SÜPER BİR İNGİLİZCE EĞİTİM SETİ İÇİN TIKLAYINIZ

 

Ünlü Sözler  /  Güzel Sözler  /  Famous Quotations

         

 

SÜPER BİR İNGİLİZCE EĞİTİM SETİ İÇİN TIKLAYINIZ

 
 

SÜPER BİR İNGİLİZCE EĞİTİM SETİ İÇİN TIKLAYINIZ

 

Tıklayınız: Ayrı Pencere Açılacaktır

 

 

JOHN ROBERT WOODEN

Gerçek Bir Spor Adamı Anısına

ÜNLÜ SÖZLER / ÖZDEYİŞLER

FAMOUS QUOTATIONS

 BÖLÜM - 13

Geçtiğimiz yaz kaybettiğimiz John Robert Wooden (14 Ekim, 1910 – 4 Haziran, 2010) Amerikan basketbolunun en ünlü oyuncu ve antrenörlerindendi. “Westwood Büyücüsü” sanıyla ünlenen bu ulu çınarın yüz yıla yaklaşan ömrü başarılar geçidi gibidir. UCLA’nın efsanevi koçu olarak, takımını 12 yıllık bir dönem içinde, yedi yılı üstüste olmak üzere, tam 10 kez NCAA ulusal şampiyonluğuna taşımış, tam 6 kez “ulusal koç” seçilmek onurunu yaşamıştır. Oyuncularına yönelttiği kısa, kolay anlaşılır, özlü sözleriyle ünlüdür. Bu esin dolu sözler, yalnız basketbolcular için değil, hepimiz için bütün bir yaşam boyu başarı rehberi olacak değerdedir.

Fakat, izninizle, bir basketbol fıkrası ile başlamak istiyorum:

A Basketball Joke -- Bir Basketbol Fıkrası

I was late and I could only get this crappy seat right at the back. Looking around, I spotted an empty seat right in the middle of the front row. "What a luck," I thought to myself and I made my way down to the empty seat.

When I arrived at the seat, I asked the man sitting next to it, "Is this seat taken?" He shook his head, "This was my wife's seat. She passed away yesterday. She was a big fan."

"Oh, I'm so sorry to hear of your loss," I said, but my curiosity was aroused: "Why didn't you give the ticket to a friend or a relative?"

The man replied, "They're all at the funeral."


Açıklamalar: crappy: (burada) beş para etmez, çok kötü bir yerde... right in the middle of the front row: ilk sıranın tam göbeğinde... spotted: gördüm... "What a luck!": Ne şans! (Tonlamaya göre sevinç veya kinaye belirtebilir.)... shook his head: başını hayır anlamında salladı. (tersi: to nod, nodded: evet anlamında)... passed away yesterday: dün öldü, "ebediyete intikal etti"... a big fan (of): ateşli taraftarı, hayranı, "hastası"... my curiosity was aroused: merakım kabarmıştı... "They're all at the funeral.": "Hepsi cenazedeler."

 

 

Ability may get you to the top, but it takes character to keep you there.

Yetenek sizi zirveye taşıyabilir, fakat zirvede kalmanızı sağlayacak olan şey karakterinizdir.

Be more concerned with your character than your reputation, because your character is what you really are, while your reputation is merely what others think you are.

Şöhretinizden çok karakterinizle ilgilenmelisiniz; çünkü karakteriniz sizin gerçek kimliğinizdir, şöhretiniz ise yalnızca başkalarının size ilişkin kanısı.

concern = Türkçe’ye “ilgi” ve/ya “endişe” kavramıyla çeviri verir. Sözcük aslında şu veya bu oranda her iki kavramı da içeriyor... merely = yalnızca, ---den başka birşey değil... “She is a mere child.” = O daha bir çocuk!

Don't mistake activity with achievement.

Faal olmakla başarılı olmak aynı şey değildir. [= “Oraya buraya koşturuyorum demekle başarılı olmayı birbirine karıştırmayınız.”]

“to mistake smb/sth for smb/sth = bir kimseyi/şeyi başka bir kimse/şey sanmak... to mistake Ahmet for Mehmet = Ahmet’i Mehmet sanmak... “Sorry. I mistook you for a friend of mine. = Üzgünüm, sizi bir arkadaşım sandım... Oysa, “I thought you were a friend of mine.” (Seni dostum sanmıştım; dost bilmiştim.)

The people who turn out best are those people who make the best out of the way things turn out.

En başarılı olan insanlar, olayların akışından en iyi şekilde yararlananlardır. [“turn out to be”: zor kalıplardandır: “sonunda öyle oluşmak, sonunda öyle “tecelli” etmek...” “Pek öyle beklemiyorduk, ama ...” nüansı da taşıyabilir.]

You can’t live a perfect day until you do something for someone who will never be able to repay you.

Size hiçbir zaman karşılığını veremeyecek durumda olan bir kimse için birşey yapacağınız güne değin kusursuz bir gün yaşamış sayılmazsınız.

Never make excuses. Your friends don't need them and your foes won't believe them. (A Lifetime of Observations and Reflections On and Off the Court)

Mazeret belirtmek boşunadır: Dostlarınız gerek duymayacak, düşmanlarınız ise inanmayacaklardır. (Saha İçi ve Dışından Yaşamboyu Gözlem ve Düşünceler)

[foe /FOU/ = enemy, düşman.]

It is amazing how much can be accomplished if no one cares who gets the credit.

Eğer kişiler getirisini kendi hanelerine kaydetmek çabasında olmazsa, o kadar çok şaşılacak şeyler başarılabilir ki.

accomplish = başarmak, dört dörtlük becermek... get the credit (of/for) = onuru ve/ya şöhret getirisi kendisine kaydedilmek.

If you don't have time to do it right, when will you have the time to do it over?

Şimdi gereğince yapmaya zamanım yok diyorsanız, ilerde silbaştan yapmaya zamanınız olacak mı sanıyorsunuz?

The true test of a man’s character is what he does when no one is watching.

Karakterimizin gerçek sınavı, başkaları izlemezken yaptıklarımızdır. [Motamot: Bir kimsenin karakterinin gerçek sınavı, başkjaları izlemezken yaptıklarıdır.]

Talent is God-given. Be humble. Fame is man-given. Be grateful. Conceit is self-given. Be careful.

Yetenek Tanrı vergisidir: tevazu gösteriniz. Şöhreti insanlar bahşeder: müteşekkir olunuz. Kibir kendinizden kaynaklanır: dikkatli olunuz.

“God-given”, vb: sözcüklerin arasına tire koyarak sıfat niteliği kazandırırız. Sıfat niteliğinde oldukları için çoğul almazlar: “My ninety-year-old grandma” = doksan yaşındaki büyükannem... “a fifty-year-old man” = elli yaşında bir adam... “a much-repeated quote” = çok tekrarlanan bir özdeyiş.

Players with fight never lose a game, they just run out of time.

İçlerinde mücadele aşkı olan oyuncular asla maç kaybetmez; yalnızca, kazanmaya oyunun süresi yetmez.

Listen if you want to be heard

Kulak ver, sana da kulak verilmesini istiyorsan.

Discipline yourself and others won't need to. (A Lifetime of Observations and Reflections On and Off the Court)

Sen kendini disipline et, ki bunu başkaları yapmak zorunda kalmasın. (Saha İçi ve Dışından Yaşamboyu Gözlemler ve Düşünceler)

The best thing a father can do for his children is to love their mother. (A Lifetime of Observations and Reflections On and Off the Court)

Bir babanın çocuklarına en büyük armağanı, annelerine vereceği sevgidir. (Saha İçi ve Dışından Yaşamboyu Gözlemler ve Düşünceler)

Failing to prepare is preparing to fail.

Hazırlanmamak demek başarısızlığa hazırlanmak demektir. (= Hazırlanmamış olmakla başarısızlığa hazırlanmış olmak tek ve aynı şeydir.

“fail + mastar” yapısı İngilizce’de olumsuz cümle kurma yollarından birisidir. “fail to do sth”” yapısını “yapmamak ve/ya yapamamak” şeklinde çevirebilirsiniz. Çok önemli bir yapıdır. Çünkü “double negative” anlatım olanağı sağlar. Çevirisi çoğu zaman şu şekildedir: “Despite his anger, he didn’t fail to greet them.” = “Öfkesine rağmen, yine de selam verdi; selam vermemezlik etmedi.”

It's the little details that are vital. Little things make big things happen.

Küçücük ayrıntılardır yaşamsal önemi taşıyan. Küçücük ayrıntılardır büyük başarılara olanak sağlayan.

Do not let what you cannot do interfere with what you can do.

Yapamayacaklarınızın yapabileceklerinizi etkilemesine izin vermeyiniz.

Happiness begins where selfishness ends. (A Lifetime of Observations and Reflections On and Off the Court)

Mutluluk, bencilliğin bittiği noktada başlar. (Saha İçi ve Dışından Yaşamboyu Gözlemler ve Düşünceler)

Don't let making a living prevent you from making a life. (A Lifetime of Observations and Reflections On and Off the Court)

Yaşamınızı kazanma uğraşınızın yaşamınızı yaşam olmaktan çıkarmasına izin vermeyiniz. (Saha İçi ve Dışından Yaşamboyu Gözlemler ve Düşünceler)

Be quick, but don't hurry.

Çabuk olunuz, fakat acele etmeyiniz.

Tell the truth. That way you don't have to remember a story. (A Lifetime of Observations and Reflections On and Off the Court)

Gerçekleri söyleyiniz. Böylece masal ezberlemekten (= ezberlemek yükünden) kurtulmuş olursunuz. (Saha İçi ve Dışından Yaşamboyu Gözlemler ve Düşünceler)

  Remember this your lifetime through:
Tomorrow there will be more to do.
And failure waits for all who stay
With some success made yesterday.
Tomorrow you must try once more,
And even harder than before.
  Şunu unutmayınız bir yaşam boyu:
Yarın daha çok olacak işimiz;
Başarısızlıktır bekleyen herkesi,
Dünden kalma başarıyla yetineni.
Yarın yeniden denemelisiniz
Aşacak bir çabayla eskisini.
 

A coach is someone who can give correction without causing resentment.

İyi bir antrenör, kırmadan dökmeden düzeltebilendir.

Being average means you are as close to the bottom as you are to the top. (A Lifetime of Observations and Reflections On and Off the Court)

Ortalama olmak demek, zirveye ne derece yakınsanız dibe de o derece yakınsınız demektir. (Saha İçi ve Dışından Yaşamboyu Gözlemler ve Düşünceler)

It's what you learn after you know it all that counts.

Asıl bilgi, herşeyi biliyorum dediğiniz noktadan sonra kazanacağınız bilgilerdir.

to count = önemi ve saygınlığı olmak... Bir zamanlar Camel sigara paketleri üzerinde yazan o müthiş sloganı hatırlayınız: “It is the tobacco that counts.” “Bu sayı sayan bir tütündür,” demiyordu herhalde: Ne diyordu? “Aslolan tütündür.”

Make every day your masterpiece.

Her yeni gün, en büyük yeni eseriniz olsun.

Don't let yesterday take up too much of today. (A Lifetime of Observations and Reflections On and Off the Court)

Dünün bugüne fazlaca taşmasına izin vermeyiniz. (Saha İçi ve Dışından Yaşamboyu Gözlemler ve Düşünceler)

Five years from now, you’re the same person except for the people you’ve met and the books you’ve read.

Beş yıl sonra yine aynı kişi olacaksınız, fakat o zamana değin tanışacağınız insanlar ve okuyacağınız kitaplar farkıyla.

You can't let praise or criticism get to you. It's a weakness to get caught up in either one.

Ne övgü ne eleştirinin sizi alt etmesine izin vermeyiniz. Her ikiside de kapılmak zayıflıktır.

“get to” genelde “ulaşmak, erişmek” gibi düşünülür. Ama doğal olarak Wooden burada “eleştiriye izin vermeyiniz” demek istemiyor. “Ulaşıp etkilemek” şeklinde yorumlayınız.

Seek opportunities to show you care. The smallest gestures often make the biggest difference.

Kişilere önem verdiğinizi gösterecek fırsatlar yaratınız. En küçük bir jest bile çok büyük farklılıklar yaratabilir.

seek (sought – sought) = aramak, peşinde olmak, çok istemek.

The worst thing about new books is that they keep us from reading the old ones.

Yeni kitapların en kötü yönü, eski kitapları okumamıza zaman bırakmamaları.

keep smb from doing sth = bir kimseyi birşeyi yapmaktan alıkoymak, engel olmak.

Don't measure yourself by what you have accomplished, but by what you should have accomplished with your ability.

Kendinizi başarılarınızla ölçmeyiniz. Yeteneğinize karşın başaramamış olduklarınızla ölçünüz.

If we magnified blessings as much as we magnify disappointments, we would all be much happier. (A Lifetime of Observations and Reflections On and Off the Court)

Hayal kırıklıklarımıza tuttuğumuz büyüteci, yaşamın bize verdikleri için de kullansak çok daha mutlu olurduk. (Saha İçi ve Dışından Yaşamboyu Gözlemler ve Düşünceler

Never try to be better than someone else. Learn from others, and try to be the best you can be. Success is the by-product of that preparation.

Uğraşınız bir başka kimseyi aşmak yönünde olmasın. Başkalarından öğreniniz, ama kendi olabileceğinizin en iyisi olmak için uğraş veriniz. Başarı işte kendini bu şekilde hazırlamanın beraberinde getireceği bir üründür.

by-product = yan ürün.

  Be true to yourself.
Make each day your masterpiece.
Help others.
Drink deeply from good books.
Make friendship a fine art.
Build a shelter against a rainy day.
Pray for guidance and give thanks for your blessings every day.
  Kendine ihanet etme.
Her günün yeni başyapıtın olsun.
Başkalarına yardım et.
İyi kitaplardan derin derin iç.
Dostluklar kurmayı bir güzel sanat bil.
Kötü günlere karşı bir sığınak kur.
Hergün yolunu görmen için dua et ve sahip olduğun nimetler için şükret.
 

Although there is no progress without change, not all change is progress. (A Lifetime of Observations and Reflections On and Off the Court)

Değişim olmadan ilerleme olmaz, ama her değişim ilerleme değildir. (Saha İçi ve Dışından Yaşamboyu Gözlemler ve Düşünceler)

Consider the rights of others before your own feelings, and the feelings of others before your own rights.

Başkalarının haklarını kendi duygularından üstün tut; başkalarının duygularını kendi haklarından üstün tut.

If I were ever prosecuted for my religion, I truly hope there would be enough evidence to convict me. (A Lifetime of Observations and Reflections On and Off the Court)

Dinimden dolayı mahkemeye çağırılsam, beni mahkum ettirecek kanıtların yeterli olması gerçek dileğim olur. (Saha İçi ve Dışından Yaşamboyu Gözlemler ve Düşünceler)

Burada neden “hope” sözcüğünü “dilemek” kavramı ile çevirdim? Çünkü “Umarım ki,” kavramıyla davanın haklılığından şüphe veya bir meydan okuma sözkonusu değil. Burada, “Eğer dinimin gereklerini yapmamışsam, kendimi hükmü hak etmiş görürüm,” kabulü dile getiriliyor.

Failing to plan is planning to fail.

Planlamamış olmakla başarısızlığı planlamak tek ve aynı şeydir.

How many of us have conflicts with someone else -- and how many of us pray for that person? We have individuals with whom we are competitive, or whom we dislike or have a quarrel with; but very few of us have true enemies in the martial sense. And yet if Lincoln could pray fervently -- and contemporary reports indicate he did -- for the people who were opposing him, how much more can we do for someone we just find a little irritating? (A Game Plan for Life: The Power of Mentoring)

Kaç kişi var aramızda, bir kimseyle çatışma içinde olsun, ama o kimse için dua etsin? Yarıştığımız kişiler vardır, hoşlanmadığımız kişiler vardır, aramızdaki tartışma sürüp giden kişiler vardır. Ama pek az kişinin savaş anlamında gerçek düşmanları vardır. Lincoln -- tanıkların bize anlattığı göre -- kendisine karşı olanlar kimseler için de coşkuyla dua edermiş. O bunu yapabilmiş olduğına göre, düşününüz, bizler yalnızca biraz canımızı sıkan insanlar için ne çok fazlasını yapabiliriz. (Yaşam için Oyun Planı: Yol Gösterici Olmanın Gücü)

  LAST BUT NOT LEAST 

 The key ingredient to stardom is the team.

 Yıldızlaşmanın yolu, takım olmasını

 bilmekten geçer.

 

Lütfen Sorularınızı Esirgemeyiniz:

Doç. Dr. Yalçın İzbul

http://www.ingilizce-ders.com

BAŞA DÖNÜŞ
 

SÜPER BİR İNGİLİZCE EĞİTİM SETİ İÇİN TIKLAYINIZ

 

Tıklayınız: Ayrı Pencere Açılacaktır

 

SÜPER BİR İNGİLİZCE EĞİTİM SETİ İÇİN TIKLAYINIZ

 

Ünlü Sözler / Güzel Sözler / Famous Quotations

         

 

SÜPER BİR İNGİLİZCE EĞİTİM SETİ İÇİN TIKLAYINIZ

 
 

bilmeceler

Ücretsiz İnternet Yayınlarımız

bilmeceler

 Practical English For Turks

pratik ingilizce

Ücretsiz Süper Web-Site

 İZBUL  TWITTER'da

   @guncelingilizce  

   @yalcinizbul_ENG  

 MİZAH-HİCİV:   Bir Kadınyiyenin Öğleden Sonrası

Çok Ayıp Şeyler !!!

 ANTROPOLOJİ & DİLBİLİM

 İnsanın Evrimi - Kültür - Dil

 BİLİMSEL MAKALELER

 ANTROPOLOJİ & DİLBİLİM

 Bilimsel Çeviriler

 ENTELLEKTÜEL GÜC İÇİN

 .NAH İNSANA ve ANASNİ HAN.

Öfke ve İsyan Sözleri [İnternet Versiyonu. 2007]

 TIKLAYINIZ !!  

FAMOUS QUOTATIONS

İNANILMAZ KAYNAK

 TIKLAYINIZ !!  

MİTOLOJİ-ETİMOLOJİ

 İngilizce'de Mitoloji Deyimleri

 ENTELLEKTÜEL GÜC İÇİN

POPÜLER-BİLİMSEL "UZAY & UZAYLILAR" SİTEMİZ

uzay

EVREN - UZAY - KURGUBİLİM

uzay

Türkçe Açıklamalı İngilizce Fıkralar

DÜNYANIN EN ÇOK OKUNAN FIKRALARI

TIKLAYINIZ

     KİŞİSEL SAYFALAR    

 
 

SÜPER BİR İNGİLİZCE EĞİTİM SETİ İÇİN TIKLAYINIZ

 

Ünlü Sözler / Güzel Sözler / Famous Quotations

         

 

SÜPER BİR İNGİLİZCE EĞİTİM SETİ İÇİN TIKLAYINIZ