
A
drunken man was in front of a judge. The
judge says,
"You've
been brought here for drinking."
The
man says merrily, neş'eyle
"Okay,
let's get started."
Tamam, haydi başlayalım!

* * * * *
Eat, drink, and be merry, for tomorrow they may cancel
your VISA.
-- Anonymous
(ve kanaatimce aynı zamanda "unanimous-ly" -- yani yalnızca anonim
değil aynı zamanda "hepbir ağızdan"!!)...
Ye, iç, keyfine bak; çünkü bakarsın yarın kredi kartını iptal
etmişler...
to be merry =
şen, neş'eli, keyifli ve cümbüş halinde olmak... Geçmiş yüzyıllara
göre günlük dilde daha az kullanılan, ama yılın bu zamanında en
yaygın işitilen bir sözcük: bknz. Merry Christmas...
merry-go-round =
atlı karınca...
Give strong drink
unto him that is ready to perish, and wine unto those that be of heavy
hearts. Let him drink, and forget his poverty, and remember his misery
no more. -- Kutsal Atasözleri 31: 6-7
Kahrolmuşlara kuvvetli bir içki ver; yüreği yüklü olanlara şarap...
Bırak içsinler, unutsunlar yoksulluğu, çaresizliklerini artık
hatırlamasınlar... (Serbest çeviri)
to perish =
mahfolmak, mahfı perişan olmak, yok olmak...
that be =
(eski dil) who is/are... poverty /PA-vıti/ =
"poor" fakir, yoksul sözcüğünün ad durumu; DİKKAT: "w" ile yazan, /w/
ile okuyanlara giyotin hak ola...
misery /Mİ-zıri/
veya /MİZ-ri/ =
büyük mutsuzluk, çaresizlik ve ızdırap çekme (fiziki değil)... DİKKAT:
"Cimri, pinti" anlamına gelen aşağıdaki sözcüklerle ilgisi yoktur:
miser /MAY-zı/
ad durumu; miserly /MAY-zıli/
sıfat durumu...
Gentlemen, in the little moment that remains to us
between the crisis and the catastrophe, we may as well drink a glass
of Champagne.
-- Paul Claudel (1868-1955, Fransız şair, oyun yazarı ve
diplomat)
Baylar, kriz ve
büyük felaket arasında bize kalmış bulunan şu kısa ânı bir kupa
şampanya ile dolduralım hiç olmazsa...
Ömrün şu
biten neşvesi tâm olsun erenler,
Son meclisi câm üstüne câm olsun erenler
Beste: Dede Süleyman Erguner
Güfte: Yahya Kemal Beyatlı
Alcohol is the anesthesia by which we endure the operation of life."
-- George Bernard Shaw
Alkol,
sayesinde hayat ameliyatına katlanabildiğimiz anestezi
maddemizdir...

Be wary of
strong drink. It can make you shoot at tax collectors --
and miss. -- Robert A. Heinlein (Amerikalı ünlü kurgubilim yazarı)
Sert
içkilere karşı dikkatli olunuz. Vergi memurlarına ateş açıp --
vuramamanıza neden olabilirler...
a strong drink
= sert (=güçlü) bir içki... to
be wary of =
---e karşı dikkatli olmak ve tetikte bulunmak...
tax collector =
vergi tahsildarı...
No animal ever invented anything as bad as drunkenness - or so good as
drink. -- G. K. Chesterton (ünlü İngiliz düşünür ve yazar)
İnsan dışında
hiçbir yaratık sarhoşluk kadar berbat birşey yaratmamıştır -- nede
içki kadar güzel...
Always remember that I have taken more out of alcohol than alcohol has
taken out of me.
-- Sir Winston Churchill
Unutmayalım ki benim alkolden aldığım kadar alkol benden götüremedi...
The water was not fit to drink. To make it palatable, we had to add
whisky. By diligent effort, I learned to like it.
-- Sir Winston Churchill
Su
içilebilecek gibi değildi (sağlıksızdı); tad vermek için viski eklemek
zorundaydık. Ciddi uğraşlar vererek, sevdik sonunda...
fit
= uygun, layık, elverişli, sağlıklı, formunda...
palatable /PÆL-ıtıbl/ =
lezzetli, kabul edilebilir ölçüde "tadı tuzu" olan; "palate" /PÆ-lıt/
"damak" sözcüğünden geliyor...
diligent /DİL-ıcınt/ =
gayretli ve dikkatli bir şekilde çalışkan...
When I have one martini, I feel bigger, wiser, taller. When I have the
second, I feel superlative. When I have more, there's no holding me.
-- William Faulkner (Amerikalı yazar)
One martini is alright, two is too many, three is not enough.
-- James Thurber (Amerikalı mizah yazarı)
Tek
martini karardır; ikisi fazla gelir; üçledin mi, artık yetmez de
yetmez...
Little fools will drink
too much, and great fools not at all.
-- Anonymous
Küçük
ahmaklar çok fazla içer; büyük ahmaklar hiç içmez...
If penicillin can cure those
that are ill, Spanish sherry can bring the dead back to life.
-- Sir Alexander Fleming (Penisilini insanlığa armağan eden, İskoç
doğumlu büyük tıp adamı)
Penisilin hastaları iyileştirebiliyor; tatlı beyaz İspanyol şarabı ise
ölüleri diriltiyor...
(Burada çeviriyi
saptırdığımı düşünmeyiniz: Motomot çeviri yanıltıcıdır; sözün ruhunu
yakalamak gerek.)
I have enjoyed great health at a great age because everyday since I
can remember I have consumed a bottle of wine except when I have not
felt well. Then I have consumed two bottles.
-- A Bishop of Seville (Sevilla kentinden bir piskopos)
İleri
yaşımda bu derece sağlıklıyım, çünkü kendimi bildim bileli hergün bir
şişe şarap içmişimdir. Tabii, hasta olduğum zamanlar dışında -- böyle
zamanlarda ikişer şişe içtim...
to enjoy = sahip olmak,
nimetlerinden yararlanmak (ayrıca, "hoşlanmak, hoşça vakit geçirmek"
anlamı da var)... to consume
/kın-SYUM/ =
tüketmek... (karşıtanlamlı: to
produce =
üretmek)
Men are like wine: some turn to vinegar, but the best improve with
age. -- Pope John XXIII (Papa 23. John, 1881-1963)
İnsanlar şarap gibidir: Yıllandıkça, aralarından en iyileri
olgunlaşır, diğerleri sirkeye dönüşür...
Find out what whiskey he drinks and send all of my generals a case, if
it will get the same results.
-- Abraham Lincoln (1809-65; Başkan'a birileri ünlü General Grant'ın
içki alışkanlığından şikayette bulunmuştu)
Hangi markayı
tercih ettiğini öğreniniz ve bütün generallerime birer kasa gönderiniz
-- aynı sonuçları verecekse...

Without question, the greatest invention in the history of mankind is
beer. Oh, I grant you that the wheel was also a fine invention, but
the wheel does not go nearly as well with pizza.
-- Dave Barry (ABD'nin Selahattin Duman'ı)
Hiç
kuşkusuz, insanlık tarihinin en büyük icadı biradır. Tamam, tekerlek
de çok iyi bir icattı; ama pizzanın yanına bir tekerlek hiç de aynı
tadı vermiyor...
to go well with =
yanında uyumlu olmak; birlikte güzel tad vermek...
Fish, to taste good, must swim three times: in water, in butter, and
in wine. -- Polonya atasözü
Tad
vermesi için balığın üç kez yüzmesi gerek: suda, tereyağında ve
şarapta...
 |
|
There's nothing wrong with sobriety in moderation.
-- John Ciardi (Amerikalı şair)
Ilımlı derecede
ayık olmanın bir sakıncası yok.... |
|
sober
/SOU-bı/ = ayık... sobreity /sıb-RAİ-ıti/ =
ayık olma durumu... moderation =
ılımlılık, aşırıya kaçmama...
People who don't drink are
afraid of revealing themselves.
-- Humphrey Bogart İçki
içmeyen kişiler kimliklerini açığa vurmaktan çekinen kimselerdir....
to reveal = açığa
vurmak, ifşa etmek...
A drunken man's words are a sober man's thoughts.
-- Italyan atasözü
Sarhoş
adam, ayık adamın düşüncelerini dile getirir....
A bottle of wine contains more philosophy than all the books in the
world. -- Louis Pasteur (evet, ünlü Pasteur)
Dünyanın tüm kitap külliyesinden daha çok felsefe saklar bir
şişe şarap...
to contain = içermek,
"ihtiva" etmek... Burada, çevirmen hakkımı kullandım ve "saklamak"
fiili ile çevirdim.
Bakırköy Akıl
Hastanesi’nin ünlü uzmanı Mazhar Osman
birgün Neyzen
Tevfik'le karşılaşır ve sorar:
- İçmeye devam ediyor musun, Neyzen?
- Niye sordunuz? Tedavi mi edeceksiniz,
yemeğe mi
çağıracaksınız?
In victory, you deserve champagne; in defeat, you need it.
-- Napolyon Bonapart
Zaferde hak ettiğimiz şampanya; yenilgide ise tam bir ihtiyaç maddesi...
(Serbest çeviri)
Were I to prescribe a rule for
drinking, it should be formed upon a saying quoted by Sir William
Temple: The first glass for myself, the second for my friends, the
third for good humour, and the fourth for mine enemies.
-- Joseph Addison (1672–1719, İngiliz şairi, deneme ve oyun yazarı,
The Spectator dergisinin kurucusu)
...
ilk kadeh kendim için; ikinci kadeh dostlarım için; üçüncüsü keyif,
neş'e, eğlence için; dördüncüsü düşmanlarım aleyhime faydalansınlar
diye... (Serbest çeviri)
to prescribe = kural
olarak ortaya koymak, "reçete" olarak vermek...
a saying quoted by ------ =
----- tarafından alıntılanmış (derlenmiş) bir halk sözü...
mine=
my (eski dil)... (DİKKAT:
"Were I + mastar"
yapısı, TİP II if'li tümce
"If I were + mastar"
yapısından devrik dönüşümdür: "İçki içmek için bir kural koyacak
olsam...")
I know I'm drinking myself to a slow death, but then I'm in no hurry.
-- Robert Benchley
Biliyorum, içerek yavaş yavaş kendimi öldürüyorum -- ama zaten acelem
de yok...
If your doctor warns that you have to watch your drinking, find a bar
with a mirror. -- John Mooney
Doktorunuz içkinize dikkat etmenizi öğütlerse eğer, aynalı bir meyhane
bulunuz kendinize... [Kelime oyunu: to watch: 1. dikkatli olmak; 2.
seyreylemek]
 |
|
An intelligent man is sometimes forced to be drunk to spend time with
fools.
-- Ernest Hemingway
Zeki bir adam
sarhoş olmak zorundadır kimi zaman -- zamanını ahmaklarla birlikte
geçirebilmek için... |
|
I drink to make other people interesting.
-- George Jean Nathan
Başka
insanlar gözüme ilginç görünsünler diye içiyorum ben...
Drink to me.
-- Pablo Picasso'nun son sözleri...
Benim için
kadeh kaldırınız...
|
When the waiter asks me
if I want water
with my RAKİ,
I says to him,
I'm thirsty -
not DIRTY!
[beautiful
poem by Yalçın İzbul] |
|
 |
(Günlük
konuşma ve özellikle sohbet / anlatı İngilizcesinde, "I says" olanaklı ve
yaygındır.)

Alcohol
is the mother of all evils...
İçki
bütün kötülüklerin anasıdır...
And,
Exploitation of the masses is the father...
Kitlesel Sömürü
de
babasıdır...
And,
Multi-national Capital is the grandfather...
Uluslararası Sermaye
de ağababasıdır...
And, Underdevelopment is
the uncle...
Kalkınmamışlık
da
amcasıdır...
And, Injustice
is the brother-in-law...
Kitlesel sömürü
de
kayın biraderidir...
And, Corruption is the
cousin...
Yolsuzluk
da
yeğen beydir...
And, Theft and
Prodigality are the offspring...
Hırsızlık ve hazır yiyicilik
da mahdumu ve kerimesidir...
[Oğlu ve kızıdır]
