| |
|

UZAYDAN GELEN CANAVARLAR -- 3
ROBERT
SHECKLEY

Çev. Doç Dr Yalçın İZBUL
http://www.ingilizce-ders.com
Tıklayınız Ayrı Pencere
Açılacaktır

Konuk
sekiz yaratık sırtsırta bir çember oluşturmuş, vantuzlanndaki metal
çubukları
dört biı yana çevirmişlerdi. Aralarından birisi ölü kadını kollarından
taşıyordu. Hum, yaratıklara yaklaşarak, sorunun ne olduğunu anlamaya
çalıştı.
Karşılıklı birkaç heyecanlı sözden sonra köylülere dönerek, "Ne demek
istediklerini tam anlayamadım. Şimdiye değin işitmediğim sözcükler
kullanıyorlar. Anladığım kadarıyla sanınm bize biraz sitem ediyorlar..."
Konuklar yavaş yavaş geri çekilmeye başlamışlardı. O sırada köylülerden
birisi daha karısını öldürme zamanının gelmiş olduğunu farketti ve kalın
kuyruğunun tek darbesiyle cansız yere serdi. Yabancılar duralayıp,
aralarında yeniden heyecanlı sesler çıkarmaya başladılar. Birisi Hum'a
yaklaşmasını işaret etti.
Konuştular... Gövdesinin tepeden tırnağa titreyişine bakılırsa, Hum
kulaklarına inanamıyordu!
"Bundan böyle karılarımızı öldürmemizi istemiyorlar!"
"Ne!" diye şaşkınlıkla bağırdı Kordovir. Öteki köylülerin de ihtiyar
Kordovir'den aşağı kalır halleri yoktu.
"Gidip bir daha sorayım," dedi Hum.
Vantuzlarındaki metal çubukları kendilerine yöneltmiş bekleyen
yaratıkların yanına yaklaşarak konuyu yeniden açmaya çalıştı.
Hum bu kez, "Anlaşıldı!" diyerek, kesin sonuca ulaşmakta gecikmedi. Sözü
daha fazla uzatmadan, kalın kuyruğunun tek darbesiyle en öndeki yaratığı
meydanın öteki ucuna kaldırıp fırlattı.
Gruptakiler şimdi hızla geri çekiliyor, bir yandan da öldürücü
çubuklarını köylülere doğru sallıyorlardı.
Az
sonra uzaylı canavarlar çekip gitmiş, köyün meydanında tam on yedi erkek
cesedi yattığı anlaşılmıştı. Hum her nasılsa bu kargaşadan sağsalim
kurtulanlar arasındaydı.
Kordovir, "Bundan böyle de bana inanmazlık edemezsiniz ya!" diye
ortalıkta bağıra bağıra dolaşıyordu.
"Yaratıkların nasıl bile bile yalan söylediklerini gördünüz. Bize
zararları dokunmayacağına söz vermişlerdi. Sonra da köyümüzden on-yedi
erkeği cansız yere serdiler... Buna yalnızca ahlâksızlık örneği gözüyle
bakmak yetmez -- Buna adıyla sanıyla soykırım denir!”
İnsan aklının almayacağı birşeydi bu...
"Bile bile yalan söylediler," diye üzerine basa basa yineledi Kordovir.
Bu ağza alınmaz eylemden söz ederken midesi dönüyordu. İnsanın yalan
söylemesi, anlatılmaz ölçüde aşağılık bir davranıştı.
Yaratıkların yalancılığı köylüleri kızgınlık ve nefrete boğmuştu.
Söyledikleri yalanlar yetmiyormuş gibi, üstelik bir de köyde soykırım
girişiminde bulunmuşlardı!
Toplu bir karabasan yaşamakta olduklarını düşündü köylüler. Sonra birden
bu yaratıkların karılarını öldürmedikleri gerçeği de apaçık karşılarına
dikildi. Demek ki kendi aralarında kadınların sınırsız çoğalmalarına
izin veriyorlardı!... İçlerinde en hoşgörülü olanların bile midesini
döndürmeye yetti de arttı bu sapıklık...
Bütün bunlar olup biterken, fazlalık kadınlar da kümeslerinden dışarı
uğramış, ev kadınlarıyla birlikte köy meydanında toplanmışlardı.
Olanları öğrenince aralarında bir bağnşmadır koptu. Erkeklerin iki katı
tepki göstermekte gecikmediler. Kadınların doğası böyleydi işte...
"Öldürelim onları!" diye bağırıyordu fazlalık kadınlar: "Yaşantımızı
altüst etmelerine izin veremeyiz! Bu ahlâksızlığa daha fazla göz
yumamayız!"
"Evet," dedi Hum, "Bunların ne tür canavarlar olduklarını işin başında
anlamalıydım..."
Kadınlardan birisi, "Onları hemen öldürelim!" haykırmalarıyla grubun
başını çekiyordu. Fazlalık olduğundan henüz isimsizdi. Ama bu
eksikliğini ateşli kişiliğiyle kat kat örtmesini bildiği her halinden
belli oluyordu.
"Biz kadınlar edepli, ahlâklı bir yaşam sürdürmek istiyoruz! Evleninceye
değin kümeste yumurtalara bakmak... Sonra herbirimiz bir evin hanımı ve
sultanı... Daha ne isteyebilir ki yaşamdan insan? Törelerimizi yıkmak,
bizi de kendilerine mi benzetmek istiyor bu yaratıklar? İğrenç
canavarlar bunlar!..."
"Şimdi anlıyorsunuz, değil mi?" diye Kordovir erkeklere bağırıyordu.
"Sizi uyardım. Size sorunu olduğu gibi gösterdim. Ama görmezden gelmekte
direndiniz! Oysa gençlerin böyle zor zamanlarda biz yaşlıların sözlerine
kulak vermesi gerekir!"
Kordovir öfkesinden kalın kuyruğunun tek darbesiyle köyün gençlerinden
ikisini oracıkta cansız yere serdi. Bu davranışı köylüler tarafından
uzun uzun alkışlandı.
"Canavarları dünyamızdan sürüp çıkaralım!" diye bağırdı Kordovir:
"Yaşantımızı değiştirmelerine meydan vermeyelim!"
Kadınlar hep birlikte canavarların ardından koşturdular.
"Ölüm
çubuklarını unutmayalım. Kadınlar galiba bunları görmedi," diye bir
gözlemde bulundu Hum.
"Ben de pek sanmıyorum," diye karşılık verdi Kordovir. Öfkesi yatışmaya
başlamıştı: "Arkalarından yetişip haber versen iyi olur belki..."
"O kadar önemli değil. Hem zaten bugün için bu kadar koşuşturmak yeter,"
dedi Hum tembel bir esnemeyle: "Sabahtan beri çevirmenlik yapıyorum. Sen
gitsen nasıl olur?"
"Birlikte gidelim bari," diye içini çekti Kordovir. Genç adamın
sorumsuzluğuna bazen çok içerliyordu doğrusu...
Kadınların ardından yola koyuldular. Köyün erkeklerinin bir yarısı da
yanlanna takıldı. Kadınlan vadinin tepesindeki kayalıklarda yakaladılar.
Hum kadınlara ölüm çubuklarından söz etti. Bu arada Kordovir de genel
durumu gözden geçiriyordu.
"Kayaları üzerlerine yuvarlayın," önerisini getirdi kadınlara: "Bu yolla
belki de vadideki nesneyi devirmek ve çökertmek mümkün olabilir."
Kadınlar büyük bir coşkuyla kayaları aşağı yuvarlamaya başladılar.
Bunlardan bazıları metal nesneye kadar ulaşabildiyse de fazla bir hasara
yol açmadı. Oysa aynı anda uzay aracından fışkıran kıpkızıl alev
çizgileri kadınlann pek çoğunu cansız
yere seriyordu. Bu çizgiler kayalıklara çarptıkça yer yerinden oynuyor,
sanki kıyamet kopuyordu.
"Bizler geri çekilelim," diye bağırdı Kordovir. "Kadınlar doğrusu durumu
iyi idare ediyor. Benimse bütün bu sallantıdan başım döndü."
Erkekler güvenli bir uzaklığa kadar gerisin geri sürünüp, olup biteni
oradan izlemeye koyuldular.
Kadınlar sağlı sollu cansız yere seriliyordu. Tehlikeyi işiten yakın
köylerin kadınlan da olay yerine yetişip onlara katılmaktaydı. Bu
insanlar dirlikli bir yaşam, gelenek görenek ve töreleri için
savaşıyorlardı şimdi... Kadınların bu kavgada ön safta olmalanndan daha
doğal ne olabilirdi... Kurulu bir düzen için döğüşüyordu onlar...
Uzay aracından kayalığın dört bir yanına kızıl alev çizgileri uzanıyor,
yerlerinden kopan koca kaya parçaları aşağılara yuvarlanıyordu. Sonunda
aracın altından tıpkı ilk günkü gibi alevler fışkırttığı görüldü.
Kayalık yamaçlar toplu halde vadiye kaymaya başlamıştı. Uzay aracı toz
bulutları arasında yükselip uçmayı başardı. Arada az kalsın tepeliğe
çarpacaktı. Güçlükle sıyrıldı. Tırmanışına devam etti.
Sonra büyük güneşin önünde küçücük bir leke kadar kaldı ve giderek
gözden kayboldu.
Köye
dönüldüğünde toplam elli üç kadının savaşta ölmüş oldukları
belirlenmişti. Bu sayı sevinçle karşılandı. Kadın nüfusunun denetim
altında tutulmasına yardımcı olabilecekti. Çünkü savaşta tam on yedi
erkek yitirilmiş, köyün nüfus
dengesi tehlikeli biçimde bozulmuştu.
Başlangıçtaki uyanları doğru çıkmış olan Kordovir bundan haklı bir gurur
duyuyordu. Bu arada kendi karısını da savaşta yitirmişti. Fazlalık
kadınlar kümesine kadar gidip, yeni bir evlilik yaptı.
"Bir süre, karılarımızı yirmi-beş günden daha kısa aralıklarla
öldürmemiz gerekecek," dedi akşamki toplantıda. "Doğaldır ki, herşey
eski dengesini kazanıncaya değin..."
Fazlalık kadınlar bu sözleri işitip çılgınca alkışladılar, meydanın
öteki ucundaki kümesten.
"Acaba canavarlar şimdi nereye gidiyorlardır?" diye ortaya bir soru attı
Hum.
"Herhalde kolaylıkla köleleştirebilecekleri savunmasız bir dünya
aramaya," dedi Kordovir.
"Ben pek emin değilim," diyerek o akşamki tartışmayı başlattı Mishill.


|
|
|