Yabancı Fıkra: Türkçe Açıklamalı İngilizce Fıkralar, World's Funniest Jokes, Dünyanın En Komik Fıkraları Amerikan Fıkraları, İngiliz Fıkraları, İskoç Fıkraları, İrlanda Fıkraları,

Doç. Dr. Yalçın İzbul, "Practical English For Turks",

Copyrighted 2001-2014

 

yabancı fıkralar

 

YABANC FIKRALAR -- 10

 

yabancı fıkralar

 
 
 

 

SUCH FRANKNESS

 Açık Sözlülüğün Böylesi...

 

When a guy's printer type began to grow faint, he called a local repair shop where a friendly man informed him that the printer probably needed only to be cleaned. Because the store charged $50 for such cleanings, he told him he might be better off reading the printer's manual and trying the job himself.

began to grow faint = soluk yazmağa başladı... to be better off = daha lehine ve kârına  olmak...

Pleasantly surprised by his candor, he asked, "Does your boss know that you discourage business?"

pleasantly surprised = beklenmedik ve hoş bir şaşırmayla... candor = açık yüreklilik, açık sözlülük... to discourage business = müşterileri kaçırmak...[to encourage = teşvik etmek, kavramının tersi]...

"Actually, it's my boss's idea," the employee replied sheepishly. "We usually make more money on repairs if we let people try to fix things themselves first."

actually = "Aslında..", diye söze başlıyor... sheepishly = aptal ve herşeyi itiraf eder bir yüz ifadesiyle; alı al moru mor; "boynunu büküp itiraf etti" diyebilirdik...

 

yeni fıkra

 

IN THE COURT-ROOM

Mahkeme Salonunda

Prosecutor: "Did you kill the victim?"

Defendant: "No, I did not."

Prosecutor: "Do you know what the penalties are for perjury?"

Defendant: "Yes, I do. And they're a lot better than the penalty for murder."

prosecutor = savcı, iddia makamı... victim = kurban... defendant = davalı, sanık (to defend = savunmak, kavramından)... penalty = ceza... perjury = yemin altında yalan söyleme...

 

yeni fıkra

 

MAGIC SHOW

During a recent vacation in Las Vegas, a man went to see a popular magic show. After one especially amazing feat, a man from the back of the theater yelled, "How'd you do that?"

magic show = sihirbazlık gösterisi... feat = büyük hüner ve effor gerektiren eylem... to yell = bağırmak... How'd you = how would you, etc = Nasıl yapıyorsun bunu?...

"I could tell you, sir", the magician answered, "But then I'd have to kill you."

After a short pause, the man yelled back, "Ok, then... just tell my wife!"

yelled back = cevaben bağırdı...

 

yabancı fıkra

ingilizce seti süper

fikralar     .SÜPER İNGİLİZCE EĞİTİM SETİ.   fikralari

süper fıkralar

yabancı fıkra

 

JOB INTERVIEW

 

Reaching the end of a job interview, the human resources person asked a young engineer fresh out of MIT what kind of a salary he was looking for.

"In the neighborhood of $140,000 a year, depending on the benefits package."

"Well, what would you say to a package of 5-weeks vacation, 14 paid holidays, full medical and dental, company matching retirement fund to 50% of salary, and a company car leased every 2 years...say, a red Corvette?"

"Wow! Are you kidding?"

"Yeah, but you started it."

human resources = insan kaynakları... person = Burada, tıpkı "chairman" yerine "chairperson" denildiği gibi, cinsiyet ayrımı gözetmemek için "man, woman" yerine... MIT /em-ay-ti:/ = Massachusetts Institute of Technology -- ABD'nin ünlü eğitim kurumlarından...

neighbourhood = (burada) dolaylarında... benefits package = Aylık ücrete ek olarak sunulan sigorta, emeklilik, izin, tatil gibi çalışanın lehine eklentiler...

Are you kidding? = Şaka mı ediyorsunuz?... Yeah, but you started it! = Doğru, ama bunu sen başlattın!!

Tipik bir "benefits package" içinde anılanlara örnekler:

Retirement system, health insurance, life insurance, disability benefits, holidays, bereavement leave (yakın akraba ölümlerinde)...

İleri ülkeler, çalışanlara köle muamelesi yaparlar: "Holidays" başlığı altında azami yılda on gün tatil ya vardır ya yoktur!! Oysa bize gelince, sağolsun şimdiki Hükûmet de, "az maaş -- çok tatil" ilkesini öncekilerden aynen tevarüs etmişe benziyor...

 

yeni fıkra

 Doç. Dr. Yalçın İzbul, "Practical English For Turks"

Copyrighted 2001-2014

yeni fıkra

 

LONG SPEECH

A man is giving a speech at a meeting. He gets a bit carried away and talks for two hours.

Finally, he realizes what he is doing and says; "I'm sorry I talked so long. I left my watch at home."

A voice from the back of the room says, "Yeah, but there's a calendar behind you."

a bit = a little (tabii, burada mecazi olarak "bir hayli" anlamında)... to get carried away = coşmak, kendinden geçmek, mestolmak, ölçüyü kaçırmak, abartmak...

 LANGUAGE TIPS

 Püf Noktaları

"We have little sugar." --- "We have a little sugar."

"I have few friends." --- "I have a few friends."

Hangi tümcede şeker miktarı ve arkadaş sayısı diğerine göre daha az sayıda vera miktardadır? Daha kıttır??

We have little sugar. = Çok az şekerimiz var.

We have a little sugar. = Biraz şekerimiz var.

I have few friends. = Çok az arkadaşım var.

I have a few friends. = Birkaç, üç-beş arkadaşım var.

Hatta, kinayeli ses tonlarıyla, "Biz de bu dünyada yapayalnız değiliz herhalde; bizim de dostlarımız, arkamız var," anlamı taşıyacaktır.

 SONUÇ  : Bir kimse için, "I have little love for him," derseniz, bunun anlamı: "Ona pek sevgim yok," hatta, "Ondan bayağa nefret ediyorum," olacaktır.

    fıkra fıkralar

 

 

SLEEPING PILLS

An exhausted looking man dragged himself into the Doctor's office. "Doctor, there are dogs all over my neighbourhood. They bark all day and all night, and I can't get a wink of sleep."

an exhausted looking man = bitkin görünen bir adam... to drag = sürüklemek... dragged himself into...etc = zorlukla kendini sürüyerek muayenehaneye girdi... all over my neighbourhood = bizim semtin her yerinde, her tarafında, tümünde... to bark = havlamak... a wink of sleep = bir "damla" uyku ("wink" gözkırpması, demektir)...

"I have good news for you," the doctor answered, searching through a drawer full of sample medications. "Here are some new sleeping pills that work like a dream. A few of these and your trouble will be over."

to be over = bitmek... Your trouble will be over. = Dertlerin (başındaki sorun, bela) sona erecek...

"Great," the man answered, "I'll try anything. Let's give it a shot."

I'll try anything. = "Herşeyi denemeye hazırım"... Let's give it a shot. = "Bir deneyelim"...

A few weeks later the man returned, looking worse than ever. "Doc, your plan is no good. I'm more tired than before!"

looking worse than ever = herzamankinden daha kötü görünüyordu...

 DİKKAT:  Bu "more + (sıfat/zarf +) than ever" yapısı, özellikle bizim siyasetçilerin pek sevdiği "herzamankinden daha falan filan" yapısının tam karşılığıdır.

"I don't understand how that could be", said the doctor, shaking his head. "Those are the strongest pills on the market!"

 DİKKAT:  "He shook his head." = "Hayır" anlamında başını salladı... "He nodded." = "Evet" anlamına başını salladı.... Dikkat ederseniz, ikinci yapıda "one's head" eklemesine gerek duıyulmuyor...

"That may be true," answered the man wearily, "but I'm still up all night chasing those dogs and when I finally catch one it's very hard getting him to swallow the pill!!!"

wearily /wee-rili/  = yorgunlukla, bıkkınlıkla... to chase = kovalamak...

 DİKKAT:  Ettirgen çatıdaki "get smb to do sth" yapısına dikkat... "Hapı yutmasını sağlamak ("yutturtmak") çok zor...

 

yeni fıkra

Yabancı Fıkralar: Türkçe Açıklamalı İngilizce Fıkralar,

World's Funniest Jokes, Dünyanın En Komik Fıkraları

Amerikan, İngiliz, İskoç, İrlanda Fıkraları,

Doç. Dr. Yalçın İzbul, "Practical English For Turks"

Copyrighted 2001-2014

yeni fıkra

 

THE COPYCAT

 

Mütekallit !!

 

In class one day, Mr. Johnson pulled Johnny over to his desk after a test, and said, "Johnny I have a feeling that you have been cheating on your tests."

 

pulled Johhny over to his desk = masasına çekti (=çağırdı)... after a test = bir sınavdan sonra...

 

I have a feeling that... = İçimde öyle bir his var ki... to cheat = hile yapmak; buradaki bağlamda: kopya çekmek...

Johnny was astounded and asked Mr. Johnson to prove it.

 

"Well, said Mr. Johnson, I was looking over your test and the question was, 'Who was our first president?' and the little girl that sits next to you, Mary, put 'George Washington,' and so did you."

 

to be astounded = şaşakalmak... look over = incelemek... iki virgül arasında geçen "Mary" = "Yani, Mary"... Unutmayınız, İngilizce'de bu şekilde kullanılan iki virgül = bir parantetik açıklama demektir; Türkçe'ye "yani" açıklaması ile çevirebilirsiniz...

"So what? Everyone knows that he was the first president."

 

So what?  = Ne olmuş ki yani?...

"Well, just wait a minute," said Mr. Johnson. "The next question was, 'Who freed the slaves?' Mary put Abraham Lincoln and so did you."

 

to free the slaves = köleleri özgürlüğe kavuşturmak...

 

"Well, I read the history book last night and I remembered that," said Johnny.

"Wait, wait," said Mr. Johnson. The next question was, 'Who was president during the Louisiana Purchase?' Mary put 'I don't know,' and you put, 'Me neither'."

 

Bir dakika, bir dakika. Mary "Bilmiyorum" yazmış. Sen de, "Ben de, ben de bilmiyorum yazmışsın kağıdında aynı soru için" !!

 

yeni fıkra

 

OUR BEST MAN ON THE TEAM

 

Takımdaki En İyi Adamımız !!

 

A football coach walked into the locker room before a game, looked over to his star player and said, "I'm not supposed to let you play since you failed math, but we need you in there. So, what I have to do is to ask you a math question, and if you get it right, you can play."

 

football = Bu bir Amerikan fıkrası; burada kastedilen Amerikan "futbolu"... coach /kouç/ = "Koç" -- On yıl öncesine değin TV'lerdeki bu sözcüğe gülüyorduk; şimdi artık standart "Türkçe"... [The moral is that one/you cannot stand before the tides of change... = Alınacak ders şudur ki: Değişim dalgalarının (med-cezir) önünde duramazsınız...]

 

to be supposed to do sth = Birşeyi yapması kendisinden isteniliyor olmak; bu yolda bir direktif verilmiş olmak; varsayılmak, farzolunmak... "I'm not supposed to let you play since you failed math...  = Matematikten çakmış olduğun için seni oynatmamam gerekiyor...

 

What I have to do is + mastar (infinitive)  = yapmak zorunda olduğum şey, ......maktır. What I want to do now is + mastar = Şimdi yapmak istediğim şey, ......maktır. ÖRNEK: What I want to do now is to get a good sleep... Şimdi yapmak istediğim şey, iyi bir uyku çekmek...

 

If you get it right = Eğer (doğru) bilirsen...

The player agreed, and the coach looked into his eyes intently and asks, "Okay, now concentrate hard and tell me the answer to this. What is two plus two?"

 

looked into his eyes intently = gözlerinin içine manalı manalı bakarak... (başka yerde, "dimdik, doğrudan, ısrarla, araştıran soran gözlerle" gibi anlamlar verebilir.

The player thought for a moment and then he answered, "4?"

 

"4?" = dört mü, acaba?? (Okunuşu, soru tarzında; yani yükselen tonda olacak)

"Did you say 4?" the coach exclaimed, delighted that he got it right.

 

"Did you say 4?" = Dört mü dedin? Dört mü dedin?... exclaimed = diye bağırdı... delighted that = çok mutlu olarak, ağzı kulaklarına vararak... to be delighted that + clause veya to be delighted at sth = çok  memnun ve mutlu olmak, zevkten dörtköşe olmak... Turkish delight = Lokum!! (Türklerin çok mutlu eden şeyi mi!!)

At that very same moment, all the other players on the team began screaming, "Come on coach, give him another chance!"
Hadi Koç, bir şans daha tanı O'na...

 

at that very same moment = tam o anda... began screaming = diye bağırışmağa başladılar...

    fıkra fıkralar

 
 
 

Yabancı Fıkralar: Türkçe Açıklamalı İngilizce Fıkralar,

World's Funniest Jokes, Dünyanın En Komik Fıkraları

Amerikan Fıkraları, İngiliz Fıkraları,

İskoç Fıkraları, İrlanda Fıkraları,

Doç. Dr. Yalçın İzbul, "Practical English For Turks"

Copyrighted 2001-2014

TIKLAYINIZ... Ayrı Pencere Açılacaktır

 WEBSİTE     TESTLER     KARİKATÜR     EĞLENCE

 

ingilizce seti süper

fikralar     .SÜPER İNGİLİZCE EĞİTİM SETİ.   fikralari

süper fıkralar

TIKLAYINIZ... Ayrı Pencere Açılacaktır