Yabancı Fıkra: Türkçe Açıklamalı İngilizce Fıkralar, World's Funniest Jokes, Dünyanın En Komik Fıkraları Amerikan Fıkraları, İngiliz Fıkraları, İskoç Fıkraları, İrlanda Fıkraları,

Doç. Dr. Yalçın İzbul, "Practical English For Turks",

Copyrighted 2001-20014

 

yabancı fıkralar

 

YABANC FIKRALAR -- 07

 

yabancı fıkralar

 
 
 

 

BRINGER OF BAD LUCK

There is no way into a man's heart... Erkeğin kalbine girmenin yolu yoktur...

A woman's husband has been slipping in and out of a coma for several months and she stayed by his bedside every single day.

to slip = kaymak... to slip in = (normalde) çaktırmadan girmek... to slip out = (normalde) sıvışmak, çaktırmadan tüymek... slipping in and out of a coma = durmadan komaya girip çıkıyordu... every single day = günbegün, hergün, her Allah'ın günü... DİKKAT : "bringer" sözcüğünü genel anlamda "getiren, getirici" olarak kullanamazsınız: Özel bir sözcüktür: A bringer of justice /  bringer of war... gibi.

Once, when he came to, he motioned for her to come nearer and whispered:

once = bir keresinde... when he came to = ayılınca... motioned for her to come nearer / closer = yaklaşması için işaret etti... to whisper = fısıldamak...

"You know what? You have been with me all through the bad times. When I got fired, you were there to support me. When my business failed, you were there. When I got shot, you were by my side. When we lost the house, you gave me support.
When my health started failing, you were still by my side..."

You know what? = Biliyor musun? Bak ne diyecektim... You have been ....... = Kötü zamanlarda hep yanımdaydın... to get fired = kovulmak, işten atılmak... you were by my side = yanımdaydın, bana destek oldun... when my health started failing = sağlığım bozulmağa başlayınca...

"When I consider all that," he said, trying to sit up in bed and started shouting at the top of his voice:

when I consider all that = bütün bunları dikkate aldığımda... to sit up in bed = yatakta doğrulmak... at the top of his voice = avazı çıktığı kadar...

"Just get out of here, woman. You bring me bad luck!"

WOW !!

 

yabancı fıkra

 

MISINTERPRETATION !

A man is driving up a steep, narrow mountain road. A woman is driving down the same road. As they pass each other the woman leans out the window and yells, "PIG!!"

steep = dik... to lean out of = Sarkmak... yell = bağırmak... PIG!! = DOMUZ!!

The man immediately leans out his window and replies, "BITCH!!" They each continue on their way, and as the man rounds the next corner, he crashes into a pig in the middle of the road.

BITCH!! = ŞİRRET KARI!!...  as the man rounds the next corner = bir sonraki dönemeci dönerken...

 

yabancı fıkra

 

BACK TO SCHOOL

The Winter Break was over and the teacher was asking the class about their vacations. She turned to little Johnny and asked what he did over the break.

the winter break = kış tatili... over the break = tatilde, tatil boyunca...

"We visited my grandmother in Punxsutawney, Pennsylvania," he replied.

"That's a very interesting name for a town," the teacher said. "Can you tell the class how you spell 'Punxsutawney'?"

Little Johnny thought about it and said, "You know, come to think of it, we went to Ohio."

Come to think of it, = Bu yaygın deyişi  "Aslına bakılacak olursa," şeklinde çeviriniz...

 

yabancı fıkra

 

MIRROR ON THE WALL

Legend has it that there is a bar in New York where, in the Ladies Room, there is a very special mirror. If one stands in front of the mirror and tells the truth, one is granted a wish. However, if one tells a lie, then *POOF* -- you are instantly swallowed up by the mirror, never to be seen again.

"Legend has it that..." = "Rivayet odur ki..." [legend = efsane]... to grant a wish = 1. "dile benden ne dilersen" demek... [Fakat, 2. "His wish was granted." = Dileği yerine geldi/getirildi]... to swallow = yutmak [burada, edilgen yapı] -- ["up" bir pekiştirici/kuvvetlendirici ve çok daha deyişsel (idiomatik) bir kullanım]... never to be seen again = bir daha asla geri gelmemek (=görünmemek) üzere...

A redhead of questionable looks walks into the Ladies Room and stands before the mirror and says, "I think I'm the most beautiful woman in the world." *POOF* The mirror swallows her.

of questionable looks = pek de güzel olmayan... Peki neden burada "swallow up" kullanmadık? Bknz. bazı durumlarda fazla ince sorulara dalmak yalnızca başınızı ağrıtır: Anadil konuşanların "ritim" duygusunu olduğu gibi kabul ve taklit etmek en iyi yoldur.

Next, a rather large brunette stands before the mirror and says, "I think I think I'm the sexiest woman alive! *POOF* The mirror swallows her.

rather large = oldukça kilolu... brunette = Dipnota bknz... before = in front of... ["Before" sözcüğünün, zaman değil, mekansal konum belirttiği bu ikinci anlamını hiç aklınızdan çıkarmayınız.]

Then an absolutely gorgeous blonde comes in and stands before the mirror; she studies herself in a trance; and no sooner than she begins, "I think..." -- *POOF* She's gone.

absolutely gorgeous = tam anlamıyla şahane... studies herself = kendisini (uzun uzun) inceler... no sooner than she begins = daha başlar başlamaz...

NOT: "Brunette" sözcüğü, bizdeki sözlüklerde "esmer" sözcüğü ile karşılanıyor. Bence bu yanlış. Öncelikle, farklı coğrafyaların ten rengi anlayışının birbirini tam tutmaması doğaldır. İngilizce, "blonde, redhead, brunette, rather dark, dark, dark-skinned, black" tanımlaması ile mutlu görünüyor, ama onlarda da "brunette" kategorisi "white/beyaz" ve "coloured/beyaz olmayan" sınıflamasının belirsiz bir karışımı. Koyu göz ve saç rengi belirleyici kabul edilebilir. Buna göre, iki dilin "kızıl saçlı" ve "sarışın" kavramları birbirini azçok tutuyor. Fakat bizdeki "beyaz tenli (ama koyu göz ve saç rengi), kumral (sarışınımsı fakat koyu göz ve saç rengi), esmer, koyu tenli" gibi tanımlar "brunette -- dark-skinned" kayıcı ölçeği ile birebir çakışmıyor.

 

yabancı fıkra

 

IRREPLACEABLE

My six-year-old grandson called his mother from his friend Charlie's house and confessed he had broken a lamp when he threw a football in their living room.

to replace = değiştirmek, yerine (örneğin) yenisini koymak... replaceable = (mecazi) önemsiz... irreplaceable = "paha biçilmez" DEMEKTİR... Oysa, kök-ek anlamını düşünürsek: "yerine başkası konulamaz", ki küçük çocuk sözcüğü o anlamda yorumluyor... to confess = itiraf etmek... to throw - threw - thrown = fırlatmak, atmak...

"But, Mom," he said, brightening, "you don't have to worry about buying another one. Charlie's mother said it was irreplaceable."

brightening = canlanarak, daha bir neşeyle... You don't...vb. = Yenisini almak konusunda filan endişe duyma, çünkü Çarli'nin annesi... vb.

 

ingilizce seti süper

fikralar     .SÜPER İNGİLİZCE EĞİTİM SETİ.   fikralari

süper fıkralar

 

HE'S IN A HURRY

A clergyman, walking down a country lane, sees a young farmer struggling to load hay back onto a cart after it had fallen off.

clergyman = papaz, rahip, ruhban sınıfından kimse... lane = dar yol, dar sokak... hay = saman... cart = at arabası, basit araba...

"You look hot, my son," said the cleric. "Why don't you rest a moment, and I'll give you a hand."

look hot = sıcaklamış görünüyorsun... cleric = clergyman... 

"No thanks," said the young man. "My father wouldn't like it."

"Don't be silly," the minister said. "Everyone is entitled to a break. Come and have a drink of water."

minister = papaz, vaiz; ayrıca bakan (prime minister = başbakan)... entitled to a break = molaya hakkı vardır, molayı hak etti...

Again the young man protested that his father would be upset. Losing his patience, the clergyman said, "Your father must be a real slave driver. Tell me where I can find him and I'll give him a piece of my mind!"

would be upset = (burada) öfkelenir, kafası kızar; (başka yerde,ayrıca) üzülür, duyguları kabarır... slave driver = insanları köle gibi çalıştıran kimse... give him a piece of my mind = iyice nasihat edeceğim ("aklımın birazını ona vereyim" kavramından)...

"Well," replied the young farmer, "he's under that load of hay."

         

 

 

FUNNY HA-HA, or FUNNY HO-HO ??

A guy was typing away at his home computer, when his six-year-old daughter sneaked up behind him.

guy = adam (American İngilizcesinde çok daha yaygın)... to sneak = gizlice, sezdirmeden hareket etmek ("up" burada bir pekiştirici olmakla birlikte "ona yaklaştı" şeklinde bir anlam katkısı da sağlıyor)...

Suddenly, she turned and ran into the kitchen, squealing to the rest of the family, "I know Daddy's password! I know Daddy's password!"

to squeal = 1. ciyaklamak... 2. ihbar etmek, veya suç ortaklarına ihanet ederek ele vermek...

"What is it?" her sisters asked eagerly.

Proudly she replied, "Asterisk, asterisk, asterisk, asterisk, asterisk!"

eagerly = hevesle, istekle, coşkuyla... asterisk = yıldız işareti...

 

yabancı fıkra

 

FINAL ANNOUNCEMENT

"This is your captain speaking. On behalf of my crew I'd like to welcome you aboard British Airways flight 602 from London to New York. We are currently flying at a height of 35,000 feet midway across the Atlantic.

on behalf of my crew = mürettebatım adına... welcome aboard = gemiye, uçağa, vb. hoşgeldiniz demek, buyur etmek... midway across the Atlantic = Atlantik'in ortasındayız...

"If you look out of the windows on the starboard side of the aircraft, you will observe that both the starboard engines are on fire.

starboard = sağ taraf, sancak tarafı... aircraft = airplane = uçak... engines are on fire = motorlar tutuşmuş yanıyor... [Teknelerde, bow = baş; stern = kıç; starboard = sancak; port = iskele]

"If you look out of the windows on the port side, you will observe that the port wing has fallen off.

port = sol taraf, iskele tarafı... the port wing has fallen off = sol kanat kopup düşmüş...

"If you look down towards the Atlantic ocean, you will see a little yellow life raft with three people in it waving at you.

life raft = kurtarma salı... waving at you = size el sallayan...

"That's me, the copilot, and one of the air stewardesses. This is a recording."

Ben, ikinci kaptan ve hosteslerden biri... Bu bir kayıttır...

yabancı fıkra

 

PAY ME IN ADVANCE

The man looked a little worried when the doctor came in to administer his annual physical, so the first thing the doctor did was to ask whether anything was troubling him.

a little worried = biraz endişeli... to administer = uygulamak (başka anlamları de var: Sözlüğünüze danışınız... annual physical = yıllık fizik muayene, check-up... to trouble = rahatsız etmek, sorun oluşturmak...

"Well, to tell the truth, Doc, yes," answered the patient. "You see, I seem to be getting forgetful. No, it's actually worse than that. I can never remember where I park my car, where I'm going, or what it is I'm going to do once I get there -- if I get there. So, I really need your help. What can I do?"

to tell you the truth = gerçeği söylemek gerekirse... I seem to be = gibi görünüyorum, gibiyim, galiba öyle... actually /ÆK-çuıli/ = aslında... once I get there = bir kez oraya ulaştımmı... if I get there = ulaşacak olursam, ulaşmayı başarırsam...

The doctor mused for a moment, then answered in his kindest tones, "Pay me in advance."

 

yabancı fıkra

ingilizce seti süper

fikralar     .SÜPER İNGİLİZCE EĞİTİM SETİ.   fikralari

ingilizce seti süper

yabancı fıkra

 

RUDE PARROT

On reaching his plane seat a man is surprised to see a parrot strapped in next to him.

He asks the stewardess for a coffee whereupon the parrot squawks, "And get me a coke, you cow!" The stewardess, flustered, brings back a coke for the parrot and forgets the coffee.

on + ad fiil (gerund, fiilin -ing almış ve ad işlevi taşıyan türevi) = Tıpkı Türkçe'deki gibi: "Ulaşması, varması üzerine, ulaşınca/varınca"... to strap = kemer, vb gibi şeylerle bağlayarak raptetmek (buradaki "in", koltuğa iyice yerleştirilmiş olduğu kavramını aktarıyor)...

stewardess = hostes... (denizcilikteki "kadın kamarot" kavramından)... to squawk = genellikle kuşgillerde "bağırmak, çığlık atmak" anlamında kullanılan fiil... You cow !! = "Seni inek seni!!"... flustered = sinirli, heyecanlı ve kafası karışmış...

When this omission is pointed out to her, the parrot drains its glass and bawls "And get me another coke dogface!"Quite upset, the girl comes back shaking with another coke but still no coffee.

omission = düşürme, devre dışı bırakma, kullanmama; (burada) unutulma, yerine getirilmeme... to drain = burada, sonuna kadar boşaltmak... to bawl = yüksek sesle (ve kavgacı edayla) bağırmak, haykırmak... comes back shaking = sinirinden titreyerek döndü... still no coffee = kahve yine yoktu...

Unaccustomed to such slackness the man tries the parrot's approach. "I've asked you twice for a coffee! Go and get it now you old goat!"

slackness = gevşeklik...

The next moment both he and the parrot have been wrenched up and thrown out of the emergency exit by two burly stewards. Plunging downwards the parrot turns to him and says, "For someone who can't fly, you've got guts!"

wrenched up = yerlerinden koparılır gibi kaldırılıp... burly = iriyarı, güçlü kuvvetli... to plunge = dalışa geçmek; atlamak, dalmak; burada "düşmek"... You've got (the) guts = çok cesursun... You haven't got the guts = O cesaret sende ne arar?! [Olumlu deyimde "the" yaygındır. Olumsuz deyimde "the" zorunludur diyebiliriz.]

 

yabancı fıkra

Yabancı Fıkralar: Türkçe Açıklamalı İngilizce Fıkralar,

World's Funniest Jokes, Dünyanın En Komik Fıkraları

Amerikan, İngiliz, İskoç, İrlanda Fıkraları,

 

Doç. Dr. Yalçın İzbul, "Practical English For Turks"

Copyrighted 2001-2014

yabancı fıkra

 

A SICK STORY

sick joke = marazi fıkra, veya tiksindirici, veya zevk yoksunu, veya incelikten uzak; veya besbelli sardonik, satirik, sarkastik, bir hasta ruhun ürünü; çarpık, sapkın bir zekânın zalim saldırısı sözümona fıkra...

When Beethoven passed away, he was buried in a secluded churchyard... A couple days later, the town drunk was walking through the cemetery and heard some strange noises coming from the area where Beethoven was buried.

to pass away = ölmek, "ebediyete intikal etmek"... to be buried = gömülmek (to bury - buried - buried... Burada fiilinin edilgen hali... Okunuşu: /BE-ri/, /BE-ri:d/, ikinci sözcüğü uzun /i:/ ile okuyunuz... secluded = asude ("benzerlerinden uzakta, bir kenara çekilmiş, münzevi". kavramlarından).. churchyard = kilise avlusu... the town drunk = "mahallenin ayyaşı"...

Terrified, the drunk ran and got the priest to come and listen to it. The priest bent close to the grave and heard some faint, unrecognizable music coming from the grave. Frightened, the priest ran and got the mayor.

bent close = eğilerek yaklaştı... faint = belli belirsiz, zor işitilen, "baygın" kavramından... mayor /ME-yı/ = belediye başkanı...

When the mayor arrived, he bent his ear to the grave, listened for a moment, and said, "Ah, yes, that's his Ninth Symphony, being played backwards."

He listened a while longer, and said, "There's the Eighth Symphony, and it's backwards, too. Most puzzling." So the mayor kept listening; "There's the Seventh... the Sixth... the Fifth..."

being played backwards = tersine, sondan başa çalınıyor... There's ......... = İşte ......... (Şimdi de .........)... most puzzling = çok kafa karıştırıcı, bilmece-bulmaca gibi... keep + Ving = sürdürmek: kept listening = dinlemeyi sürdürdü....

Suddenly the realization of what was happening dawned on him; he stood up and announced to the crowd that had gathered in the cemetery, "My fellow citizens, there's nothing to worry about. It's just Beethoven decomposing."

realization = anlama, kafaya dank etme... dawn on = "ampul yanmak", birden anlamak... to gather = toplamak, toplanmak... to the crowd that had gathered = toplanmış olan kalabalığa... My fellow citizens = Yurttaşlarım! Hemşehrilerim! (hitap)...

to decompose = çürümek, dekompoze olmak... "To compose music" (müzik kompoze etmek) kavramından yola çıkarak, "tersine kompoze etmek" kavramı ile oluşturulan bu sözcük oyunu ile, ortaya gerçekten de çok "sick" ve "sick-minded" (hasta ruhlu) bir fıkra çıkıyor... Ama, söz aramızda, çok da hoş bir fıkra, kim düşündüyse...

         

 
 
 

Yabancı Fıkralar: Türkçe Açıklamalı İngilizce Fıkralar,

World's Funniest Jokes, Dünyanın En Komik Fıkraları

Amerikan Fıkraları, İngiliz Fıkraları,

İskoç Fıkraları, İrlanda Fıkraları,

Doç. Dr. Yalçın İzbul, "Practical English For Turks"

Copyrighted 2001-2014

TIKLAYINIZ... Ayrı Pencere Açılacaktır

 WEBSİTE     TESTLER     KARİKATÜR     EĞLENCE

 

ingilizce seti süper

fikralar     .SÜPER İNGİLİZCE EĞİTİM SETİ.   fikralari

süper fıkralar

TIKLAYINIZ... Ayrı Pencere Açılacaktır