| |
|

UZAYDAN GELEN CANAVARLAR -- 2
ROBERT
SHECKLEY

Çev. Doç Dr Yalçın İZBUL
http://www.ingilizce-ders.com
Tıklayınız Ayrı Pencere
Açılacaktır

"Bir dakika durun!" diye gençlerden birisi atıldı: "İsterseniz önce
onlarla anlaşmaya çalışalım. Mümkün olursa tabii. Olur ya, bakarsınız
iyi ahlâk sahibi yaratıklardır. Koca evrende her türlü yaratığa
rastlanabileceği düşüncesi oldukça mantıklı görünüyor. Denemiş olmakla birşey
yitirmeyiz...”
Kordovir yaratıkların hemen yok edilmelerinden yanaydı. Ancak konuyu
akşama aralarında doya doya tartışmaya karar verdiler.
Bu
arada Hum, tam kendisinden beklenecek uygar cesaretle ileri atılıp,
aşağıya inmiş olan yaratıkla konuşmağa girişmişti.
"Hoşgeldiniz," dedi Hum.
Yaratık anlaşılmaz birtakım sesler çıkararak yanıt verdi. "Ne dediğini
anlamıyorum," dedi Hum ve gerisin geri sürünmeye başladı.
Yaratık
eklemli vantuzlarını sallayarak -- eğer bunlara vantuz adını vermek
yerindeyse tabii -- güneşlerden birisini gösterdi ve bir takım sesler
daha çıkardı.
"Evet, hava çok sıcak, değil mi?" diye yanıtladı Hum, büyük bir
sevinçle.
Yaratık yeri gösterdi ve birşeyler daha söyledi.
"Bu yıl ürünler pek iyi değil," diye söyleşiyi sürdürdü Hum.
Yaratık kendisine işaret ederek sözlerine birşey ekledi.
"Haklısın," dedi Hum, "Günahlarım kadar çirkinsin!"
Çok geçmeden köylülerin karınları acıktı. Hep birlikte sürünerek köye
dönmeye başladılar. Hum geride kalarak yaratıkların çıkardığı seslere
kulak kabartmaya devam etti. Kordovir az ötede duraklayarak, içinde
tedirgin bir duyguyla genç adamı beklemeye koyuldu.
Hum, Kordovir'in yanına geldiğinde, "Biliyor musun, bana öyle geliyor
ki, dilimizi öğrenmek istiyorlar. Ya da belki onların dilini
öğreneceğimizi umuyorlar," dedi.
"Buna izin vermemelisin," dedi Kordovir. Bu işin sonunun kötüye
varacağını düşündüğü her halinden belliydi.
"Bir denerim belki," diye mırıldandı Hum. Birlikte yavaş yavaş
kayalıkları tırmanarak köye döndüler.
Kordovir öğleden sonra fazlalık kadınlar kümesine uğrayarak, kadınlardan
birine yirmi-beş gün süreyle eşi ve evinin sultanı olmasını resmen
teklif etti. Genç kadın aldığı evlenme teklifini büyük bir sevinç ve
mutlulukla karşıladı.
Eve dönerken yolda Hum'a rastladı.
"Az önce karımı öldürdüm de," diye gereksiz yere gevezelik etti
delikanlı. Kordovir kaşlarını çattı. Sanki insan fazlalık kadınlar
kümesine başka niye giderdi ki...
"Yaratıkları görmeye yine gidecek misin yarın?" diye sordu.
"Herhalde giderim," diye yanıtladı Hum. "Başka bir yenilik sökün
etmezse..."
"Öğrenmemiz gereken şey, bu yaratıkların ahlâk ve davranış
düzeyleridir," dedi Kordovir.
"Evet, doğru," diye onayladı Hum ve sürünerek yoluna devam etti.
O
akşam yemekten sonra toplanıldığında, köylülerin hemen hepsi
yaratıkların insan sayılamayacağı konusunda görüş birliği içindeydi.
Kordovir heyecanlı bir sesle araçtakilerin insan değerleriyle uzaktan
yakından ilgileri olamayacağını savunuyordu. Bu denli iğrenç görünümlü
varlıkların ahlâk ölçülerine, yanlış-doğru bilincine, herşey bir yana
gerçekleri arayıp öğrenme merakına sahip olacakları düşünülemezdi.
Gençler ise soruna biraz daha farklı gözle bakıyorlardı. Belki de son
zamanlarda bu çevrede ilginç yeni şeylere pek rastlanılmamış olması
yüzünden... Savunduklan nokta şuydu: İçinde geldikleri araç bunların
zeki yaratıklar olduğunu gösteriyordu. Zekâ ise, haliyle bir bilinç
sorunuydu. Demek ki, iyiyi kötüden ayırdetme gücüne de sahip oldukları
düşünülebilirdi...
Böylece başlayan heyecanlı bir tartışma geç saatlere değin sürdü.
Olgolel, görüşlerine karşı çıktığı Arastas tarafından öldürüldü.
Sakinliğiyle tanınan Mavrut kapıldığı öfke nöbetinde kalın kuyruğunun
tek darbesiyle üç Holian kardeşi birden cansız yere serdi. Az sonra
kendisi de bu akşam biraz alınganlığı üzerinde Hum tarafından öldürüldü.
Köyün
bir yakasındaki yakasındaki fazlalık kadınlar da kümeslerinde konuyu
kendi aralarında bağıra çağıra tartışıyor, olmadık gürültü
çıkarıyorlardı.
Yorgun ama mutlu, köylüler evlerine dağıldılar. Herkes yatıp uyudu.
Bunu
izleyen haftalarda tartışmaların ardı arkası gelmedi. Herşeye karşın,
günlük yaşam da herzamanki akışıyla geçip gidiyordu. Kadınlar sabahları
evden çıkıyor, yiyecek topluyor, yemek hazırlıyor, yumurtluyorlardı.
Yumurtalar kuluçka dönemini fazlalık kadınlar kümesinde geçiriyordu.
Çatlayıp kırıldıklarında, her zaman olduğu gibi, erkek bebek başına
sekiz kız bebek dünyaya geliyordu. Evliliğin yirmi-beşinci günü, ya da
birkaç gün önce, erkekler karılarını öldürüyor; hemen yeni bir evlilik
yapıyorlardı.
Erkek takımı arada bir aracın yanına inip, Hum'un dil öğrenmesini
izliyorlardı. Başka zamanlarda, çevredeki tepelik ve koruluklarda
geziniyor, herzamanki gibi yenilik arıyorlardı.
Yaratıklar ise geminin yanından pek ayrılmıyor, ancak Hum geldiğinde
dışarı çıkıyorlardı.
Gelişlerinin yirmi-dördüncü günü, Hum artık onlarla az çok
anlaşabildiğini köylülere duyurdu.
O akşamki Toplantı'da şunları anlattı: "Çok uzaktan geldiklerini, bizim
gibi iki eşeyli ve yine bizim gibi insan olduklarını söylüyorlar. Farklı
anatomik yapılarının nedeni varmış, ama ben pek anlayamadım."
"İnsan olduklarını varsayacak olursak, o zaman söyledikleri şeylerin de
doğru olduğunu kabul etmemiz gerekir," yolunda bir gözlemde bulundu
Mishill.
Öteki köylüler de bu görüşe katıldıklarını bildirdiler.
"Bizim yaşantımıza karışmak istemediklerini, ancak mümkün olursa köye
gelip çevreyi gezmek ve yaşantımızı yakından görmek isteyebileceklerini
söylüyorlar."
"Bu isteğin reddedilmesi için neden göremiyorum," dedi gençlerden
birisi.
"Sakın ha!" diye bağırdı Kordovir: "Bu şer kuvvetlerini köyümüze
sokmaktan sakının. Bunların içten pazarlıklı yaratıklar olduğuna,
işlerine gelince gerçek dışı sözler bile uyduracaklarına eminim!..."
Yaşlılardan kimisi Kordovir'in görüşlerine katılıyordu. Ama kendisinden
bu ciddi suçlamaları için kanıt istendiğinde, söyleyecek sözü olmadığı
görüldü.
"Aslına bakılırsa," diye Sil söze karıştı, "Yalnızca görünüşleriyle
canavara benziyor olmaları, kafa yapılarının da canavarca olmasını
gerektirmez doğal olarak..."
Kordovir, "Görüşümde ısrar ediyorum," diye direttiyse de, çoğunluğun
karşı görüşte birleştiği anlaşıldı.
Hum sözlerini sürdürdü: "Bana -- yani bize -- çeşitli şeyler armağan
etmek istediler. Şuna buna yararmış sözde bunlar..."Onlardaki bu
görgüsüzlüğü farketmemiş gibi davrandım. Ne de olsa böyle ilkel
yaratıklardan bu denli görgüsüzlük beklenir."
Kordovir onun bu tutumunu beğeniyle karşıladığını kafasını sallayarak
belli etti. Delikanlı doğrusu büyümeye başlamıştı. Davranış kurallarını
sonunda öğrenmekte olduğuna ilişkin belirtiler açıkça ortadaydı.
"Yarın köye gelmek istiyorlar..."
"Sakın ha!" diye tekrar bağırdı Kordovir. Fakat çoğunluk konukların
kabul edilmesinden yanaydı.
"Aklıma şimdi geldi," dedi Hum, toplantı dağılmaya yüz tutarken,
"Aralarında kadınlar da var. Bunların kadınlarını,"ağızlarının daha
kırmızı olmasından anlayabilirsiniz. Bakalım erkekler karılarını nasıl
öldürüyor-- bunu çok merak
ediyorum. Biliyorsunuz, yarın gelişlerinin yirmi beşinci günü dolacak."
Ertesi gün, kayalıkları yavaş yavaş ve zorlukla tırmanan yaratıklar köye
geldiler. Böylece köylüler, yaratıkların ne denli narin yapılı,
hareketlerinin ne derece dengesiz olduğunu daha yakından görmek
fırsatını buldular.
"Çirkinlik numunesi bunlar..." diye mırıldandı Kordovir, "Üstelik hepsi
de birbirine benziyor!"
Yaratıklar köyün içindeki davranışlarıyla görgüsüzlüklerini bir kez daha
kanıtladılar. Kulübelere girip çıkıyor, fazlalık kadınlar kümesinin
önünde sözü uzattıkça uzatıyor, buradaki yumurtaları o tuhaf
vantuzlarında evirip çeviriyorlardı. Kimisi de kapkara parıltılı
metalden birtakım aletlerini gözlerine götürüp köylüleri tepeden tırnağa
süzüyorlardı.
İkindiye doğru, yaşlılardan Rantan karısını öldürme zamanının geldiğini
hatırladı. Kulübedeki konuk iki yaratığı kenara çekerek, kalın
kuyruğunun tek darbesiyle karısını cansız yere serdi.
Yaratıklar dışarı fırlayıp aralarında heyecanlı sesler çıkarmaya
başladılar.
Aralarından birisinin kadın olduğu, ağzının kırmızılığından hemen
anlaşılıyordu.
"Herhalde karısını öldürme zamanının geldiğini hatırlamış olacak," dedi
Hum.
Köylüler bir süre sabırla beklediler. Fakat yaratık kendisinden
bekleneni yapmakta geciktikçe gecikiyordu.
"Belki de," dedi Rantan, "Bu işi başkasının yapmasını bekliyordur.
Gelenekleri böyle olabilir."
Bunu söylemez kalın kuyruğunun tek darbesiyle kadını cansız yere serdi.
Öteki yaratık görülmemiş bir saygısızlıkla avazı çıktığı kadar
bağırarak, vantuzunda tuttuğu metal çubuğu Rantan'a çevirdi. Rantan
olduğu yere yığıldı. Ölmüştü.
"Tuhaf," dedi Mishill. "Acaba Rantan'ın bu davranışını onaylamadığını mı
söylemek istiyor?"


|
|
|