uzaylı yaratık

UZAY & UZAYLILAR

KURGUBİLİM ÜSTÜNE -- II

uzay gemisi ve ufolar

Bu Bölümü görsel efektler olmaksızın okumak isterseniz, burayı tıklayınız.

 

yıldızlara yolculuk

EVRENDE YALNIZ MIYIZ ?

evrende yolculuk


Evrende ne bugüne değin yalnızdık; ne de bundan böyle yalnız olacağız...

Bizler, evrende tanıdığımız varlık biçimlerinden, "biyolojik yaşam" adıyla bildiğimiz türüne bir örnek oluşturuyoruz. Yerimiz: Samanyolu gökadasında, Güneş sistemi, Dünya gezegeni.

insan ve dünyası  

Türümüz, bu gezegenin sağladığı zengin biyolojik yaşam çemberlerinde milyarlarca yıldır süregelen evrimin günümüze ulaşan ürünlerinden birisi... Sapiens olmak niteliğiyle, çevresindeki öteki biyolojik türlere göre, biriciklik taşıyor...

Yani biz, çevremizde, herbirisı kendi ekoloji çentiğine en görkemli biçimde uyarlanmış milyonlarca canlı türü arasında, âlet yapımı/kullanımına yatkın bir anatomiye, ileri düzeyde sosyal/kültürel düzenekler ve bunlarla bağlaşık bilişsel/iletişsel olanaklar geliştirmeye yatkın bir nörolojiye sahip, üstün ve baskın bir canlı türüyüz.

Görülen gerçek odur ki, vardığımız bu noktada kalacağa da benzemeyiz. Kısa sürelerde kendi gezegenimizden öte, sonraları belki güneş sisteminden öte, bir gün hatta belki de büyük Samanyolu Gökadamızdan öte, evrenin derinliklerine ulaşacak büyük bir serüvenin eşiğinde olduğumuza inanmamız için çok neden var...

evren ve evrim

Organizmanın uyarlanmasını sağlamakta gerekli ve yeterli bir duyumlama/algılama düzeni; türün sürekliliğini sağlayacak davranışların oluşturulmasını üstlenen merkezî sinir sistemi; maddeyi gereksinimlere göre biçimlendirme ve çevrede hareket olanaklarını veren anatomik özellikler -- yani el ve ayak tanımlarına uyan organik özellikler... Çevreyi önce tanımaya, giderek denetlemeye ve değiştirmeye yönelen bir zekâ; biyo-psikolojik kültür boyutumuz; tutkularımız, ihtiraslarımız; herşeyden öte, bilmek, öğrenmek, anlamak merakımız... Artan bir nüfus, artan gereksinimler... Artan olanaklar, artan doyumlar ve yeniden artan gereksinimler... Sonuçta, dar gelen bir dünya, dar gelen bir güneş sistemi, dar gelecek gökadalar...

Evrende buna benzer işlevlere yanıt veren çizgilerde evrim geçirmiş sonsuz sayıda canlı türünden ancak birisi olabileceğimizi kafalarımıza artık iyice yerleştirmemiz gerek. Evrenin dört bucağına çevirdiğimiz teleskoplar, radyoteleskoplar çevremizde daha milyonlarca gökadanın, milyarlarca güneşin varlığını gösteriyor. Evrende bizimkine benzer koşullara sahip herhalde trilyonlarla anlatılabilecek sayıda başka gezegenler -- dünyalar -- bulunacağı tezini görmezlikten gelmemiz önerilemez.

evren ve evrim

Sanırım evrendeki konumumuzu bir kez daha tanımlamakta yarar var: Samanyolu gökadası, Güneş sistemi, Dünya gezegeni... Az ilerde göreceğimiz gibi, pekala sıradan bir durum ve konum... Türümüzün, evrende biyolojik yaşamın tek temsilcisi olabileceğini düşünmemizi gerektirecek herhangi bir neden var mı? Tam tersine, çok kalabalık bir evrende yaşamakta olduğumuza kesin gözüyle bakabiliriz.

Ergeç karşılaşmamız ise kaçınılmazdır. Belki biz gideceğiz. Belki onlar gelecek. Belki bir gün bir başka yıldız sistemindeki değerli maden yatakları için rekabete girişeceğiz. Yada belki bir gün Birleşmiş Yıldızlar Federasyonu'ndan, Demokratik Yıldızlar Birliği'ne karşı katılma önerisi alacağız... İnsanın tarihçesinde yeni bir sayfanın değil, yepyeni bir bölümün açılacağı, heyecan, umut, ve korku dolu bir an olacak bu ilk karşılaşma...

Karşılaşacağımız güne değin, nasıl bir anatomik görünüm, nasıl bir fizyoloji, nasıl bir kafa yapısı, nasıl bir duygusal dünya, nasıl bir sosyal yapı, nasıl bir teknoloji ile karşı karşıya geleceğimizi kestirmenin hiçbir yolu yok.

 

Merhaba, Dünyalı yaratık!

Ana çizgileriyle, yıldızlar arası yolculuk boyutunu geliştirecek uzay ırklarının, hangi zorunlu işlevleri karşılayan bir evrim geçirmiş olabileceğini irdeleyebiliriz. Evreni fiziksel anlamda şu ya da bu boyutunda duyumlayacak organ ve duyargalar, âlet yapımı/kullanımına elverişli bir "el", hareket olanağı sağlayacak bir "ayak" (ancak belki de altışar parmaklı dörder el ya da bir düzine düztaban ayak), zekâ, öğrenme yeteneği, öğrenme dönemi, yetişkinlik dönemi, yaşlılık dönemi... Ayrıca, biyolojik bir türün evrim ve sürekliliğinde en önemli boyut olarak, organizmanın doğumu, türünü çoğaltması (acaba nasıl?), ölümü... Doğaldır ki bu arada, beslenme ve boşaltma işlevleri...

Bir noktaya daha değinelim: Başka dünyalılarla karşılaşmaktan söz açıldığında, insanın aklına nedense hep sapiens yaratıklar geliyor. Acaba kişi herkesi kendi gibi bellediğinden değil midir? Oysa o görkemli yolculuklarımız, bakarsınız oralarda biyolojik yaşam evrelerinin "tekhücreliler", "böcekler", yada "dinozorlar" dönemlerine de denk gelebilir!

Ya da tam tersine, biyolojik yaşamın artık son dönemine ulaştığı, belki bütünüyle yokolduğu; bir zamanların "akıllı" yaratıklarının yapımı olan "akıllı" robotların yönetime el koymuş oldukları ileri bir teknoloji dünyasına da denk gelebilir!

 

akıllı robot ve robotlar

Belki, üstün silahlarıyla Dünyamızı kendilerine köle kılmağa kalkışacak zalim bir uzay ırkı, sonunda dünyamızın öteki canlı türlerine -- diyelim ki nezle mikroplarına -- yenik düşerek emellerinde başarısızlığa uğrayacaklardır. Ya da bizler başka dünyaları fethetmeye kalkıştığımızda, dertsiz başımızı aynı ölçüde derde salmış olacağız...

Olasılıklar, katışıksız anlamda, SONSUZ'dur... Yaşam, heryerde, çok farklı ekosistem koşullarına uyarlanmış, her seferinde çok farklı boyutlar, çok farklı görünümler kazanmış olarak karşımıza çıkacaktır.

Dilerseniz bir örnek geliştirelim!... Güneş sisteminde, bizim gezegenimiz dışında, en azından bizim anladığımız tanımıyla, "biyolojik yaşam" olgusundan söz etmemiz pek olanaklı görünmüyor. Fakat zihin jimnastiği kabilinden, diyelim ki Venüs yada Mars'ta, yahut Jüpiter'in uydularından birisi üzerinde canlı varlıklar bulunsaydı, acaba nasıl bir kılığa bürünmüş olurlardı?

uzaylı bir canavar !!

 

Örneğin, Venüs'lü dostlarımızı düşünelim. Bir zamanlar Venüs, en azından kurgubilimcilerin hayal dünyasında, zengin bitki örtüsüyle bezenmiş yemyeşil bir cennet, ve ileri bir uygarlığın beşiği olarak görülürdü. Önceki yılların bu romantik ve esrarengiz gezegeni hakkında 1970'lerde pek çok yeni bilgi elde edildi.

Venüslü hayalî yaratığın uyarlanmak zorunda kalacağı ekolojik koşullan gözden geçirelim: Dört yüz seksen santigrad dereceye ulaşan yüzey ısısı. Santimetre kareye Dünya'dakinin 90 katı atmosfer basıncı. İçinde % 96 oranında karbon dioksit bulunan bir hava karışımı. Atmosferin üst tabakalarında, 25 km kalınlığında ve % 75 yoğunlukta sülfürik asit eriyiği bulutları. Bu sonuncusu, doğaldır ki, gezegene giriş-çıkış açısından önemli bir konu...

Venüslü dostumuzun, bu müthiş atmosfer basıncına karşı koyabilmek için, iskelet yapısı gövdesini çapraz çeperlerle ayakta tutacak biçimde gelişme göstermiş, bastıbacak boylu, Kaptan Cousteau'nun Batiskop'una benzer top gibi yuvarlak bir yaratık olduğunu düşünebiliriz.

Vücut ısısını kolaylıkla salıvermek için incecik derili ve herhalde simsiyah bir yaratık. Dört yüz seksen santigrad ısıda su damlacıkları olarak terlemek sözkonusu olamayacağından, herhalde bütün gözeneklerinden buram buram buhar fışkırtan bir seyyar fin hamamı! Hatta ve hatta, belki de "radyatör" görevi üstlenecek çeşitli kanat, petek, ve pervaneler!...

venüs gezegeni yerli ırk !!  

Damarlarında, vücudun iç basıncını yeterli düzeyde tutabilmek için -- aynı zamanda ısıya dayanıklı -- örneğin silikon tabanlı bir sıvının yüksek güçte bir yürek tarafından pompalandığı bir dolaşım sistemi...

Peki, acaba Venüslü dostumuz ne yiyip ne içecektir? Isıya dayanıklılık açısından yukarda silikon tabanlı bir biyo-kimya üzerinde karar kılmış bulunuyoruz. O halde, bir kenarda oturmuş toprak yiyen, ya da beton parçalarını kemiren mutsuz bir nüfus... Havadan ciğerlerine karbondioksit çekmek zorunda olan karbon fazlasını belki de doğrudan kalın barsağa geçirerek, burada silisyum artıklarıyla tepkimeye girmesini sağlayacak bir yaratık. Venüslü dostumuz adına seviniyoruz. Çünkü, dört yüz seksen santigrad ısıda cam eriyiğine dönüşecek olan silisyum karbürü dışlamakta güçlük çekmeyecektir!...

Ekolojik döngünün öteki ucunda ise, yine silikon tabanlı bitkiler... Bunlar, camı parçalayarak, karbonu atmosfere geri verecekler. Bu arada, Venüslü dostumuzun sofrası için, beton saplar üzerinde, beton yapraklar ve leziz beton meyveler serpilip gelişecek...

Venüslü hipotetik dostumuzu kendileriyle tartıştığımız biyokimyacı arkadaşlarımız, sözü edilen cehennemde, bildiğimiz biyokimya kurallarına göre yaşamın olanaksız olacağını doğruladılar. İşte biz de bunu söylemeğe çalışıyorduk!

 

uzay kurgu 01     uzay kurgu anasayfa     uzay kurgu 03

 

Kurgubilim Öyküleri -- Evren & Uzay -- Uzay Görüntüleri -- Başka Dünyalar -- Uzaylı Resim ve Grafikleri !! -- Karikatür -- Midi -- Roswell -- Alan 51 & 52 -- Dost Siteler -- Bilimsel Uzay Siteleri -- Ücretsiz İnternet Yayınlarımız --

evren ve evrim

Benzersiz İngilizce Eğitim Seti

    Tıklayınız. Ayrı Pencere Açılacaktır.

       evren ve evrim