Yabancı Fıkra: Türkçe Açıklamalı İngilizce Fıkralar, World's Funniest Jokes, Dünyanın En Komik Fıkraları Amerikan Fıkraları, İngiliz Fıkraları, İskoç Fıkraları, İrlanda Fıkraları,

Doç. Dr. Yalçın İzbul, "Practical English For Turks",

Copyrighted 2001-2014

 

yabancı fıkralar

 

YABANC FIKRALAR -- 09

 

yabancı fıkralar

 
 
 

 

HIS LUCK HAS TURNED

Two men that haven't seen each other in several weeks run into each other on the street.

- Haven't seen you in a while, how's everything going?

- Pretty good. Two weeks ago I got a call from a lawyer in Florida. It seems I had an aunt that I never knew about that died and left me $2,000,000.

- That's great!

- Yeah. And then last week I hit the lottery and won $7,000,000.

- That's wonderful!

- Yeah, but this week, nothing!

his luck turned = şansı döndü (iyiye veya kötüye)... run into each other = birbirlerine rastlarlar ("present tense" te öykü anlatma)... in a while = for a while, bir süredir... I hit the lottery = piyangoyu kazandım... Yeah, but... etc. = İyi de, bu hafta hiçbirşey yok!.....

 

yeni fıkra

 

NOT ONLY BLIND BUT ALSO OUT OF HER MIND

"Mary," asked a playful friend of hers one day, "what would you do if you caught your husband with another woman?"

playfully = şakacı, oyunbaz bir tavırla...

"Another woman with MY husband?" Mary thought it over.

DİKKAT = Öykünün hakkını vermek için, vurgulanan "MY" sözcüğünü bastırarak okumalısınız...

"Let's see. I'd break her cane, shoot her guide dog, and call a cab to take her back to the institution she escaped from."

Let's see = Dur bakalım, bir bakalım, dur bi düşüneyim... break her cane = bastonunu kırmak... guide dog = klavuz köpek (buradaki "köpeği vururdum" ifadesi, kör sahibine iyi hizmet veremediği için beş para etmez" kavramında... institution = Burada kastedilen: Mental institution...

 

yeni fıkra

ingilizce seti süper

fikralar     .SÜPER İNGİLİZCE EĞİTİM SETİ.   fikralari

süper fıkralar

yeni fıkra

 

TOO EXPENSIVE A GIFT

Joe asks his wife, Karen, what she wants for their 40th wedding anniversary.

 

wedding anniversary = evlenme yıldönümü...

"Would you like a new mink coat?" he asks.

"Not really," says Karen.

 

not really = pek değil...

"Well, how about a new Mercedes sports car?" says Joe.

"No," she responds.

"What about a new vacation home in the country?" he suggests.

 

vacation  /vey-key-şın/ veya, /vı-key-şın/ = tatil... DİKKAT: Bu sözcüğü, vocation ile karıştırmayınız: /vou-key-şın/ = meslek, iş, "kişilik veya kaderinin insanı yönelttiği hayat yolu"... "This Center aims at helping our students find their true vocation in life." "After the publication of his first book, he took up full time writing. He had found his true vocation in life."

She again rejects his offer with a "No thanks."

"Well, what would you like for your anniversary?" Joe asks.

"Joe, I'd like a divorce," answers Karen.

"Sorry, I wasn't planning to spend that much," says Joe.

 

divorce = boşanma... I wasn't planning ...etc = Üzgünüm, karıcığım; o kadar çok harcama yapmayı planlamıyordum...

  WOW !!

 

yeni fıkra

 

AIN'T IT A MUSICAL INSTRUMENT?

 

My wife and I were browsing in a crafts store when I noticed a display of country-style musical instruments. After looking over the flutes, dulcimers and recorders, I picked up a shiny, one-stringed instrument I took to be a mouth harp. I put it to my lips and, much to the amusement of other shoppers, twanged a few notes on it.

 

to browse = gözden geçirmek, şöyle bir göz atmak (genellikle "browsing through a book, the archives, the pages" gibi deyimlerde kullanılır)... crafts store = el sanatları ürünleri satılan dükkan... display = sergileme... dulcimer /DAL-sımır/ = santur, kanun tipi çalgı...

 

recorder = zurna benzeri, flavta veya çığırtma türü çalgılar... shiny = parlak, parlayan... one-stringed = tek telli... took to be = olduğunu sandım... twang = telli sazlarda tele vurmak, çekip bırakmak...

 

After watching from a distance, my wife came up and whispered in my ear, "I hate to tell you this, honey, but you're trying to play a cheese slicer."

 

came up (veya came up to me) = yanıma yaklaştı... to whisper = fısıldamak... I hate to tell you this, but etc = Sana bunu hiç söylemek istemezdim, ama (söylemek zorundayım ki)... cheese slicer = peynir dilimleyici... to slice /slays/ = dilimlemek...

 

a slice of bread = bir dilim ekmek... (Ama İngilizce'de, bizdeki acındırıcı "bir lokma ekmek" anlamı yok.)

 

yeni fıkra

 

DECORATIVE EXPENSES

A young woman decided to redecorate her bedroom. She wasn't sure how many rolls of wallpaper she would need, but she knew that her friend next door had recently done the same job and the two rooms were identical in size.

to redecorate = "boya-badana" yapmak... roll = rulo... identical = özdeş, aynı... identical twins = bir yumurta ikizleri...

"Buffy," she said, "how many rolls of wallpaper did you buy for your bedroom?"

"Ten," said Buffy.

So the girl bought the ten rolls of paper and did the job, but she had 2 rolls leftover.

leftover = geride kalan, artık...

"Buffy," she said. "I bought ten rolls of wallpaper for the bedroom, but I've got 2 leftover!"

"Yeah!" said Buffy. "So did I."

    fıkra fıkralar    komik fıkra 03

 

 

SALES TACTICS

The proprietor of a successful optical shop was instructing his son on how to charge a customer.

proprietor /prop-RA-yıtır/ = sahibi... to instruct = talimat vermek, öğretmek... how to charge the customer = müşteriye nasıl fiat verileceği...

"After you have fitted the customer's glasses," he said, "and he asks you what the charge will be, you say, '$10.' Then see if he winces."

to fit = takmak, yerine oturtmak, uydurmak... glasses = gözlük... "İki (çift) gözlük" demek için "two pairs of glasses" demek zorundasınız. Gözlüğünüzü arıyor, bulamıyorsanız, soracağınız soru: "Have you seen my glasses?" (Yani tekildir)...

"If the customer doesn't wince you say, 'For the frames. The lenses will be another $10.'"

"If he still doesn't wince, you say firmly, 'Each.'"

to wince = ürkmek şeklinde tepki vermek... frames = çerçeve... lenses = camlar (gözlükte)... Ayrıca, tabii, "lenz" anlamı da var...

yeni fıkra

Yabancı Fıkralar: Türkçe Açıklamalı İngilizce Fıkralar,

World's Funniest Jokes, Dünyanın En Komik Fıkraları

Doç. Dr. Yalçın İzbul, "Practical English For Turks"

Copyrighted 2001-2914

yeni fıkra

 

CONFESSION

 

One Saturday, as Mom was finishing the dinner dishes, my father stepped up behind her. "Would you like to go out, girl?" he asked.

Not even turning around, my mother quickly replied, "Oh, yes, I'd love to!"

They had a wonderful evening, and it wasn't until the end of the evening that Dad finally confessed that his question had actually been directed to the family dog, laying near Mom's feet on the kitchen floor.

 

finishing the dinner dishes = bulaşıkları bitirirken... wasn't until ... that Dad confessed = Babam ancak ... zaman itiraf etti... to direct a question = bir soru yöneltmek...

 

yeni fıkra

 

FUNNY HA HA; or, FUNNY HO HO ??

 

Why did the chicken say, "Meow, oink, bow-wow, and moo?"

She was studying foreign languages!

 

yeni fıkra

 

SCHOOL FRIENDS

 

While waiting for my first appointment in the reception room of a new dentist, I noticed his certificate, which bore his full name.

appointment = 1. atama / atanma; 2. randevu... [Dikkat: arkadaş veya sevgili buluşması için "date"]... reception room = "kabul" odası (konuk kabul etmek için); bekleme odası... (Ayrıca dipnota bknz)... to bear = Bu önemli fiil en aşağıda açıklanıyor... which bore his full name = adını soyadını taşıyan (sıfat-cümlecik: "ki, adını soyadını taşıyordu)...

Suddenly, I remembered that a tall, handsome boy with the same name had been in my high school class some 40 years ago. Birden, yaklaşık kırk yıl önce lise sınıfımda aynı adı taşıyan uzun boylu yakışıklı bir çocuk olduğunu anımsadım.

Upon seeing him in person, however, I quickly discarded any such thought. This balding, gray-haired man with the deeply lined face was too old to have been my classmate.

some 40 years ago = yaklaşık kırk yıl önce... upon seeing him in person, however, = ama kendisini şahsen (etli kanlı karşımda) görünce (=görmem üzerine) [Buradaki yapı: on + present participle]... upon = on...  to discard = çöpe atmak, kullanımdan çıkarmak (burada mecazi)... balding = saçları dökülmekte, yarı dazlak ("bald" laşmakta olan, kavramından)... gray = veya, grey = gri... deeply lined = derin çizgiler olan, kırış kırış... classmate = sınıf arkadaşı...

After he had examined my teeth, I asked him if he had attended the local high school.

the local high school = "bizim burdaki lise" -- Öyküyü anlatan kişinin, hala aynı semtte oturmakta olduğunu; yeni diş hekiminin de şimdi bu semtte muayenehane açmış olduğunu anlıyoruz...

"Yes," he replied.

"When did you graduate?" I asked. Ne zaman mezun oldunuz?

He answered, "In 1972."

"Why, you were in my class!" I exclaimed.

Why = Yapma yahu! Vay be! Bak sen!

He looked at me closely and then asked, "What did you teach?"

What did you teach? = Ne öğretmeniydiniz?..

 

 "TO BEAR" Fiili...

to bear, bore, borne = Bu fiilin anlamı: taşımak (ve bu genel kavramdan oluşturulan çeşitli nüanslar: ağırlığını çekmek, tahammül etmek, vb): A monorail system bears the weight of the carriages on a central rail... Atlas bore the weight of the world on his shoulders... Oh, I can't bear that fellow! (Öf, o adama tahammül edemiyorum)...

to bear, bore, born = (Okunuşları aynı) çocuk doğurmak... [Tabii, yine çocuğu taşımak kavramından]... İşte o nedenle, "doğdum, doğmuşum" un karşılığı İngilizce'de edilgen kullanımla "I was born..." = Yani, "doğuruldum, doğurulmuşum" şeklinde ifade ediliyor...

Okunuş: /BE:(r)/ -- /BO:/ -- /BO:N/... Amerikanca için uygun  /r/ sesini ilave ediniz.

------------------------------------------------------------

reception = "to receive" fiilinden ad. Türkçe'deki "resepsiyon" kavramı -- yakın yıllarda biraz sulandırılmış olsa da -- "kabul resmi -- resmi kabul" kavram kökünden geliyor.

 

 

  WOW !!

 

 

yeni fıkra

 

THE BOSS SAID:

 

So you want a day off... Let's take a look at what you are asking for:

So you want the day off? = Demek ki bugün için izin almak istiyorsun... Let's take... etc = Şu istediğin şeyi bir inceliyelim bakalım...

There are 365 days per year available for work. There are 52 weeks per year in which you already have 2 days off per week, leaving 261 days available for work.

Since you spend 16 hours each day away from work, you have used up 170 days, leaving only 91 days available.

available for work = çalışmak için elde bulunan, mevcut, kullanılabilecek... already = zaten... 2 days off per week = haftada iki gün izinli... since = "because, since, as..." = --e göre; --- olduğu için... to use up = kullanıp bitirmek, sonuna değin tüketmek...

You spend 30 minutes each day on coffee break, which counts for 23 days each year, leaving only 68 days available. With a 1 hour lunch each day, you used up another 46 days, leaving only 22 days available for work.

coffee break = kahve molası... to count for = anlamına gelmek, hesabını vermek ("to account for" anlamında)... "Ki bu da yılda 23 gün eder / demektir."

You normally spend 2 days per year on sick leave. This leaves you only 20 days per year available for work. We are off 5 holidays per year, so your available working time is down to 15 days. We generously give 14 days vacation per year, which leaves only 1 day available for work and I'll be darned if you are going to take that day off!

on sick leave = hastalık izninde... generously /CE-nırısli/ = cömertce, cömertlikle... vacation = holiday, tatil... "I'll be darned if..." = "I'll be damned if..." (Yaparsam Allah belamı versin) deyimi için daha "kibarca" bir anlamdaş...

    fıkra fıkralar    komik fıkra 03

 
 
 

Yabancı Fıkralar: Türkçe Açıklamalı İngilizce Fıkralar,

World's Funniest Jokes, Dünyanın En Komik Fıkraları

Amerikan Fıkraları, İngiliz Fıkraları,

İskoç Fıkraları, İrlanda Fıkraları,

Doç. Dr. Yalçın İzbul, "Practical English For Turks"

Copyrighted 2001-2014

TIKLAYINIZ... Ayrı Pencere Açılacaktır

 WEBSİTE     TESTLER     KARİKATÜR     EĞLENCE

 

ingilizce seti süper

fikralar     .SÜPER İNGİLİZCE EĞİTİM SETİ.   fikralari

süper fıkralar

TIKLAYINIZ... Ayrı Pencere Açılacaktır