bilim kurgu öyküsü

MİLYONUNCU GÜN (3)

FREDERICK POHL

bilim kurgu öyküsü

Çev. Doç Dr Yalçın İZBUL

http://www.ingilizce-ders.com

Tıklayınız Ayrı Pencere Açılacaktır

bilim kurgu öyküsü

Eğer sizler de benim gibi, öyküyü öykü yapan asıl öğenin, olaylar değil karakterler olduğuna inanıyorsanız, kendilerini yakından tanıdıktan sonra sanırım artık bu iki gencin sevda öyküsünü de dinlemeğe hazırsınız.

Öyleyse sürdürelim: Daha önce anlattığım ilk aşk kıvılcımından sonra, aralarındaki duygusal bağ giderek güçlendi. Bu verimli sevda birbirleriyle sözleşmiş oldukları üzere, önlerindeki ilk Çarşamba günü mutlu meyvesini verdi.

O gün, Evlendirme Kayıt Müdürlüğü'nde buluştular. Tanıkların önünde kimlikleri elektromanyetik bantlara geçirilirken, onlar da yakın dostlarının açık saçık imalarını yüzlerinde tatlı bir pembelikle göğüslemek zorunda kaldılar.

Törenden sonra, bantlara geçirilmiş olan matematiksel analoglarını çifte kumrular örneği aralarında değiş-tokuş ettiler. Sonra herbirisi kendi dünyasının yolunu tuttu.

Dora denizaltındaki sevimli evine, Adon sürekli yuvası uzay gemisine gitti. Doğaldır ki, birbirlerini bir daha hiç görmediler...

Değerli okuyucularım, Adon ve Dora için işte herşey böylesine pastoral bir mutluluk içinde gerçekleşti. Bundan böyle sonsuza değin birbirlerini severek yaşadılar. Daha doğrusu, herbirisi artık yaşamaktan vazgeçip, yaşamını noktalamağa karar verinceye değin...

Ah, anlıyorum, öykümüzü okurken mikrodalga fırınınızda keyfinize göre hazırladığınız bifteğinizi az önce mideye indirdiniz. Rahat koltuğunuzda oturmuş, bir elinizle kitabınızı tutuyor, bir elinizle de ayağınızın nasırını kaşıyorsunuz...

Belki de müzik setinize romans dolu bir sonata koymuştunuz ve anlattıklarımın tek sözcüğüne bile inanmıyorsunuz, değil mi?

Doğaldır ki inanmıyorsunuz... Saçmasapan, sözde bir sevda öyküsü, diyorsunuz. Kalkıp kendinize dolaptan birkaç buz parçası alıyor, içkinizi tazeliyorsunuz...

Oysa sizin ilkel dünyanızdan bin yıl sonrasının gerçeği, Dora...

Evlenir evlenmez, denizaltındaki evine bir an önce ulaşabilmek için acele ediyor. Dünyasını seviyor, Dora... Suların bunca kulaç derinliğinde özgür yaşayabilmek için değiştirmişti ilkel biyolojik yapısını...

Tutup şimdi size, evindeki simge-işlem cihazına kocası Adon'un elektromanyetik kayıtlarını yerleştirerek ne denli tatlı saatler yaşadığını, ne derin doyumlara ulaştığını anlatmağa çalışsam, biliyorum, buna da sevişmek mi denir diyecek, somurtacaksınız.

İnanın, değerli okuyucularım, Dora'nın yaşadığı zevkler, sizin James Bond serüvenlerini hayalinizden geçirerek aldığınız cılız zevklerden çok daha yoğun.

İstediğiniz kadar somurtun. Dilediğiniz kadar homurdanın. Dora'nın umurunda bile değilsiniz.

İnsaf ediniz, Dora'nın çaba gösterip, otuzuncu göbekten atası olan sizlerin ilkel ve bayağı beğenilerinizi paylaşması olası mıdır?

Kusura bakmayın, ama gerçekten çok ilkel, epeyce de kabasabasınız: Dora'nın yanında, geçmişin mağara adamlarından hiç farkınız yok.

Gencecik torununuz Dora'ya, atalarınız Neandertal insanlarına olduğunuzdan daha uzaksınız! Dora'nın yaşamını paylaşmağa kalkışsanız, öylesine sudan çıkmış balığa dönerdiniz...

Değişmeye inanmıyorsunuz, değil mi? Sevgili okuyucum, ister inanın, ister inanmayın! Değişme, kuşaklar boyu bombalar gibi patlar. Şu anda bile, şöminenin yanıbaşında koltuğunuza gömülmüş, bifteğinizi kemirir, içkinizi yudumlarken, hangi bombanın fitillerinin ateşlenmiş olduğunun farkında bile değilsiniz...

Oysa, hazır oturmuşken, bir hesaba vurun bakalım: Nedir günün tarihi? İsa'dan sonra altı yüz yada yedi yüz bininci gün mü? Dora milyonuncu günde yaşıyor... Günümüzden bin yıl sonra!... Gövdesinde bir dirhem yağlanma yok. Dışkısı gece uyurken kan dolaşımından doğrudan süzülüp alınıyor. Sabahleyin ilk iş tuvalete koşturmak zorunda değil, Dora...

Tut ki canı istesin, yarım saat içinde günümüz Patagonyası'nın ulusça bir yılda üretemeyeceği enerjiyi keyfine tüketir, akşam yemeğini bir tatil uydusunda yada ayın karanlık yüzündeki bir krater restoranında atıştırmağa karar verebilir...

Adon'u ise gerçekten çok seviyor. Adon'un yüz çizgileri, davranışları, tepkileri, vücudunun duruşu, elinin dokunuşu, öpüşündeki ihtiras, sevişmesindeki heyecan, herşey, ama herşey, bütünüyle delikanlının simgesel matematiksel kimlik bantlarında kayıtlı. Dora, Adon'u ne zaman özlese, makineyi çalıştırıyor. Adon'a herşeyiyle sahip oluyor. Kendisini de herşeyiyle Adon'a veriyor...

Adon'a gelince, doğaldır ki o da Dora'nın aşkını aynı görkemli çizgide yaşıyor. Uzay gemisi kimi zaman dünyanın birkaç bin mil yakınlarında süzülüyor olacaktır. Bir başka zaman, güneş sisteminden elli ışık yılı uzaklıkta Arkturus sisteminde yörüngeye girmiş olacaktır.

Dora'yı istediği her an yapacağı tek şey simge-işlem cihazına Dora'nın elektro-manyetik bandını yerleştirmek...

Böylece Dora ile gönlünce doya doya sevişiyor, dilediğinde bütün gece onunla birlikte olabiliyor.

Cismen değil, doğal olarak... Zaten Adon'un başlangıçtaki cisminden şimdi geriye pek az şey kalmış durumda. Aşkını biyolojik organlarıyla yaşamağa kalkışsaydı, pek bir yerlere varamazdı.

Zevkleri için artık eski gövdesine gereksinim duymuyor, Adon. Örnekse, cinsel organları da artık hiçbir şey duyacak durumda değil. Ne de elleri. Ne de dudakları...

Aslında bütün bu organlarımız birer alıcı uç olmaktan da öte bir anlam taşımıyor.

Asıl zevki yada acıları tadan, yaşayan yalnızca beynimizdir. Uyarıların zevk yada acı niteliğiyle sınıflanması bile beyinlerin bir işlevi...

Cinsel doyumlar için de öyle...

Adon'un simge-işlem cihazı, Dora ile kucaklaşmanın, onunla sarılıp öpüşmenin, birlikte geçirebilecekleri çılgın, ihtiras dolu, unutulmaz gecelerin görkemli bir analoğunu veriyor. Kısacası, ona Dora'nın tıpkıbasımını getiriyor.

Ayrıca, öteki eşlerinin de... Diana'nın, Margo'nun, Rosanna'nın...

Daha kimbilir ne aşklar yaşayacak, kimlerin analoglarına sahip olacak, Adon. Yaşadığı sürece, yaşamayı seçtikçe...

Cehennemin dibine, diyorsunuz, biliyorum. Bütün bu saçmalıklar, senin çılgın hayalinin ürünleri...

Ama değerli okuyucularım, hiç değilse kendinize karşı dürüst olunuz. Bütün gün masalarınızda oturup, sevmediğiniz birtakım kağıt parçalarıyla ilgilenmek zorunda olan sizler... Akşamları kırmızı spor arabalarınızla kentin karanlık sokaklarında bir gecelik sevdalar ardında koşarken, atalarınız Sümer ya da Babil'liler sizleri görecek olsa, ne düşünecek, nasıl yorumlayacaklardı gördüklerini sanırsınız?

Uzak atalarımız gözünden kendimizi değerlendirebiliyor muyuz hiç?

 

UZAY KURGU 00ss     UZAY KURGU ANASAYFA

 

 
 

Popüler Bilimsel Makale -- Uzay Görüntüleri -- Uzaylı Resim ve Grafikleri !! -- Karikatür -- Midi -- Roswell -- Alan 51 & 52 -- Dost Siteler -- Bilimsel Uzay Siteleri -- Ücretsiz İnternet Yayınlarımız -- Pratik İngilizce Ücretsiz Dergi

 

 

Aşağıdaki Linkleri Tıklayınız. Ayrı Pencere Açılacaktır.

 Türkler İçin Özel Hazırlanmış En Geniş Kapsamlı, En Zengin İçerikli İngilizce Öğretim İnternet Sitesi İçin TIKLAYINIZ....

pratik ingilizce için tıklayınız

 

evren ve evrim

 Benzersiz İngilizce Eğitim Seti

uzay ve uzaylılar