Yabancı Fıkra: Türkçe Açıklamalı İngilizce Fıkralar, World's Funniest Jokes, Dünyanın En Komik Fıkraları Amerikan Fıkraları, İngiliz Fıkraları, İskoç Fıkraları, İrlanda Fıkraları,

Doç. Dr. Yalçın İzbul, "Practical English For Turks",

Copyrighted 2001-2008

 

yabancı fıkralar

 

YABANC FIKRALAR -- 06

 

yabancı fıkralar

 
 
 

 

GOING FOR A SONG

A man was reading the paper when an ad caught his eye: $10 Porsche! New! The man thought that it was extremely unusual to sell a car for $10, and he thought it might be a joke or a typo, but thought it was worth a shot. So he went to the lady's house and sure enough, she had an almost brand new Porsche.

going for a song = kelepir, bedavaya gidiyor, ("bir şarkı söyle, al gitsin" kavramından)... an ad caught his eye = gözüne bir ilan ilişti / bir ilan dikkatini çekti... typo = klavye hatası, daktilo hatası... worth a shot = denemeye değer... sure enough = Türkçe'ye "gerçekten de" şeklinde çeviri verir... brand new = yesyeni, yepyeni...

"Wow!" the man said. "Can I take it for a test drive?" Unlike what he expected, the man found that the car ran perfectly and took it back to the lady's house.

test drive = yol denemesi... unlike what he expected = beklediğinin tersine...

"Why are you selling me this great Porsche for only $10? Is this a joke?"

"My husband just ran off with his secretary, and he told me I could have the house and the furniture as long as I sold his Porsche and sent him the money."

ran off with = ile birlikte kaçtı... as long as I sell = yeter ki satayım, satmam koşuluyla...

 

yeni fıkra

 

THE COUNTDOWN

Patient: I'm feeling terrible. Am I dying?

Doctor: I'll have to examine you. Hmm... hmmm... I'm afraid I have some bad news. You're dying and you don't have much time left.

Patient: Oh no! How long have I got?

Doctor: Only ten...

Patient: Ten? Ten what? -- Months? Weeks? Days? What?!

And the good Doctor continues counting:

"Nine... Eight... Seven ... Six..."

countdown = geriye sayma... the "good" doctor = "iyi yürekli" kavramından gelen bu deyiş, halk dilinde hekimlerden sözederken kullanılan bir kalıp niteliği kazanmıştır. Yerine göre kinaye yoluyla bile kullanılabilir.

 

yeni fıkra

 

TO WIN THE LOTTERY...

Piyangoyu Kazanmak İçin...

[Please note that I really dislike jokes with a racist flavour to them... I thought, however,  this one here was rather pleasantly innocuous enough and I decided to make an exception just for this once... İzbul]

lottery /L@-tıri/ veya /L@T-ri/ = piyango... racist /REY-şist/ = ırkçı.. (race= 1. yarış; 2. ırk)... flavour /FLEY-vı/ = lezzet, çeşni, koku, rayiha... "to them" = Bu yapıyı eklemesem de fazla birşey değişmezdi: bir tür pekiştirici anlatım.. Örneklemek için kullandım: Tekili "to it"; 3. şahıs kullanımı dışında bir örnek düşünemiyorum... innocuous /i-N@-kıyıs/  = zararsız, masum (=gücendirici veya küfür niteliğinde değil) (harmless, inoffensive)... just for this once = sadece bu seferlik, yalnız bu kez...

A Jewish guy called Jacob finds himself in dire trouble. His business has gone bust and he's in serious financial trouble. He's so desperate that he decides to ask God for help. He goes into the synagogue and begins to pray:

"God, please help me, I've lost my business and if I don't get some money, I'm going to lose my house as well, please let me win the lottery".

dire /DAYR/ = 1. ürkütücü, tehlikeli; 2. sıkıntılı, zor... (gelmiş geçmiş en iyi müzik gruplarından "DIRE STRAITS" den çağrıştırınız)... STRAIT = boğaz, deniz geçidi... Bu sözcüğü, "doğru, büklümsüz" anlamına gelen STRAIGHT ile karıştırmayınız. Ancak ikisinin de okuşu aynı... to go bust = İflas etmek... desperate /DES-pırit/ = 1. çaresiz; 2. çaresizlikten herşeyi yapacak hale gelmiş... Meksikalı haydutlara boşuna DESPERADOS denmiyor!... synagogue /-nıgoug/ =  sinagog...

Lottery night comes and somebody else wins it. Jacob goes back to the synagogue to pray:

"God, please let me win the lottery, I've lost my business and my house; and I'm going to lose my car as well".

to pray = dua etmek...

Lottery night comes and Jacob still has no luck!! He runs back to the synagogue:

"My God, why have you forsaken me?? I've lost my business, my house, my car and my wife and children are starving. I don't often ask you for help and I have always been a good servant to you. Why won't you just let me win the lottery this one time so I can get my life back in order???".

Why have you forsaken me? = Hz. İsa'nın son sözlerine gönderme: "Neden beni terkettin? Neden kötü kaderimle yüzyüze bıraktın?"... to starve = açlık çekmek, kıtlık çekmek... Why won't you ------- = "Neden --------memekte direniyorsun" şeklinde vurgulu bir anlatım... this one time = bu seferliğine... get / put my life back in order = hayatımı yeniden düzene sokmak...


Suddenly there is a blinding flash of light as the heavens open and Jacob is confronted by
the voice of GOD himself:

"JACOB, MEET ME HALF WAY ON THIS ONE, BUY A DAMN TICKET !!"

blinding = "gözleri kör eden"... flash of light = ışık çakması, ani ışık demeti... the heavens = (burada) gökler, sema, göksema, tanrı katı... to be confronted by = yüzyüze gelmek, karşı karşıya kalmak (çoğunlukla, meydan okuyan bir şeyle)... MEET ME HALF WAY = Benimle yarıyolda buluş; biraz da sen fedakarlık yap... on this one = bu seferlik, bu defa ("bu olayda" kavramından)...

 

yeni fıkra

 

WILL THE REAL DUMMY...

 

Dummy = Salak !!

 

Will the real dummy stand out, please = Gerçek salak lütfen bir adım öne çıksın... Dikkat:: "stand up" demiş olsaydık, "ayağa kalksın" demiş olacaktık... "To stand out" = Öne çıkmak, "temayüz" etmek...

 

A robbery suspect just couldn't control himself recently during a Los Angeles Police lineup.

robbery suspect = soygun zanlısı... lineup = teşhis için zanlıların sıralanması...

When detectives asked each man in the lineup to repeat the words, "Give me all your money or I'll shoot," the man shouted, "That's not what I said!"

That's not what I said !! = Benim söylediklerim bunlar değildi ki !!

komik fıkra 02     fıkra fıkralar     komik fıkra 04

 

 

HOW ABOUT THE SMELL ?

A man walked into a bar carrying an ape in his arms, and said: “I just bought this fella as a pet... “We have no children, so he’s going to live with us, just like one of the family. He’ll eat at our table, even sleep in the bed with me and the wife.”

ape /eyp/ = AÇIKLAMA: "monkey, monkeys" dediğimiz zaman "kuyruklu maymunlar" anlaşılır; "ape, apes" kuyruksuz iri maymunlar olup, gelişmiş zihinsel becerileri ve sosyal yaşamları ile önplana çıkar ve beş türden oluşur: gibon, goril, orangutan, şempanze ve insan... fella = fellow: adam, herif... pet = ev hayvanı, süs hayvanı ("evcil" olmak zorunluğu yok)... the wife = my wife...

“But what about the smell?” someone asked.

“Oh, he’ll just have to get used to it, the same way I did.”

WOW !!

 

yeni fıkra

 

WORTH GETTING SPANKED FOR

worth getting spanked for = uğruna dayak yemeğe değer. spanking = (genelde dizine yatırarak) kabalarına vurmak şeklinde uygulanan dayak şekli...

One night a father sent his kid to bed. Five minutes later the boy screamed, "Dad! Can you get me a glass of water!?!"

"No. You had your chance before."

A minute later the boy screamed again, "Dad!! Can you get me a glass of water?"

"No. You had your chance. Next time you ask I'll come up there and spank you."

"Dad! When you come up to spank me can you bring me a glass or water?"

 

yeni fıkra

ingilizce seti süper

fikralar     .SÜPER İNGİLİZCE EĞİTİM SETİ.   fikralari

ingilizce seti süper

yeni fıkra

 

THE COUNTDOWN

= Geriye sayma... "To count down" fiilinden ad... Tıpkı, "to break down" = bozulmak, arıza yapmak, fiilinden "breakdown" = bozukluk, arıza adı gibi...

A man goes to his doctor for a complete checkup. He hasn't been feeling well and wants to find out if he's ill. After the checkup, the doctor comes out with the results of the examination.

"I'm afraid I have some bad news. You're dying and you don't have much time," the doctor says.

"Oh no, that's terrible! How long have I got?" the man asks.

"10.." says the doctor.

"10? 10 what? Months? Weeks? What?!" he asks desperately.

The doctor gives him a pitying look and starts the countdown:

"10...9...8...7..."

desperately = çaresizlik içinde... to give a pitying look = acıyan gözlerle bakmak...

 

yeni fıkra

 

GRATITUDE

 

Okunuşu = /græ-tiçuyd/ = minnettarlık...

 

Peki bu /ç/ sesi nereden çıktı şimdi?? Biliyorsunuz, "u" harfi ile gösterilen /yu/ sesinden önce /d/ sesinde bir /c/ leşme; ve /t/ sesinde ise bir /ç/ leşme yapılır. Örnek Do you? Don't you?... Bu sözcükleri vurgulayarak ayrı ayrı söylerseniz, ses değişikliği uygulamazsınız. Ama, normalde olduğu gibi, birbirine ularsanız, yukardaki uygulama geçerlik kazanır.

 

Bu arada bu /c/ ve /ç/ sesini DÜPEDÜZ /c/ ve /ç/ değil de, "C'leşen / Ç'leşen T" şeklinde telaffuz etmeğe çalışınız.

 

Gardner goes to see his supervisor in the front office.

 

"Boss," he says, "we're doing some heavy house-cleaning at home tomorrow, and my wife needs me to help with the attic and the garage, moving and hauling stuff."

 

attic /Æ-tik/ = tavanarası ('nda depo olarak kullanılan oda -- bizde rastlanmıyor, ama onların kültüründe çok önemli bir kavram)... to do (some heavy) house-cleaning = Deyime dikkat...

 

to haul /ho:l/ (kalın /l/ ile = çekmek, sürüklemek, çekerek hareket ettirmek (kavramda, belli bir efor sarfı gerektirmek nüansı vardır)...

"We're short-handed, Gardner," the boss replies. "I can't give you the day off."


We're short-handed. = Eleman açığımız var, yeterli adamımız yok... give (take) the day off = günlük izin vermek (almak)...


"Thanks boss," says Gardner, "I knew I could count on you!"

 

I knew I could... etc. = Size güvenebileceğimi biliyordum, Patron!!

 

count on = güvenmek, dayanmak, umudunu ona bağlamak, sözünü tutacağına inanmak... LÜTFEN DEYİME DİKKAT EDİNİZ: "saymak" kavramı ile uzaktan yakından bir ilgisi yok: I know I can count on you... I'm sure we can count on your cooperation... You can count on me... There may be some wage increases next year, but don't count on a big raise (Çok büyük bir artış bekleme)...

 

yeni fıkra

 

WHO  DARES  STOP TEMEL IN THE MIDDLE OF A SENTENCE !

 Who dares?  =  Kim cesaret edebilir ki?

DİKKAT: "dare" fiilinden sonra "to" kullanılabilir veya kullanılmayabilir de...

Temel was learning English.

Teacher: Temel, give me a sentence starting with "I".

Temel began, "I is..."

Teacher stopped him short: "No, Temel. Always say, "I am..."

Temel: All right... "I am the ninth letter of the alphabet."

stopped him short = sözünü kesti; sözünü bitirmesine izin vermedi...

komik fıkra 02     fıkra fıkralar     komik fıkra 04

 
 
 

Yabancı Fıkralar: Türkçe Açıklamalı İngilizce Fıkralar,

World's Funniest Jokes, Dünyanın En Komik Fıkraları

Amerikan Fıkraları, İngiliz Fıkraları,

İskoç Fıkraları, İrlanda Fıkraları,

Doç. Dr. Yalçın İzbul, "Practical English For Turks"

Copyrighted 2001-2014

TIKLAYINIZ... Ayrı Pencere Açılacaktır

 WEBSİTE     TESTLER     KARİKATÜR     EĞLENCE

 

ingilizce seti süper

fikralar     .SÜPER İNGİLİZCE EĞİTİM SETİ.   fikralari

süper fıkralar

TIKLAYINIZ... Ayrı Pencere Açılacaktır