geçiş
iznimiz. Çünkü gelecek, ona bugünden hazırlananların olacaktır...
[Pis beyazlar... Bu âsi Zenci liderini işte bunun için vurmuşlardı;
1965]
Experience is a hard teacher because she gives the test first, the
lesson afterward. -- Vernon Law
Deneyim, katı ve acımasız bir öğretmendir: Önce
sınavını yapar, sonra dersini verir...
Yada, B.F. Skinner'in
bir defasında dediği gibi 
"Education is what survives when what has been
learned has been forgotten."
Öğrenim,
öğrenilenler unutulduktan sonra geride kalanlardır...

AND
NOW SPEAKETH THE SKEPTIC
Ve,
şimdi de kuşkucular konuşacak !!
|
 |
I have never let my schooling interfere with my
education. --
Mark TWAIN
Okul hayatımın, eğitimime müdahele etmesine asla
izin vernedim!! |
 |
In the first place, God made idiots. That was for practice. Then he
made school boards. -- Mark Twain
Tanrı önce ahmakları yarattı. Bu bir sonraki adımın
provasıydı ve sıra artık okul yöneticilerine gelmişti... (serbest
çeviri)
| |
Soap and education are not as sudden as a massacre, but they are
more deadly in the long run. -- Mark Twain
Sabun ve eğitim, katliam kadar
ani tesirli değildir, ama uzun vadede çok daha öldürücü olurlar... |
 |
I am always ready to learn, but I do not always like being taught.
-- Sir Winston Churchill
Öğrenmeğe herzaman açığım; fakat öğretilmekten herzaman hoşlandığımı
söyleyemem.
[Churchill, güzel İngilizce,
etkili üslup örnekleri için
vazgeçilmez bir kaynak kişidir. -- Y.İ.]
* * * *
*
|
 |
|
The mediocre teacher tells... The good teacher explains. The superior
teacher demonstrates. The great teacher
inspires. |
|
 |
-- William Arthur Ward
Sıradan öğretmen
anlatır. İyi öğretmen izah eder. Üstün öğretmen
örnekler gösterir.
Büyük öğretmen ilham kaynağıdır...
mediocre
= sıradan, ortalama...
to inspire
= esin kaynağı olmak, ilham vermek, yaratıcı olma aşkı uyandırmak...
* * * *
*
Teaching people skills without giving them a vision for a better
future -- is only training. -- Nido Qubein
NOT: Öteden beri, "öğrenim" ve "eğitim"
kavramlarını yeterince ayırd edemiyoruz: "education" ve "training"
arasındaki farktan yola çıkınız...
Teaching should be such that what is offered is perceived as a
valuable gift and not as a hard duty. -- Albert
Einstein
to perceive
= algılamak...
perception
= algı... Mealen:
Öğretim, öğrencinin tatsız bir görev değil, değerli bir armağan
olarak algılayacağı şekilde olmalı...
Imagination is more important than knowledge. Knowledge is limited.
Imagination encircles the world. -- Albert
Einstein
Hayal gücü ve yaratıcılık bilgiden daha önemlidir.
Bilginin sınırları var, ama hayal gücü tüm evreni kucaklar... (serbest
çeviri)
The object of education is to prepare the young to educate
themselves throughout their lives. -- Robert
Maynard Hutchins
object
= amaç... (ayrıca, aynı anlamda "objective"
de kullanılabilir.)
* * * *
*
 |
|
Education is a state-controlled manufactory of echoes. -- James
DOUGLAS
Eğitim, devlet denetiminde bir yankı üretim fabrikasıdır. |
|
 |
* * * *
*
Sometimes I think I'll not send him to school - but just let his
individuality develop. -- Ruth DRAPER
Bazen
onu okuldan alıp, kişiliğinin gelişmesine olanak sağlamayı
düşünüyorum.
He who dares to teach must never cease to learn. --
Richard Henry Dann
cease = stop...
Öğretmeğe
soyunacak kişi, hayatının hiçbir döneminde kendisi de öğrenmekten
vazgeçmemeli...
* *
* * *
And Some Thrashing for the Students, too...
Biraz da
Öğrencilere de Dokundurmadan olmaz!
"Students rarely disappoint teachers who
assure them in advance that they are
doomed to failure." -- Sidney Hook
to disappoint
=
hayal kırıklığına uğratmak
= "I assure you (that)
..." = "Sizi temin
ederim ki ..."
in advance
= peşinen, önceden... Nitekim:
to pay in advance
= peşin ödeme, avans verme...
advance payment
= avans ödeme, avans...
doomed to failure
= başarısız olması kaçınılmaz...
doom
= büyük felaket...
the Doomsday
= Kıyamet Günü...
"[Insert student's name
-- Öğrencinizin adını buraya yazınız] chewing gum and a cow chewing cud, the
only difference is the intelligent expression on the cow's face." --
Any Realistic Teacher with Good Descriptive Powers...
Örneğin, öğrencinizin adı
"Kenan Ünlü" olsun...
Kenan'ın
ciklet çiğnemesiyle ineğin geviş getirmesi arasındaki yegane fark,
ineğin suratındaki zeka ifadesidir...

Knut Schmidt-Nielson'un
bir keresinde dediği gibi

| |
|
|
It has been said that the primary function
of schools is to impart enough facts to make children stop asking
questions. Some, with whom the schools do not succeed, become
scientists. |
|
|
|
Okulların temel işlevinin, artık başka soru
sormalarına gerek bırakmayacak ölçüde çocuklara yeterli bilgi
kazandırmak olduğu hep söylenir... (Neyse ki) okulların bunda
başarı sağlayamadığı çocuklar da var: İlerde bilim adamı filan olabiliyorlar... |
|
|
|

Lütfen
Sorularınızı Esirgemeyiniz:
Doç. Dr. Yalçın İzbul
http://www.ingilizce-ders.com

|