|

KADINLAR &
ERKEKLER

ÜNLÜ SÖZLER / ÖZDEYİŞLER
FAMOUS QUOTATIONS
BÖLÜM -
06

Çeviri ve Notlar: Doç. Dr. Yalçın
İzbul
http://www.ingilizce-ders.com

OF MEN AND WOMEN !!
Kadınlar ve Erkeklere Dair !!
| |
|
İngilizce kalıpta sıralama "erkekler" ile başlarken, Türkçe'de ise "kadınlar" ile
başlamak daha doğal...
Ne
dersiniz? Bu bile bizlerin İngilizlere göre kadınlarımıza
daha duyarlı ve iltifatkar olduğumuzu göstermeğe yetmez mi?! |
|
|
A beautiful woman is the hell
of the soul, the purgatory of the purse, and the paradise of the eyes.
-- Fontenelle
Güzel bir kadın,
gözlerin cenneti, cüzdanın ârafı, ruhun cehennemidir...
[Sıralamayı
tersten yaptım, daha anlamlı oldu. Ne dersiniz?]
purgatory
/PÖ-gıtıri/ =
Âraf; cennet ve cehennem arasında, ölümden sonra
geçici olarak ruhun arındırma işlemlerinin yapıldığı
yer... Burada "cüzdanın arındırıcısı"...
Beauty: That power by which a
woman charms a lover and terrifies a husband. -- Ambrose Bierce,
The
Devil's Dictionary
to charm
= büyülemek, hayran bırakmak...
to terrify
= dehşete düşürmek...
Women like silent men. They
think they're listening. -- Marcel Archard
silent
= (burada) pek fazla konuşmayan...
* *
* * *
| |
While farmers generally allow
one rooster for ten hens, ten men are scarcely sufficient to service
one woman.
-- Giovanni Boccaccio |
|
 |
to service one woman
= (burada) tek bir kadına yetebilmek... (Hey gidi koca çapkın
İtalyan!! -- DECAMERON di Giovanni Boccaccio: Proemio --
Prima giornata nella quale dopo la dimostrazione fatta dall'autore,
per che cagione avvenisse...)
rooster
= horoz... (Tamam, "cock" da var, ama "yan anlamlar" farklı!!)...
hen
= tavuk...
scarcely sufficient
= pek yeterli denilemez/sayılamaz...
ÖNEMLİ NOT: hardly/scarcely, girdikleri tümcenin anlamını %98-99
oranında tersine çeviren "işlev" sözcükleridir: She works hard = Çok
çalışır... She hardly does any work = Walla, pek çalışmaz... "Barely"
ise "ucu ucuna" anlamı verir. She was hardly/scarcely sixteen = Daha
onaltısında bile yoktu... She was barely sixteen = Ucu ucuna
onaltısındaydı; onaltısını daha yeni bitirmişti...
Women inspire us to great
things, and prevents us from achieving them. -- Alexandre Dumas
Büyük işler
başarmamız için bize ilham verir, kadınlar; sonra da bunları
başarmamıza engel olurlar...
to inspire
= esin kaynağı olmak, ilham vermek (ayrıca= soluk almak)...
A diplomat is a man who always
remembers a woman's birthday but never her age. -- Robert Frost
(Amerikalı şair)
[Kendisi 1 kez evlenmiş, bu
evlilik 43 yıl sürmüş, karısının ölümünden sonra ise bir daha
evlenmemiştir (tam 25 yıl)]
* *
* * *
|
 |
|
The great question -- which I
have not been able to answer -- is, "What does a woman want?"
--
Sigmund Freud |
|
| |
Dr. Freud'un bile karşısında aciz kaldığı bu soruyu,
müsaadenizle yanıtlamak isterim: Önce İngilizce yanıt vereyim:
What a woman really wants is to be in
charge of her own life.
Türkçe yanıt vereyim:
Bir kadının istediği şey, kendi yaşamı konusunda karar verebilmek; onu
dilediği gibi şekillendirmek hakkına sahip olmaktır... |
|
Evde,
sokakta, iş yerinde -- Edirne'den Ardahan'a -- kadınlarımızın
feryadını işitmedikçe, bu ülkede uygar kadın-erkek ilişkileri
oluşamayacaktır. O feryat işte şu:
Ben köle değilim
!!
* *
* * *
Women and cats will do as they
please, and men and dogs should relax and get used to the idea. --
Robert A. Heinlein (kurgubilim ustası)
Kadınlar ve
kediler canları nasıl isterse öyle davranırlar; erkekler ve köpekler
kendilerini bu fikre alıştırsalar iyi ederler...
will do as they please
= canları nasıl isterse öyle davranacaklardır...
should relax and get used to
the idea = sakin olup
bu fikre alışsınlar...
It is the ordinary women that
know something about love. The gorgeous ones are too busy being
gorgeous. -- Katharine Hepburn
ordinary women
= sıradan kadınlar...
gorgeous ones
= şahane olanları... Miss Hepburn: Efsane Hollywood yıldızı: Bir kez
evlenmiş, bu evlilik 6 yıl sürmüştür (1928-34). Bir daha evlenmemiş,
ama yine efsanevi Spencer tracy ile 1942-67 arasında (yani, Tracy
ölünceye değin) çok güzel bir birlikteliği olmuştur... (Spencer Tracy
mi? Hani Hemingway'in The Old Man and The Sea adlı
romanından -- "İhtiyar Balıkçı ve Deniz" -- beyaz
perdeye aktarılan filimde BENİM hayatımı oynamıştı!!)
* * * *
*
Bakınız Şu Çapkın Münasebetsize !!

My notion of a wife at forty is that a man should be able to change
her, like a bank note, for two twenties.
-- Douglas Jerrold
| |
Bunu Türkçe'ye çevirmemi beklemeyiniz
benden:.. Evli
barklı adamım; eşim ise en dikkatli okuyucum !! |
|

[Ayrı Pencere açılacaktır
-- Bu sayfayı kaybetmeyeceksiniz]


MARRIAGE QUOTATIONS

A s k A M a n
!!
Erkeklere Sorarsanız !!
Marriage is the triumph of
imagination over intelligence. Second marriage is the triumph of
hope over experience. -- Oscar Wilde
triumph
/TRA-yımf/
= zafer, galebe...
İlk evliliğimiz, aklımızın
hayallerimize yenik düşmesi; ikinci evliliğimiz, umutlarımızın
deneyimlerimize galebe çalmasıdır...
(Üçüncüyü varınız siz değerlendiriniz...)
("Imagination" için "hayal
gücü" de önerilebilir. Diliniz dönüyorsa "imgeleniminizin" de
diyebilirsiniz...)
* *
* * *
|
 |
|
Marriage is not a word; it
is a sentence.
-- King Vidor |
|
sentence
=
1. cümle;
2.
mahkeme kararı, mahkumiyet... Geçmişin ünlü film rejisörlerinden
Vidor'dan süper, enfes bir sözcük oyunu...
* *
* * *
Marriage is the only war
where you sleep with the enemy. -- Gary Busey
İşte size ilginç bir zaman boyutunda anlam kayması örneği:
"sleep with"
1960'lı ve 70'li yıllarda anlam değiştirmiş; giderek "aşk yapmak"
anlamını kazanmıştır. Sinema aktörü olan Gary Busey, tahminen
1940'lı yıllarda doğmuş olsa gerek; sanırım deyimi ikinci anlamda
kullanmıştır; günümüz kuşağı da herhalükârda öyle anlayacaktır...
Getting married for sex is
like buying a 747 for the free peanuts. -- Jeff Foxworthy
Seks uğruna evlenmek, yanında promosyon çerez veriyorlar diye bir
747 satın almağa benziyor...
"for"
sözcüğünü burada "uğruna" şeklinde çeviriniz...
There's only one way to have
a happy marriage and as soon as I learn what it is I'll get married
again. -- Clint Eastwood
Tabiatıyla ağırlık "marry
again"
kavramı üzerinde... Bence Clint abimiz, bu ince zekâ ve espirisiyle,
California Valiliği için Arnold Schwarzenegger'den çok
daha uygun olurdu...
* * *
A s k A W o m a n
!!
Kadınlara
Sorarsanız !!
Someone once asked me why
women don't gamble as much as men do and I gave the commonsensical
reply that we don't have as much money. That was a true but
incomplete answer. In fact, women's total instinct for gambling is
satisfied by marriage. -- Gloria Steinem
Nedendir acaba kadınlar erkekler kadar kumara düşkün değiller?...
İşin gerçeği şu:
Evlenmek, kadınların tüm kumar
içgüdülerini zaten yeterince tatmin ediyor...
nonsence
/N@N-sıns/
= (noun) saçmalık...
nonsensical
/n@n-SEN-sikıl/
= (adj.) saçma...
commonsense
/KA-mınsens/
= (noun) sağduyu... commonsensical
/kamın-SEN-sikıl/
= (adj.) sağduyulu...
That was a true but
incomplete answer. =
Bu, doğru ama eksik bir cevaptı...
The middle years of marriage
are the most crucial. In the early years, spouses want each other
and in late years, they need each other. -- Rebecca Tilly
Evliliğin ilk yıllarında eşler birbirini arzuluyor; son yıllarında
ise birbirlerine ihtiyaçları var... En tehlikeli dönem, arada geçen
yıllar...
(Türkçe'de "güzel" anlatım için tümcelerin sırasını değiştirdim.)
crucial
/KRU-şıl/
= en önemli, yaşamsal önemi olan, aksilik veya kriz çıkmasına en
yatkın...
spouse
/SPAUZ/
= eş
(cinsiyet gözetmeksizin, Türkçe'mizdeki gibi)
They say love is blind...and marriage is an institution. Well,
I'm not ready for an institution for the blind just yet. --
Mae West, 1893-1980
Diyorlar ki, aşk körmüş... Evlilik ise bir kurummuş... Walla
abicim, körler cemiyetine üye olmağa şimdilik hiç niyetim yok...
(Serbest çeviri, fakat Mae Hn'ın -- 1930-1940'lı yıllar -- sinemada yansıtmış
olduğu kişiliği
biliyorsanız, doğru çeviri...)
*
* * * *
| |
If you want to sacrifice the
admiration of many men for the criticism of one, go ahead, get
married.
-- Katherine Hepburn |
|
 |
Bir
sürü erkeğin beğenisinden tek bir erkeğin eleştirileri uğruna
vazgeçiyorsan, devam et, evlen kardeşim...
(1940-50'li yılların
süper Holywood yıldızlarından... Kadın hakları ve özgürlükleri için
sansasyonel çıkışları olmuştur)
to sacrifice
/SÆK-rifays/
= feda etmek, kurban etmek...
*
* * * *
I think men who have a
pierced ear are better prepared for marriage. They've experienced
pain and bought jewelry. -- Rita Rudner
Bence, evliliğe en iyi hazırlanmış olan erkekler, kulağını deldirmiş
olanlarıdır... Hem acısını tatmışlardır, hem de mücevher satın almışlardır...
* * *
A s k A n y b o d y
!!
Kime
Sorarsanız Sorun !!
Anonim
Sözler:
Marriage is something which is
called a feast -- unfortunately, sometimes the appetizer is better
than the main course...
feast
/Fİ:ST/
= ziyafet... appetizer
/Æ-pitayzır/
= "iştah açıcı",
hors
de'ouvre...
main course
/MEYN-ko:s/
= ana yemek...
Marriage is a book in which the
first chapter is written in poetry and the rest of the pages
is prose...
Evlilik öyle
bir kitaptır ki, ilk bölüm şiir olarak yazılmış; gerisi düzyazı...
poet = şair...
poem = şiir...
poetry = nazım...
prose
/PROUZ/
= düzyazı, nesir...
Marriage is a condition where no
wife gets what she expected, and no husband expected what he was
getting...
Kadınlar ummuş olduklarını bulamıyor; erkekler ise şimdi
bulduklarını hiç ummamışlardı...
*
* * * *
Yada,
Başka Bir Deyişle:

Marriages
are made in heaven. Well, so are thunder, lightning, tornados and
hail.
Evlilikler
cennet göksemadan iner bizlere. Gökgürültüsü, yıldırımlar,
tipiler, fırtınalar da öyle.
Serbest çeviri. Fakat aslında çeviriye ne hacet??
Evli olanlarımız fiilen
yaşıyoruz zaten!!
Çeviri ve Notlar: Doç. Dr. Yalçın
İzbul
http://www.ingilizce-ders.com

[Ayrı Pencere açılacaktır
-- Bu sayfayı kaybetmeyeceksiniz]

WOMEN AS SEEN BY MEN
As if a man
could ever see through a woman
Sanki bir
erkek gerçekleri görebilirmiş de
"To see through" =
yüzeydekilerin gerisindeki gerçekleri görebilmek;
örnekse,
"see-through" tekstil ürünleri...
Even
if men could understand women they still wouldn't believe it.
-- A. W. Brown
Anlayabilseler bile,
inanmayacaklardır...
At last
here we
have a man who knows what he is talking about... Man's reasoning
-- with a lot of hard-earned experience behind it -- might finally
figure out WHAT she is doing and HOW she is doing it; but, the
question "WHY" begs for the intervention of biochemistry...
[Çeviren Notu]
İşte nihayet ne dediğini bilen bir
adam... Akıl yürütme yoluyla -- pişmiş horozun başına gelenleri de arkamıza
alarak -- NE ve NASIL sorularına sonunda cevap bulabşiliriz. Ama,
NEDEN ve NİÇİN sorularının cevapları biyokimyanın insafına kalmış...
[Çeviren Notu]
Çeviri ve Notlar: Doç. Dr. Yalçın
İzbul
http://www.ingilizce-ders.com

A SMALL DIGRESSION
Şimdi Azıcık
Konu Dışına Taşalım
Napoléon
Bonaparte -- famous general, clumsy statesman and the ill-fated
French emperor -- is known to have once blurted out,
"Women are nothing but machines for
producing children."
Ünlü bir general,
beceriksiz bir devlet adamı ve Fransa'nın kötü kaderli imparatoru
Napolyon Bonapart'ın bir keresinde şöyle ağzından kaçırmış olduğu
bilinir: "Kadınlar çocuk doğurmak için birer makineden başka birşey
değil..." [
Josephine ve Désirée ablalarım duymamış
olsun...]
As far as I am concerned,
this is no doubt a
supreme example of his feeble reasoning, leading to abject failure
in his relations with women: For, (as far as I know -- somebody
correct me on this if I am mistaken) he had only one legitimate
child, who died young and childless. Plus, again as far as I know,
he had no illegitimate children either... What a debacle for a
general, statesman and an emperor !!
a supreme example
= fevkalade bir örnek, tam taşı gediğine koyan bir örnek
[kullanabileceğiniz bir başka deyim: "an example par excellence" olurdu...
feeble reasoning = zayıf, yetersiz muhakeme...
abject = düşkün,
acınacak, sersefil... "somebody correct me on this if I am mistaken" = bu konuda
yanılıyorsan birisi beni düzeltsin...
died young and childless
= genç yaşta ve çocuksuz öldü...
illegitimate
/ille-ci-timit/
= gayrımeşru... either
= Burada "dahi" anlamına "de, da" ile çevireceksiniz: "Gayrımeşru
çocukları da yoktu..." What
a debacle! = Ne fiyasko ama!...
/di:-BÆ-kıl/
[ /DE-bıkıl/
şeklinde okuyanlara da rastlayabilirsiniz... Tıpkı "garage"
/gı-RA:J/
yerine
/GÆ-ric/,
"mirage"
/mi-RA:J/
yerine
/Mİ-ric/
diyenler de olduğu gibi...]
TELAFFUZ NOTU: "--ate" sonekini, fillerde /eyt/, sıfatlarda
/it/ şeklinde okuyunuz... ÖRNEK: to separate
/SE-pı-REYT/...
separate (sıfat)
/SE-pırit/...
illegitimate
/ille-Cİ-timit/...
End of Digression

Now, on with our quotations... Şimdi, "özlü sözlerimize"
devam...
No man
knows more about women than I do, and I know nothing. -- Seymour Hicks
Kimse kadınlar hakkında benim kadar çok şey bilmiyor. Ve ben de
hiçbirşey bilmiyorum...
So!! Here is another man who also
knows what he is talking about... İşte ağzından çıkanı kulağı da iyi
işiten bir başka deneyimli kişi...
When I
have one foot in the grave, I will tell the whole truth about women.
I shall tell it, jump into my coffin, pull the lid over me and say,
"Do what you like now". --
Leo Tolstoy
Çevirisi:
Bir ayağım çukura girince, kadınlara ilişkin bütün gerçekleri
anlatacağım... Anlatacağım, sonra tabutumun içine atlayacağım,
kapağını üstüme çekeceğim ve diyeceğim ki: "Ne isterseniz yapın
bakalım şimdi!"
Well, I take my hat off to my Grand Master for this grandiose
plan... Bu hayattan da geniş plan için Büyük Usta'ma şapka
çıkarıyorum...
İLERİ SÖZCÜK DAĞARCIĞI:
"grandiose"
/GRÆN-di-oz/
sözcüğünü dikkatli kullanınız. Ben burada "larger than life,
characterized by grandeur
and splendour
"
anlamında kullandım... Ama, başka yerde, "abzürd bir abartı" (absurd
exaggeration) anlamı da verebilir...
|
 |
It was
a man's world. Then Eve arrived.
-- Richard Armour
Bir zamanlar erkeklerin dünyasıydı.
Sonra, Havva çıkageldi...
|
 |
Çeviri ve Notlar: Doç. Dr. Yalçın
İzbul
http://www.ingilizce-ders.com
A
misogynist is a man who hates women as much as women hate each
other. -- H. L. Mencken
misogynist
/mi-SO-cinist/
= kadınlardan nefret eden, kadın düşmanı...
misogamist
/mi-SO-gimist/
=
evlilikten nefret eden... misanthropist
/mi-SAN-tsrıpist/
=
insanlardan nefret eden...
Yukardaki sözcüklerin, bildiğiniz "gynecology,
monogamy, poligamy, bigamy, anthropology" gibi sözcüklerle olan
ortak etimolojik kökleri kolaylıkla görülebiliyor: Grekçe,
misein = nefret etmek,
gyne = kadın,
anthropos = insan ve
geç dönem Latince gamia =
evlilik köklerinden...
Women
have a much better time than men in this world. There are far more
things forbidden to them. --
Oscar Wilde
I thoroughly agree: The more strictly
forbidden a thing is, the more devilishly enjoyable it becomes...
Tümüyle katılıyorum: Birşey ne
derece daha şiddetle yasaklanırsa, o derece daha şeytanca zevk
verir...
If women didn't exist, all the money in the world would have no
meaning.
-- Aristotle
Onassis
Eh, bu dünyada Onassis'sen, sefasını da sürersin sen...
Girls are like pianos. When they're not upright, they're grand.
--
Benny Hill
ÇEVİRİSİ:
Kızlar pianolar gibidir. En şahaneleri yatay vaziyette olanlarıdır...
AÇIKLAMASI: Bu bir sözcük oyunu:
upright = dikine duruş; "not upright" = yatay/yatar durumda...
grand = en muazzam, en şahane, vs...
grand piano = Bizim "kuyruklu piano" dediğimiz büyük yatay piano...
Brigands demand your money or your life; women require both.
-- Samuel
Butler
ÇEVİRİSİ: Yolkesen eşkiya ya paranı ya canını alır; kadınlar her
ikisini de ister... [Breh, breh... Samuel abim fena yanmış... Samuel
Butler: İngiliz romancı ve deneme yazarı, 1835-1902] brigand,
/BRİ-gınd/
Despite my thirty years of research into the feminine soul, I have
not yet been able to answer the great question that has never been
answered: What does a woman want?" -- Sigmund Freud
Freud amcam da 30 yıl köşe bucak
araştırmış kadının ruhunu, ama çözememiş o büyük esrarı: "Yav, ne
ister bu kadınlar?!"

Dr. Freud çözememiş çözmesine, ama adı bizde saklı mütevazi bir
vatandaş çözüvermiş büyük muammayı bir çırpıda:
Women are the foundation of a society, but remember who laid them!
ÇEVİRİSİ: Kadınlar toplumun temelidir, ama temeli kimin attığını da
unutmayalım... [Bi halta benzemedi tabii, böyle çevirince]... O HALDE
AÇIKLAYALIM: "to lay the foundations of" = temelini atmak...
Ama,
öte yandan, "to lay a woman" = Ay, ben bunu çeviremiycem, çoook
ayıp!! Kendine göre bir sözcük oyunu yapmış işte vatandaş...
*
* * * *
Ambrose Bierce Diyor ki:

Would that we could fall into her arms without falling into her
hands.
Ah, kollarına
düşmenin bir yolunu bulabilsek -- ellerine düşmeden !!!
GRAMER
YAPISI: Genelde "Would to God" (= Tanrı'dan dilerim / dilerdim
ki...) şeklinde gördüğümüz bu yapı, Dilek Kipinde (subjunctive)
bir kullanım örneği...
[Ayrı Pencere açılacaktır
-- Bu sayfayı kaybetmeyeceksiniz]

MEN AS SEEN BY WOMEN !!
Sexuality is the great field of battle between biology and
society. --
Nancy Friday
NOT: Olağanüstü açıksözlü ve
birhayli farklı bir feminist olan Bayan Friday'in fotoğrafını,
hayatından çizgileri ve kimi düşüncelerini şu adreste
okuyabilirsiniz:
http://www.salon.com/weekly/books960715.html

HERE WE GO, THEN... LET THE
BASHING BEGIN !!
Haydi
bakalım, Dayak Başlasın !!
(Yeni İnternet kültüründe, erkekleri
hırpalayıcı metinlere verilen ad: "Man-Bashing")
#
If you never want to see a man again, say, "I love you, I want to
marry you, I want to have children" - they leave skid marks.
--
Rita Rudner
(Amerikalı aktris ve sahne
komedyeni)
Bir erkekle bir daha
görüşmek istemiyorsanız, ona şunları söyleyiniz: "Seni seviyorum,
seninle evlenmek istiyorum, senden çocuklarım olsun istiyorum..."
Arabanın kalkarken bıraktığı lastik izlerinden başka birşey
göremezsiniz bir daha...
skid marks = arabanın
sert bir firende veya (burada olduğu gibi) çılgın bir kalkışta
bıraktığı lastik izleri...
comedian
/kı-Mİ:-diyın/
= erkek komedyen...
comedienne
/kı-Mİ:-di-EN/
= kadın komedyen...
#
A successful marriage requires falling in love many times, always
with the same person. -- Mignon McLaughlin
(Amerikalı
gazeteci ve yazar)
#
A happy marriage is the union of two forgivers. - Ruth
Bell Graham
Mutlu bir
evlilik, iki affedicinin birlikteliğidir...
Ünlü
evanjelist Billy Graham'ın dindar eşinden ilginç bir itiraf!...
#
If you made a list of the reasons why any couple got married, and
another list of the reasons for their divorce, you'd have a hell of
a lot of overlapping. -- Mignon McLaughlin
Minyon Hn.
doğru saptamış: Gerçekten de flört devresinde en hoşa giden
özellikler, boşanma evresinde bir de bakarsınız ki en nefret
edilenlere dönüşmüş...
a hell of... =
pekiştirici bir ifade: formel veya akademik ortamlarda
kullanmayınız... overlapping
= üstüste çakışma, binişme...
#
I married beneath me, all women do. -- Nancy Astor
Kendi
sınıfımın altında birisi ile evlendim. Zaten evlilik bütün kadınlar
için böyledir...
("İroni" nerde
mi? Çünkü bu güzel Amerikalı kız, ikinci evliliğini İngiliz Lordlar
Kamarası üyesi, dünyanın en zenginlerinden Waldorf Astor ile yapmış;
siyasete atılarak, Avam Kamarası'na giren ilk kadın üye olmuştur...)
to marry beneath oneself
= kendi sosyal sınıfının altında bir kimseyle evlenmek...
#
My boyfriend and I broke up. He wanted to get married, and I didn't
want him to. -- Rita Rudner
Erkek
arkadaşımla ayrıldık; Çünkü o evlenmek istiyordu, bense onun bekar
kalmasını tercih ediyordum...
#
When
women go wrong, men go right after them.
-- Mae West
(Daha
önce de sözünü ettiğim, 1930'lu, 40'lı yıllarda Holivud'un taklidi
gayri mümkün, harbî sözlü, seksî yıldızı)
to go wrong =
(burada) "yoldan çıkmak"; (başka yerde, genelde: işlerin ters
gitmesi: "Everything went wrong on that day.")...
right after =
(burada) "dosdoğru arkasından"... Zaman boyutunda ise "hemen
arkasından" anlamı verecektir. "Right" bir pekiştirici olarak
kullanılır: "Right now... right away... Hemen, derhal, şimdi)...
* * * *
*
MILITAN FEMINISTLER

The Militant Feminists
#
You
cannot decree women to be sexually free when they are not
economically free. -- Shere Hite
Ekonomik
özgürlükleri olmadıkça, kadınların cinsel özgürlüğünden söz
edilemez.
to decree
/dik-Rİ:/
= (hükümdar, hükûmet, vb için) kararname ile ilan ve emretmek...
SHERE HITE:
Ünlü feminist yazar.
The Hite Report (1976) , Sexual Honesty: By
Women for Women (1982), Sex and
Business (2000). Söz aramızda, feministlerin genelinden
farklı olarak, bakmaya doyamayacağınız güzellikte bir kadın!!
#
I
only know that people call me a feminist whenever I express
sentiments that differentiate me from a doormat or a prostitute.
-- Rebecca West
(İngiliz gazeteci, romancı
ve eleştirmen.
1892-1983 -- İrlanda doğumlu bu hn'ın H.G. Wells ile olan karmaşık
aşk ilişkisi gerçekten dillere destandır)
Sadece şunu
biliyorum ki, hernezaman kendimi bir kapı paspası veya bir fahişeden
ayırt edecek duyarlıklar dile getirsem, insanlar feminist olduğumu
söylüyorlar...
* * * *
*
REALİST FEMİNİSTE KARŞI

The
Realist
versus the Feminist
#
The
people I'm getting furious with are the women's liberationists. They
keep getting on their soapboxes proclaiming that women are brighter
than men. That's true, but it should be kept quiet or it ruins the
whole racket. -- Anita Loos
(Amerikalı yazar ve
senarist, 1893-1981. Gentlemen Prefer Blonds, 1925; Gigi,
1951, vb. )
 |
|
Ençok sinir
olduğum kişiler de şu bizim kadın özgürlükçüleri... İkide birde
kürsüye fırlayıp, kadınların erkeklerden daha zeki olduklarını
bağıra çağıra söylüyorlar. Yahu, bu söyledikleri doğru olmasına
doğru, ama böyle
alenen söylenir mi? Bizim kumpasın içine ediyorlar... |
|
 |
furious
/FYU-riyıs/
= çok öfkeli, öfkesinden çıldırmış durumda...
soapbox = Hani
şu Hyde Park'da, portakal sandığını yakalayan üstüne çıkıp nutuk
atıyor ya (çoğu kafadan çatlak, tabii), işte o tür uyduruk "kürsü"
lere verilen ad... racket
/RÆ-kit/
= illegal dolambaçlı iş (genelde çete düzeninde)...
* * * *
*
BAŞKA REALİSTLER DAHA

Other
Realists, Too
#
More
divorces start in the bedroom than in any other room in the house. -- Ann Landers
(Ünlü
Amerikan "Güzin Abla" larından; 1918-2002)
Boşanmalar,
evin tüm odalarına kıyasla, ençok yatak odasında başlıyor...
#
Sex
is hardly ever just about sex. --
Shirley Maclaine
(Holivud'un bu sevimli
yıldızını unutmak mümkün mü?)
Cinsellik
konusunun yalnızca cinselliği ilgilendirdiği enderdir.
hardly, scarecely
= Bu sözcüklerin tümcenin anlamını %98-99 oranında tersine
çevirdiğini unutmadınız, di mi?...
hardly ever =
neredeyse hiç, hemen hiçbir zaman... ["ever", biliyorsunuz, "tüm
zamanlarda demektir. Zaten onun içindir ki "never" -- "not ever" dan
-- "asla, hiçbir zaman" anlamı veriyor...]
#
An
archaeologist is the best husband a woman can have: the older she
gets, the more interested he is in her. -- Agatha
Christie
Bir arkeolog,
bir kadının sahip olabileceği en iyi kocadır; karısı yaşlandıkça ona
duyduğu ilgi de o ölçüde artar... (Hadi yine iyisiniz,
arkelologlar...)
#
Women
are never stronger than when they arm themselves with their
weaknesses.
-- Marie Anne Du Deffand
(Fransız entellektüel, 1697-1780)
Kadınların en güçlü
olduğu zaman, kendilerini zaaflarıyla
silahlandırdıkları zamandır.
#
I
know nothing about sex because I was always married. -- Zsa Zsa
Gabor
Milli Yengemiz, başka yerde
gerine gerine anlattıklarını burada neden naksediyor ki...
"Tevatüre" dayalı bazı ayrıntılar için, bknz:
http://www.glamourgirlsofthesilverscreen.com/gabor_z/
* * * * *
Glenda Jackson (Aktris)
Diyor ki:

The important thing in
acting is to be able to laugh and cry. If I have to cry, I think
of my sex life. If I have to laugh, I think of my sex life.
Ağlamak ve gülmek... İşte bir oyuncunun rol yaparken ençok
zorlandığı iki şeydir... Oysa bunlar benim için asla sorun değil: Ağlamam da gerekiyorsa, gülmem de gerekiyorsa, sex hayatımı
düşünüveriyorum...

Lütfen
Sorularınızı Esirgemeyiniz:
Doç. Dr. Yalçın İzbul
http://www.ingilizce-ders.com

|