| |
|

UZAYDAN GELEN CANAVARLAR
ROBERT
SHECKLEY

Çev. Doç Dr Yalçın İZBUL
http://www.ingilizce-ders.com
Tıklayınız Ayrı Pencere
Açılacaktır

"Işığı
nasıl yansıttığına bakılırsa, metalden yapılmış olmalı," dedi Hum.
"Bu görüşe katılıyorum, ama acaba onu böyle havada tutan güç nedir?"
dedi Kordovir.
Her ikisi de aşağıdaki olayı büyük bir dikkatle izliyordu. Üst bölmesi
yumuşak bir kavisle sivriltilmiş kocaman bir nesne yerden biraz yukarda
havada askıya alınmışçasına duruyor, altından alevler fışkırtıyordu.
Yaşlı ve genç adam kayalığın tepesinden vadideki gelişmeleri bir süre
doya doya izlediler. Olayı büyük bir heyecanla karşılamışlardı. Uzun
süredir çevrede rastladıkları en ilgi çekici yenilik olduğuna şüphe
yoktu.
"Dengesini ateş üzerinde sağlıyor," diye görüşünü bildirdi Hum. “Senin
ihtiyar gözlerin bile bunu kolaylıkla farkediyordur herhalde...”
Kordovir olup bitenleri daha iyi görebilmek için kalın kuyruğunun
üzerinde şöyle bir doğruldu. Bu sırada aşağıdaki nesne zemine oturdu.
Fışkırttığı alev sütunu kesilmişti.
"Aşağıya inip daha yakından bakalım şuna," önerisini getirdi Hum.
"İyi olur. Daha zamanımız var. Yoo, dur bir dakika! Günlerden ne bugün?"
Hum içinden sayarak hesapladı: "Luggat'ın beşinci günü."
"Tüh," dedi Kordovir, "Eve gidip karımı öldürmem gerek."
"Güneşin batmasına daha birkaç saat var," dedi Hum.
"Çok gecikmezsin..."
Kordovir vaktinde yetişebileceğine pek güvenemiyordu oysa. "Gecikmesini
istemem," dedi.
"Benim ne kadar hızlı olduğumu bilirsin. Gecikecek olursak, senin adına
önden gidip karını öldürebilirim. Ne dersin, inelim mi?"
"Bu nazik önerin için minnettarım." Kordovir genç adama borcunu ifade
eden bir içtenlikle teşekkür etti.
İkisi de sarp yamaçtan aşağı sürünerek inmeye koyuldular.
Yaşlı ve genç adam metal nesnenin önüne kadar geldiler, kuyruklarını
kıvırıp oturdular.
"Sandığımdan da büyükmüş," dedi Kordovir, gözleriyle ölçerek.
Uzunlamasına kendi köylerinden bile daha büyük, enlemesine ise köyün
yarısına yakın olduğunu düşündü. Sürünerek çevresinde bir tur attılar.
İnsan yapısı bir araç olması olasılığı gözardı edilemezdi.
Güneşlerden küçüğü bu arada batmaya başlamıştı.
Işığın azaldığını farkeden Kordovir, "Artık dönsek iyi olacak," dedi.
"Benimse pek acele etmem gerekmiyor oysa," diye rahat bir ifadeyle
gerindi Hum.
"İnsan kendi karısını kendisi öldürmek istiyor doğrusu."
"Sen bilirsin," dedi Hum. Köye doğru hızlı bir tempoyla yola koyuldular.
Kordovir eve geldiğinde karısı yemeğini bitirmek üzereydi. Görgü
kurallarının gerektirdiği şekilde kapıya sırtını dönmüş duruyordu.
Kordovir kalın kuyruğunun tek darbesiyle onu öldürdü. Vücudunu dışarı
taşıdı ve karnını güzelce doyurdu.
Yemek ve Tefekkür'den sonra Toplantı'ya çıktı. Hum, gençlere özgü
sabırsızlıkla, çoktan gelmişti. Heyecanla metal nesneyi anlatıyordu.
Delikanlının yemeğini acele ile yemiş olabileceğini düşünerek canı
sıkıldı.
Hum sözlerini bitirince, bu kez Kordovir kendi izlenimlerini aktarmaya
başladı. Genç adamın öyküsüne eklediği önemli nokta şuydu: Metal
nesnenin içinde akıllı yaratıklar bulunması büyük bir olasılık
taşıyordu.
"Seni bu sonuca yönelten kanıtların nelerdir?" diye, yaşlılardan Mishill
sordu.
"Nesnenin zemine inerken alev fışkırtmakta olduğu gerçeğine, yere
oturduktan sonra alevlerin kesildiği gerçeğini eklersek, bütün bunların
içindeki birtakım kimseler tarafından yönetilmekte olduğu kanısına
varmamız zor olmaz..."
"Ben o kanıda değilim," diye karşılık verdi Mishill. Köylüler arasında
geceyarısına değin sürecek Tartışma böylece başlatılmış oldu. Toplantı
dağıldıktan sonra herkes evine yollandı. O gün karısını öldürmüş
olanlar, yatmadan önce kalan artıkları gömdüler.
Karanlıkta yattığı yerde düşüncelere dalan Kordovir, bugünkü yeniliğe
ilişkin henüz bir sonuca ulaşamamış olduğunu farketti. Eğer gerçekten
içinde akıllı yaratıklar varsa, acaba bunlar iyi ahlâk sahibi kimseler
olabilir miydi? Eğriyi doğrudan ayırdedebilen varlıklar olmaları olası
mıydı? Kordovir'in içini ciddi kuşkular kemiriyordu. Her neyse, daha
sonra uyuyakaldı.
Ertesi sabah köyün erkekleri hep birlikte metal nesneyi görmeğe
gittiler. Zaten toplumsal davranış kuralları da bunu gerektiriyordu.
Erkeklerin görevi yenilikleri incelemek, kadın nüfusunu sınırlı
tutmaktı. Metal nesnenin çevresinde bir halka oluşturup, içinde neler
olabileceği tartışmasını sürdürdüler.
Hum'un ağabeyi Ekstel, "Bu yaratıkların bize benzer insanlar olması
gerektiği görüşündeyim," dedi.
Kordovir gövdesini bir boydan bir boya titreterek aynı görüşte
olmadığını dile getirdi: "Bence içinde olsa olsa canavar denilebilecek
yaratıklar vardır. Özellikle de ---"
"Pek sanmıyorum," dedi Ekstel. "Bizim biyolojik evrimimizin mantıksal
nedenleri düşünüldüğünde, ayarlanabilir tek göz ---"
"Ancak, Koca Evren'de," dedi Kordovir, "tuhaf yapılarıyla insana hiç
benzemeyen daha pek çok yaratığın varlığı olasıdır. Evrenin
sonsuzluğunda ---"
"Buna karşılık," diye yeniden sözü aldı Ekstel, "bizim biyolojik
evrimimizin mantıksal ---"
"Dediğim gibi," diyerek Kordovir sözünü sürdürdü, "bu yaratıkların bize
benzemeleri olasılığı son derece azdır. Kullandıkları şu araca bakın!
Eğer biz bir uzay gemisi yapacak olsaydık ---"
"Ama herşey bir yana, yalnızca gelişmemizin mantıksal tabanı düşünülecek
olursa, görülecektir ki ---"
Kordovir'in sözü üçüncü kez kesiliyordu. Kalın kuyruğunun tek darbesiyle
Ekstel'i metal nesneye doğru kaldırıp fırlattı. Yere düştüğünde Ekstel
ölmüştü.
"Ağabeyimin görgüsüzün biri olduğunu hep söylerdim," dedi Hum: "Devam
etsene, ne diyordun?"
Ancak Kordovir'in sözleri yine yarım kaldı, önlerindeki metal duvarda
gıcırdıyarak açılan bir kapının ardından öylesine tuhaf bir yaratık
göründü ki, Kordovir'in kuşkularında ne derece haklı olduğu bir anda
doğrulanmış oldu.
Yaratığın tepeden tırnağa yarı metal yarı deriden oluşan bir gövdesi,
belden aşağı yere dikine inen çifte kuyruğu vardı. Hele o vücut rengi...
Kordovir'in midesi iğrentiyle kasıldı. Yaratığın rengi, ıslak, derisi
yeni yüzülmüş et rengini andırıyordu!
Aynı duyguları paylaştıkları besbelli olan köylüler metal aracın
çevresindeki çemberi biraz genişleterek yaratığın ne yapacağını
beklemeye başladılar. Yaratık bir süre hareketsiz kaldı. Araçtan
uzatılan metal bir çıkıntının üzerinde duruyor, gövdesinin tepesine
oturtulmuş yuvarlağı sağa sola döndürüyordu. Bu anlamsız davranışına
eşlik edecek, ona anlam kazandıracak başka hiçbir hareketini görmek
mümkün değildi. Ama az sonra iki kolunu birden havaya kaldırıp
alışılmamış sesler çıkarmaya başladı.
"Acaba bizimle anlaşmaya mı çalışıyor?" diye Mishill soluğunun altından
sordu.
Çıkış yerinde üç yaratık daha belirdi. Vantuzlarında taşıdıkları metal
çubuklar ilk anda köylülerin dikkatini çekti. Orada duruyor,
birbirlerine dönerek anlaşılmaz gürültüler çıkarıyorlardı.
"Bizim gibi insan olmadıkları kesin," diyerek, Kordovir vardığı kanıyı
belirtti. "Şimdi sormamız gereken soru, iyi ahlâk sahibi kimseler olup
olmadıklarıdır..."
Az sonra yaratıklardan birisi yukardan uzatılan basamaklara tutunarak
sendeleyen hareketlerle yere indi. Ötekiler ise vantuzlarında tuttukları
(bunlara vantuz denilebilirse tabii) çeşitli nesneleri çevreye
yönelterek birtakım işaretler yapıyor, galiba dini bir görevi yerine
getiriyorlardı...
"Bu kadar çirkin yaratıkların iyi ahlâk sahibi olmalarına olanak var
mı?" diye kendi görüşünü ortaya koydu Kordovir. Tüm gövdesi tepeden
tırnağa iğrenme duygusuyla titriyordu. Yakından incelendiğinde,
yaratıkların sandıklarından da korkunç oldukları besbelliydi. Kordovir'e
kalırsa, gövdelerinin tepesindeki yuvarlak, bu yaratıkların kafası
olabilirdi. Gerçi şimdiye değin hiç böyle tuhaf bir kafa görmemişlerdi
ama… Hele kafanın tam ortasındaki o iğrenç dikine çıkıntı! Evet, insan
yüzüne karakter kazandıran o güzelim düz çizgiler yerine, bu yaratıkların
suratının tam ortasında beklenmedik bir çıkıntı vardı... Bunun üstünde
iki yana doğru yuvarlak iki oyuk, kafanın iki yanında ise yassı birer
deri uzantısı yer alıyordu. Altta, soluk kırmızımtırak renkte
yanlamasına uzanan bir yarık göze çarpıyordu. Kordovir, insanın hayal
gücünü biraz zorlarsa, bunu bir ağız olarak niteleyebileceği sonucuna
vardı.
Hepsi bununla da bitmiyordu. Köylülerin gözlemlediği kadarıyla, bu
yaratıkların vücut yapısında kemik bulunduğunu gösteren belirtiler
vardı. Organlarını insanın düzgün ve akıcı devinimleriyle
kıpırdatamıyor, sanki bir ağacın dalı kırılıyormuşçasına birbirinden
kesik kopuk hareketler yapıyorlardı.
"Aman Tanrım!" diye bağıran, bulûğ çağını yeni dönmüş Gilrig'in içi
acıma duygusuyla dolmuştu. "Hemen bunları öldürüp, çektikleri acıya bir
son verelim!"
Öteki köylüler de aynı duyguları paylaşıyordu. Hep birlikte yaratıklara
doğru yöneldiler...


|
|
|