bilim kurgu öyküsü

MİLYONUNCU GÜN

FREDERICK POHL

bilim kurgu öyküsü

Çev. Doç Dr Yalçın İZBUL

http://www.ingilizce-ders.com

Tıklayınız Ayrı Pencere Açılacaktır

bilim kurgu öyküsü

 

Sizlere şimdi anlatacağım öyküde bir varmış bir yokmuş, günümüzden bin yıl kadar sonra bir delikanlı, bir gencecik kız, bir de sevda öyküsü varmış.

Ama doğaldır ki, bunlar her öykünün sıradan öğeleri... Bu noktaya değin sizlere pek dişe dokunur bir şeyler söylemiş olmuyorum.

Aslında, aktardığım kadarıyla da gerçekleri tam olarak yansıtmış değilim ya!... Bir kere, sözünü ettiğim delikanlı, bildiğiniz günümüz dünyasındaki deneyimlerinize dayanarak yordayacağınız yaşta değildi. Öykümüzün kahramanı, olayların başlangıcında yüz seksen yedinci yaşını sürüyordu...

Aslına bakarsanız, gencecik kızımız da zaten kız değildi...

Ama bir dakika lütfen! Durmaksızın yanlış değerlendirmelere saplandığınızı görür gibi oluyorum. Durum hiç de sandığınız gibi değildi. Üstelik aralarındaki büyük aşk, sizin anladığınız anlamda, cinselliğin bir süre bilinçaltına itilmesi, ertelenerek dalgalanmağa bırakılması niteliğini de taşımıyordu.

Bu gerçekleri şimdiden kafanıza yerleştirmeğe baksanız iyi olacak. Yoksa, korkarım, öyküden pek birşey anlamayacaksınız. Düşünsel bir köprüyü hemen kurmanızı, sizlere duyduğum dostluk adına öneriyorum.

O zaman öykümüzün sevgi, gözyaşı ve gülücüklerle dopdolu olduğunu göreceksiniz...

Sizler için, önemli mi? Değil mi? Doğrusu şu anda kestiremiyorum. Ama geliniz öykümüzü sürdürelim. Genç kızın kız olmayışı, kız değil -- oğlan olması gerçeğinden kaynaklanıyordu!...

Ah, işte şimdi yine elinizdeki sayfaların nasıl birdenbire sizler için tiksindirici bir görünüm kazanmağa başladığmı görür gibiyim. Diyorsunuz ki, Sayın Yazar, sizden durup dururken eşcinseller üzerine bir öykü isteyen mi oldu?

Lütfen sabırlı olunuz, saygıdeğer okuyucularım... Burada cinsel sapıklık hanesine kaydedebileceğiniz hiçbir şey yok. İnanınız ki, söz konusu genç kızı görecek olsaydınız, aslında oğlan olabileceği aklınızın ucundan bile geçmezdi.

Her şeyiyle Tanrıça Kalipso'dan geri kalmayan bir dişi... Bu gerçeğe, genç kızımızı gördüğünüz anda yemin ederdiniz.

Belki, hangi ırktan olduğu konusunda biraz kuşkuya düşerdiniz, o kadar. Çünkü, öykümüzdeki genç kızın uzun biçimli kuyruğu ile kulaklarının hemen ardında yer alan gösterişli solungaçlarından şu ana değin söz etmeği sanırım unuttum...

İşte içinizi yine bir ürküntünün sardığım görüyorum. Belki de, yavaş olun, Sayın Yazar, hayalinizi biraz fazla başıboş bırakıverdiniz, diyorsunuz.

Sevgili okurum, lütfen artık asıl siz saçmalamayı bırakın ve anlattığım herşeyin su katılmamış gerçekler olduğunu kafanıza iyice yerleştirin. Eğer cinselliği yerinde bir okur iseniz, şunu biliniz ki bu kızla bir odada iki saatçiğine başbaşa kalabilmek için yeri göğü birbirine katmayı göze alabilirdiniz. Dora, işte öylesine doyulmaz bir dişiydi...

Asıl adı Omikron-DAY-Üssü-Onyedinci-Grup-Totter-UUT-ES-DORADUS-5314 idi. Bu son bölüm, kızımızın yeşil grubundan renk tercihini belirliyor.

Söylediğim gibi, Dora doyulmaz bir dişi, Dora tatlı ve sevimli bir genç kızdı.

Belki sizler henüz bu gerçeğe inanmış değilsiniz. Öyleyse bir ekleme yapayım: Bakınız, bizim bugünkü ölçülerimizle anlatmak gerekirse, Dora meslekten balerindi. Yani yaşam tarzı olarak bir dans yıldızı olmayı benimsemişti. Seçtiği yol çok yüksek düzeyde bedensel ve zihinsel uzmanlıklar içeriyordu. Doğuştan bir yeteneğin üzerine sonsuz temrinler, bitmez tükenmez günlük çalışmalar...

Gösteriler sıfır yerçekiminde veriliyor, vücut cimnastiği ile bildiğimiz klasik bale arası bir görünüm taşıyordu. Böyle bir tabloyu, belki de Danilova'nın, kuğunun ölümü sahnesine benzetmemiz çok yanlış olmaz.

Aslına bakarsanız, erkek seyircilerin arzularını görülür biçimde kamçılayan bir gösteriydi. Doğaldır ki, bayağılıktan değil, simgeselliğin yüceliklerinden söz ediyorum... Bilirsiniz, "uyarıcı" saydığımız pekçok şey, aslında simgesel olmaktan öte gitmez.

Ne dediniz? Evet, doğru. Teşhircinin bilerek açık bırakılmış pantolon fermuarı bu değerlendirmemizin dışında...

Ama öykümüzün geçtiği, Hz. İsa'dan sonraki milyonuncu gün, Dora yine bir gösteri vermiş, seyircileri soluksuz bırakmıştı. Dora'yı o gün görmüş olsaydınız, eminim sizler de soluk soluğa kalırdınız.

Gelelim Dora'nın cinsiyeti konusuna... İzleyiciler açısından, Dora'nın genetik gerçekleri hiçbir anlam taşımıyordu. Sizler de izleyiciler arasında olsaydınız, sizler için de taşımazdı. Çünkü söz konusu gerçeğin farkına bile varmazdınız.

Durumu farkedebilmeniz için, Dora'dan biyopsi yoluyla alacağınız birkaç doku parçasını elektron mikroskobu altına yerleştirmeniz ve hücrelerindeki XY kromozomunu bulgulamanız gerekirdi.

Hem zaten izleyiciler gerçeği bilseler de, aldırış etmezlerdi. Böyle şeylere alışkındılar. O günlerde, bizim bugün akıl erdiremeyeceğimiz karmaşık birtakım teknikler kullanılarak, insanın yetenek ve eğilimleri daha ana karnında günışığına çıkarılıyor, bunların desteklenip geliştirilmesi için önlem alınabiliyordu.

Ana karnında deyimini de aslında sözgelişi kullandım. Yumurtaların döllenmesi bebek istasyonlarının ilk katında gerçekleştiriliyor, ikinci katta yumurta bölünmeğe başlar başlamaz, bebeğin ilerdeki kişiliği lehine yönlendirmeler başlatılıyordu.

Bilirsiniz, buna benzer şeylere bizim zamanımızda da rastlanır. Örneğin, müzik yeteneği ister olsun ister olmasın, seçkinlerin çocuklarına Paris yada Viyana'da özel burs sağlamağa çalışmaz mıyız?

Eh, işte Dora'nın yaşadığı çağda da dişice davranışlar yönünde yetenekli gördükleri bebeklere, dişileştirme yönünde yardımcı oluyorlardı... Çoğalma ve nüfus denetimi işlevleri uzun dönemler önce cinsellik konusundan soyutlanmış olduğu için, böyle bir yönlendirme sorun yaratmıyor, hatta herhangi bir yoruma bile yol açmıyordu.

Hemen hemen hiç... Belki de aramızdan bazılarının diş ağrısı için dişçiye gitmekle, alınyazısına karşı geldiklerini düşündükleri kadar bile değil...

Başka örnekler de verebilirim. Görme kusurlarının lens kullanılarak düzeltilmesini, ağır işiten birisinin kulağına işitme cihazı takmasını tuhaf buluyor musunuz?

Eee, öyleyse, Dora'nın dünyasını halâ inanılmaz mı buluyorsunuz?

Dilerseniz konuyu şöyle bağlayayım: Kendi erkekliğinden hiç kuşkuya düşmeyen siz okuyucularım, yarın sokağa çıktığınızda köşede rastlayacağınız iri göğüslü dilbere daha bir dikkatli bakınız. İşte o kadın da genetik açıdan bir hemcinsinizin ta kendisi olabilir. İşte böyle...

İçinde yaşadığımız şu ilkel çağda bile, görünüşte dişi, ama genetik yapısıyla erkek olan hemcinslerimizin varlığı bilinmiyor değil...

Örneğin kimi zaman bebek daha doğmadan oluşan çevre koşulları kalıtım progamından baskın çıkıyor. Ama bizim zamanımızda böyle şeyler rastlantılara kalmıştır. Çoğu zaman iş işten geçtikten sonra, bir dizi karmaşık işlem sonucu durum anlaşılır.

Milyonuncu günde ise toplum çok daha anlamlı bir yaşam tarzını benimsemişti. İşleri rastlantılara bırakmıyor, isteğe bağımlı kılarak, doğaya yardımcı oluyorlardı.

Sanırım Dora'ya ilişkin bu ön bilgiler şimdilik yeterli olacaktır. Tutup bir de sizlere Dora'nın iki metre on santim boyunda olduğunu, en çok sevdiği vücut kreminin havuç yağından yapıldığını anlatmağa başlarsam, kafanız iyice karışabilir. Onun için, dilerseniz artık öykümüze geçelim...

 

UZAY KURGU 00ss     UZAY KURGU ANASAYFA     UZAY KURGU 02ss

 

 
 

Popüler Bilimsel Makale -- Uzay Görüntüleri -- Uzaylı Resim ve Grafikleri !! -- Karikatür -- Midi -- Roswell -- Alan 51 & 52 -- Dost Siteler -- Bilimsel Uzay Siteleri -- Ücretsiz İnternet Yayınlarımız -- Pratik İngilizce Ücretsiz Dergi

 

 

Aşağıdaki Linkleri Tıklayınız. Ayrı Pencere Açılacaktır.

 Türkler İçin Özel Hazırlanmış En Geniş Kapsamlı, En Zengin İçerikli İngilizce Öğretim İnternet Sitesi İçin TIKLAYINIZ....

pratik ingilizce için tıklayınız

 

evren ve evrim

 Benzersiz İngilizce Eğitim Seti

uzay ve uzaylılar